Seyyid Ahmed Arvasi anılıyor...

türk ocağı

serdengeçti
HH Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
1,813
Reaction score
0
Puanları
0
Konum
Taceddin Dergahı
S-AHMED-ARVASI.jpg

15 şubat 1932 --- 31 aralık 1988


Seyyid Ahmed Arvasi'nin ölümünün üzerinden 19 yıl geçti. 31 Aralık 1988'de hayata gözlerini yuman Arvasi görünmeyen yönü görünenden çok daha fazla olan buzdağları gibi bir karaktere sahipti. Kendisini ölüm yıldömünde anıyoruz...

Seyyid Ahmet Arvasi, Van/Doğu Beyazıt’ta dünyaya gelmiştir.Ailesi Müküs(Bahçesaray) kasabasına bağlı Arvas(Doğanyayla) köyündendir. Soyadı kanunu ile köylerinin adı, soyadları olur. Arvasiler olarak bilinirler.

"Dünyada iki Türk kalsa biri benim" diyen babası, Anadolu’da yetişen büyük velilerden Seyyid Abdülhakim Arvasi (Necip Fazıl Kısakürek’in şeyhi.)’ dir.

Ahmet Arvasi, Seyyiddir. Seyyid, Hz. Muhammed(s.a.v)’in soyundan gelenlere denir.

Seyyid Ahmet Arvasi, 1952’de Erzurum Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra, bir süre öğretmenlik görevinde bulundu. 1958’de Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü’nü bitirmesiyle birlikte, Balıkesir, Bursa ve İstanbul’daki eğitim enstitülerinde hocalık yaptı. 1974 yılında emekli oldu. Bu yıllarda Milliyetçi Hareket Partisi(MHP) Genel İdare Kurulu’na seçildi. 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar görevine devam etti. 12 Eylül darbesinden sonra MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’ndan yargılandı. Mamak Cezaevi’nde işkence gördü.

1979 yılında MHP büyük kongresinde üye olarak seçilmiş ve bunu radyodan haberleri dinlerken duymuştu. Seyyid Ahmet Arvasi 31 aralık 1988 tarihinde Erenköy’deki evindeydi. Saat 11.00’i gösterdiğinde daktilosunun başında ruhunu teslim etti, daktilosundundaki son kelime ise manidardır; ALLAH...

Şuurlu bir Türk Milliyetçisiydi. Tıpkı 17.Yüzyılda yaşayan müfessir Vani Mehmet Efendi gibi düşünüyor, onun bundan üç yüz yıl önce "Arais-ül Kur''an" adlı kitabının ikinci cilt, 250.yaprağında yazdığı gibi: "Türkler, Kur''an'da bahsi geçen Zülkarneyn''den maksat Oğuz Han olduğunu söylerler ki bu konuda tereddüdü mucip olacak hiçbir nokta yoktur" derdi. Sık sık "Oğuz''un çocukları" dediğinde gözleri ışıldar sesi gürleştiği söylenir.

Aydınlar Ocağı''nda konferans verirken konferansı yöneten kişinin Türk-İslam Ülküsü''nden rahatsız olduğunu hissettirmesi üzerine " ben Afrika''nın ortasında dünyaya gelmiş ve bu akla da sahip olsaydım Tereddütsüz Türk Milliyetçisi olurdum. Çünkü ben Türk Milletinin de , İslam Alemin de mazlum milletlerinin de kurtuluşunun Türk milliyetçilerinde , Türk - İslam Ülkücülerinde olduğuna "Amentüye iman ettiğim" gibi inanıyorum" dediği anlatılır. Arvasi Hoca, "Müslüman Türk''e ve İslam''a kefen biçenlerin sonu korkunç olacaktır " demektedir.

İslam''ın ve Türk''ün aşığıydı.Tarih boyunca bütün milletlerin putları, müşahhas tanrıları olmuştur. Halbuki Tanrı mücerrettir. "Tarihte yontulmuş Tanrısı olmayan bir millet vardır, o da Türk Milleti''dir" derdi. Bu çok önemli sosyolojik bir tespittir.

Arvasi, taklidi bırakarak keşfetmenin öneminin altını çizerdi. "Mimar Sinan , Itri nasıl orijinal eserler ortaya koymuşsa, bizde onları taklit etmeden kendimize yabancılaşmadan ve kendimizi inkar etmeden orijinal ve dünyayı hayran bırakan orijinal eserler ortaya koyabilir, yeniden dünyaya meydan okuyabiliriz . Bu Türk Medeniyetinin yeniden şahlanışı demektir" derdi:" Bunun için Türk -İslam kültürüne, Türk - İslam Medeniyetine, Türk - İslam Ülküsüne bağlı Türklük şuur ve vakarına, İslam aşk, ahlak ve aksiyonuna sahip Türklüğü bedeni , İslamiyet''i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan dünya Türklüğünün, İslam dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur"

Kendi kaleminden Seyyid Ahmed Arvasî

Ben 15 Şubat 1932 Pazartesi, Ağrı ilinin Doğubeyazıt kasabasında doğdum. Ailece Van'ın Müküs (Bahçesaray) kasabasına bağlı Arvas (Doğanyayla) köyündeyiz. Muhitimizde bu köyün adına izafeten Arvasiler olarak tanınırız. Soyadı Kanunu çıktıktan sonra, köyümüzün adı soyadımız oldu.

Babam Van Gümrük Müdürlüğü'nden emekli Abdulhakim Efendi, annem ev kadını Cevahir Hanım'dır. Biri benden büyük 5 kardeşim var. Evliyim. Halen 5'i hayatta 6 çocuk babasıyım. İlkokula Van'da başladım. Doğubeyazıt'ta bitirdim. Ortaokula Karaköse'de başladım, Erzurum'da bitirdim. Daha sonra Erzurum Erkek Öğretmen Okulu'na (sonra Nene Hatun Kız Öğretmen Okulu oldu) kayıt yaptırdım. 1952 yılında ilkokul öğretmeni olarak çalışıp askerliğimi yedek subay olarak tamamladım. 1952 yılında ilkokul öğretmeni olarak çalışıp askerliğimi yedek subay olarak tamamladım. Sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü'ne kaydoldum. 1979 yılında emekliye ayrıldım. Ben, İslam iman ve ahlakına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, Türk milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslam'ı gaye edinen Türk milliyetçiliği şuuruna sahibim. Benim milliyetçilik anlayışımda asla ırkçılığa, bölgeciliğe ve dar kavmiyet şuuruna yer yoktur. İster azınlıklardan gelsin, isterse çoğunluktan gelsin her türlü ırkçılığa karşıyım. Bunun yanında Şanlı Peygamberimiz'in "Kişi kavmini sevmekle suçlandırılamaz. Kavminin efendisi, kavmine hizmet edendir. Vatan sevgisi imandandır." tarzında ortaya koydukları yüce prensiplere de bağlıyım. Öte yandan İslam'ın yakından uzağa doğru bir fetih ile bütün beşeriyeti tevhid bayrağı altında bütünleştirmeye çalışan İlahi sistem olduğunu da unutmuyorum. Yine Şanlı Peygamberimiz'in "İlim müminin kaybolmuş malıdır. Nerede bulursa almalıdır." tarzında formülleştirdiği mukaddes ölçüye bağlı olarak, hızla muasırlaşmak gereğine inanmaktayım. Bu Türk-İslam kültür ve medeniyetinin yeniden doğuşu (rönesansı) olacaktır. İslam'dan zerre taviz vermeden yepyeni kadrolar ve müesseseler ile zamanımızın bütün meseleleri, vahyin, Peygamber tebliğlerinin ve sünnet yoluna bağlı büyük müçtehitlerin açıklamalarının ışığında, yeniden bir tahlile ve tertibe tabi tutulabilir. İnanıyorum ki, hem Türk hem Müslüman olmak hem de muasır dünyaya öncülük etmek mümkündür. Ecdadımız bütün tarihler boyunca bunu denediler ve başarılı oldular. O halde bizler niye bu tarihî misyonumuzu yerine getirmeyelim? Asla unutmamak gerekir ki, yabancı ideolojiler, yabancı ve istilacı devletlerin fikir paravanalarıdır. Milletleri içten vuran sinsi tuzaklardır. Bunu bildiğim, buna inandığım içindir ki, Türk milletini parçalama oyunlarına ve tertiplerine karşı durmayı, büyük bir namus ve vicdan borcu bilmekteyim. Hele bir Doğu Anadolu çocuğu olarak, doğduğum ve büyüdüğüm bölge etrafında döndürülmek istenen hain niyetlere, kahpe tertiplere karşı elbette kayıtsız kalamazdım. Beni yakından tanıyanlar, bütün hayatımı ve çalışmalarımı Türk-İslam Ülküsü'ne vakfettiğimi elbette bilirler. Beni bu mukaddes yoldan döndürmek için ne oyunlarla, ne tertiplere ve ne kahpeliklere maruz bırakıldığımı bir Allah bilir bir ben. Şüphesiz bu oyunlar bitmemiştir ve kolayca biteceğe de benzemez. Kesin olarak iman etmişimdir ki, Müslüman Türk milleti ve onun devleti güçlüyse, İslam dünyası da güçlüdür. Aksi bir durum varsa, bütün Türk dünyası ile birlikte İslam dünyası da sömürülmektedir. Galiba bu durumu en iyi idrak edenler de düşmanlarımız. Onun için bütün İslam dünyasını esir almak isteyen şer kuvvetlerin ilk hedefi Türk devleti ve Türk milleti olmuştur. Tarihten ibret almasını bilenler, bunu ayan-beyan göreceklerdir. Durum günümüzde de aynıdır. Onun için diyorum ki; Türk devletini yıkmak ve Türk milletini parçalamak isteyen bölücüler yalnız Türklüğe değil, İslam'a da ihanet etmektedirler.

(Seyyid Ahmed Arvasi, Hasbihal, C:1)

CAN DOSTUM SEYYİD AHMED ARVASİ'NİN ARDINDAN

Ahmed Arvasi hocamız ile ilk defa 1966 yılında Balıkesir'de Belediye Gazinosu'nda yaptığım bir toplantıda tanışmıştım. Kendileri o zaman Balıkesir Öğretmen Okulu'nda öğretmen olarak bulunuyorlardı. Milliyetçi, mukadderatçı, imanlı, muhterem bir memleket evladı olarak bizi desteklediğini ve bize yardımcı olmayı kendisi için bir vazife kabul ettiğini belirtmişti.

O gün memleket meseleri ile ilgili bir çok konularda sorular sordu ve bunların açıklamalarını benden istedi. Kendisi ile halkın önünde orada konuştuk ve açıklamalarda bulunduk. Demeçlerimizden ve izahatlarımızdan memnun olduğunu, görüş birliği içerisinde bulunduğumuzu belirtti. Bu tanışmamızdan günümüze kadar yakınlığımız ve dostluğumuz devam etti.

Ben Balıkesir'e gittikçe kendisi de zaman zaman Ankara'ya veya İstanbul'a geldiğinde sık sık görüşmemiz sürdü. Yayınladığımız gazete ve dergilerimize yazılar yazmak suretiyle davamıza çok yararlı yardımlarda bulundu. Emekli olduktan sonra Milliyetçi Hareket Partisi'ne resmen üye oldu. Partimizin yapılan genel kongresinde Genel İdare Kurulu Üyeliğine seçildi. Genel İdare Kurulu Üyemiz olarak 12 Eylül 1980 tarihine kadar Milliyetçi Hareket Partisi üst yönetiminde çok şerefli hizmetlerde bulundu. Bu sıralarda partimizin fikirleri doğrultusunda yayınlanmakta olan Hergün Gazetesi'nde "Türk-İslam Ülküsü" üzerine yazılar yazmıştır.

12 Eylül'den sonra Ahmed Arvasi hocamızı da partimizin diğer bütün Genel İdare Kurulu üyeleri gibi tutukladılar. Kendisi tutuklandığında kalbinden rahatsızdı. Fakat yine de tutuklanmıştı. Tutuklu kaldığımız zaman içerisinde hapishanenin genişçe bir yerini evlerimizden getirdiğimiz kilim ve örtülerle mescit haline getirdik. Burada diğer arkadaşlarla beraber beş vakit birlikte kıldık, dua ve sohbetlerde bulunduk.

Tutukevinde geçirdiği kalp rahatsızlığı dolayısıyla Ankara Mevki Hastahanesi'ne kaldırıldı. O gün daha dün gibi hatırımdadır. Görevliler kendisini hapishaneye gitmesi için aşağıya indirdiler. Biz yukarıda kalmıştık. Odamın penceresinden dış kapının açıldığı merdivenleri görebiliyordum. Arvasi hocamızı hastahaneye götürecek cankurtaran henüz gelmemişti. Ayakta bekleyebilecek hali yoktu. Bitkin bir vaziyette taş merdivenlere oturarak cankurtaranın gelmesini bekledi. Yukarıdan askerlere seslendim. Bir binbaşı çıktı. Kendisine Arvasi Beyin rahatsız olduğunu, bir sandalye getirilmesi için emir buyurulmasını rica ettim. Bu ricamdan sonra bir sandalye getirdiler. Daha sonra cankurtaran geldi ve uzaktan birbirimize el sallayarak ayrıldık, vedalaştık.

Ahmed Arvasi Bey hastahanede bir süre tedavi tedavi ördükten sonra tahliye oldu. Birçok dergi ve gazetelerde 1980 sonrasında da "Türk İslam Ülküsü" doğrultusundaki ilmi ve fikri yazılarla karanlıkları aydınlatmaya çalışmıştı. Kendisi Türkiye Gazetesi'nde de günlük yazılar yazarak kıymetli fikirleri ile memleketimize hizmete devam etti. Dürüst, temiz, ahlaklı, iman sahibi değerli bir insandı. İslam-Türk Ülküsünün önde gelen bir fikir ve eylem adamıydı. Vefatı ile büyük bir insanı kaybetmiş olduk. Milletimizin başı sağolsun.

Başbuğ Alparslan Türkeş,
Bizim Ocak Dergisi, Şubat 1989, Sayı: 59

M. Necati Özfatura'nın yazısı

Başka ülkelerde olsaydı baştacı edilirdi. Yıllarca çektiği çilelere, yattığı hapislere, iftiralara ve hastalığa asla şikâyetçi olmadı. O ve onun gibi Allahü Teâlâ'nın nice dostları, kendilerine takdir edilen ömürlerinin her nefesini rıza-i İlahi'ye kavuşmak için harcadılar. Dünya nimetlerinin geçici, ahiretin ise sonsuz olduğunun sırrına ererek yaşadılar. Kabrin erkek ve kadın herkesin çeyiz sandığı olduğu idrakine vardılar rıza-i İlâhi'ye uygun ameller yaptılar. Mal ve makam peşinde koşmadılar. Ama gök kubbe altında gizlenen değerli kullardan oldular. Oysa zaman seyri içinde nice kişiler unutuldu. Sadece tarih kitaplarında veya magazin sayfalarında kaldılar. Fakat Allahü Teâlâ dostları inananların ufkunda bir güneş gibi yükselmektedir. Kaldı ki dünya malı ve şöhret zahmetle elde edilir. Kıskançlıkla saklanır. Ölüm neticesi hasretle terk olunur. Ancak Allah dostları ölümle daha çok yükselirler ve yalnız dünyada kıyamete kadar unutulmadıkları gibi, ahiret âleminin de yıldızlarıdır. İşte S. Ahmed Arvasi de bu yıldızlardan biridir.

Evi bir okul gibiydi

Evet, Arvasi Hoca'nın düşüncelerini ciltlere sığdırmak mümkün değildir. Ama birkaç satır da olsa onun düşüncelerine kulak verelim: "... İslamiyet, hiçbir din ile kıyaslanmayacak kadar ileri, ilmin verilerine açık, dinamik, birleştirici ve kaynaştırıcı bir sistem getirmektedir. O kapitalizm, sosyalizm, komünizm, faşizm ve Nazizm gibi yabancı ideolojilerin saçtığı zehiri bertaraf ederek bir panzehir ve hayat kaynağıdır. Bu noktada belirtelim ki, Türk milletinin ve Türk milliyetçiliğinin âlemşümul davası ve ideolojisi Allah'ın ve Resûlünün davasıdır ve bunun adı İslamiyet'tir." Evi adeta bir okul idi. Bir grup ayrılırken hatta ayrılmadan başka bir genç grubu odayı doldururdu. Son derece misafirperver idi. Gençlere şu sözü sık sık tekrar ederdi: "Türk'e düşmanlık, İslamiyet'e düşmanlık ile eşdeğerdir. Anadolu Türk'ü güçsüz olursa bütün İslam ve Türk dünyası esaret altında olur. Bu iki dünyanın kurtuluşunun Türkiye'nin maddî ve manevî güçlenmesi ile mümkün olacağına yürekten inanıyorum."

Kendisi için ne yazsam azdır. Hiç şüphe yok ki, her biri birbirinden değerli yazıları içinde bana en çok tesir eden ve dostu, sırdaşı olarak S. Ahmed Arvasi'nin de çok sevdiği "İnsanlık Kimi Özlediğini Bir Bilse!" yazısından hatırasına binaen çok az kısmını sizlere naklediyorum: "İnsanlığın içinde bulunduğu 'ahvali' düşündüm ve Şanlı Peygamberimi ve O'nun aziz kadrosunu özledim. Şu anda, hepimiz, O'na ne kadar muhtacız!

'Kara' ve 'Kızıl' zulüm idareleri altında inleyen, sömürülen, 'sahte tanrılar' karşısında boyun eğen, 'putlaştırılan' kanlı diktatörlerin hayalleri ile ürperen milyonlarca hatta milyarlarca insanın halini düşündüm. Bütün bu zulüm idarelerini, bu 'sahte tanrıları' yıkmak, asrımızda yontulan bütün putları kırmak ve insanlığı, bunların kanlı pençesinden kurtarmak gerektiğini gördüm. Fakat, güçsüzlüğüme esef ettim. Bütün bu işleri, muhteşem bir kadro kurarak başaran Sevgili Peygamberimi düşündüm."

Kuyumcu dükkânında çalışan S. Ahmed Arvasi'yi gören Arvasi büyüklerinden kalb ve keramet ehli bir zat; S. Ahmed Arvasi'nin babasına "Bunun burada işi ne? Bırakın okusun, pırlantalar yetiştirsin, cevahirin hakikisiyle (insanlarla) uğraşsın." buyurdular. O hayatı boyunca dostlarına âşıktır. Onları Allahü Teâlâ (celle celâlühû) için sever. 'Bugd-ı Fillah' zirvededir. Hiç sevmediği kişiler ise gayesiz ve hedefsiz yaşayanlardır. Ona göre yarım sevgi ve yarım hizmet olmaz. Bana naklettiği bir hatırasında: Ortaokulu bitirince liseye kayıt için hazırlık yaparken, herkesin meczup biri olarak tanıdığı yaşlı bir kadın, evlerinin kapısını çalar. Ve şu sözleri söyler: "Ben görevliyim. Ahmed'i liseye göndermeyin. Öğretmen okuluna gönderin." der ve öğretmenlik hayatı bu söz ile başlamış olur.

31 Aralık 1988'den bu yana zaman seyri içinde, onun büyüklüğü ve değeri ufuktan giderek yükselmektedir. O, sıradan bir kişi değildir. Son asırlarda ender rastlanan mütefekkir, pedagog, eğitimci ve sosyologdur. Asrımızın Ahmed Yesevi rolünü üstlenmiş mübarek bir mücahiddir. Aramızdan çok genç ayrılmasına rağmen, yaşamına büyük hizmetler sığdırmış nadir bir kişidir. Yazıları dün ve bugün olduğu gibi yarınlara da ışık tutacaktır. 31 Aralık Cumartesi günü saat 11.00 sularında daktilosu başında makalesini hazırlarken Allahü Teâlâ'nın rahmetine kavuşmuş idi. Elbette onu makalelere şöyle dursun, ciltlere sığdırmak imkânsızdır. En önemli özelliği örnek bir Türk-İslâm ülkücüsü idi. O, kendisine yaratılanların en üstünü ve güzeller güzeli Sevgili ve Şerefli Peygamber Efendimiz'i (sallallahü aleyhi ve sellem) örnek almış, imanı kâmil bir "mü'min" ve büyük bir "Hakk âşığı" idi. O, bütün hayatı boyunca son nefesine kadar Türklüğe ve İslâm'a hizmet etmek için çırpınan, son derece ihlâslı ve yazdıklarını yaşayan samimi ve dürüst idi.

"Dünyada bekâ, halkta vefa yoktur"

Hazreti Adem Aleyhisselam'dan bu yana; Allahü Teâlâ'nın nice dostları fani dünyadan ebedi âleme göç ettiler. Onlar kendilerine takdir edilen ömürlerinin her nefesini rıza-i İlâhi'ye kavuşmak için harcadılar. Dünya nimetlerinin 'deniz köpüğü' gibi geçici, ahiretin ise 'sonsuz' olduğu sırrına ererek yaşadılar. Ne mal ne şöhret ve şan ne de makam peşinde koştular. Kaldı ki dünya malı ve şöhret zahmetle elde edilir. Kıskançlıkla saklanır. Hasetlerden korunur. Ama ölüm ile hasretle terk olunur. Akıllı kişiler nihayetsiz olan ahiret hayatına yatırım yaparlar. Ahiretlerini satın alırlar. İslam dünyasında yetişen son derece kıymetli değerler, gizli hazinelerdir. Buzdağı misali görünmeyen yanları, görünene nazaran çok daha fazladır. En yüksek dağlardan bile uzaklaştıkça, o gökleri deler gibi görünen dağlar küçülür. Oysaki onların büyüklüğü her geçen gün sevenlerinin ve inananların ufuklarında giderek yükselmektedirler. Bu insanlar Allahü Teâlâ'nın gök kubbesi altında gizlenen dostlarıdır. Her asırda sıradan olmayan sembol ve örnek insanlardır. Bu mübarekler; Allahü Teâlâ'nın dostluğunu almışlardır. Kendilerini insanlığa hizmet için vakfederler. Onların vasıfları ise, âlemlere rahmet, yaratılanların en efdali, güzeller güzeli, şan ve şerefi çok yüce; Sevgili ve Şerefli Peygamber Efendimiz'in (sallalahü aleyhi ve sellem) ahlâkı ile ziynetlenerek şereflenmiş olmaktır. Onlar, şu gerçeğe kesin olarak inanmışlardır. Sevgili ve Şerefli Peygamber Efendimiz'in (sallalahü aleyhi ve sellem) yolu İslamiyet'tir. O'na uyan Müslüman'dır. İbadet için yaratıldık, O'na uyan Rabb'imize ibadet etmiş olur. Allahü Teâlâ, sayısız nimetler vermiştir. O'nun Resulü'ne uyan bu nimetlere şükretmiş olur.

(Zaman)

Seyyid Ahmet Arvasiye göre, ülkücünün tarifi:

"Ülkücülük; ülkemiz ve yeryüzünde Allah'ın nizamını hakim kılmak için, kendine metod olarak, Allah ve Resulü'nü ölçü alan bir iman hareketinin adıdır."

“Kendini Allah ve Resulü'nün davasına adamış, sırf Allah rızası için canını, malını ve mevkiini, din ve devleti, müllk ve milleti için fedaya hazır, şanlı, mukaddes, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde döğüşen, nefsini düşünmeyen ve ülküsüne fani olmuş yiğitlerdir. Onlar büyük ve şanlı tarihimizin doğurduğu, Allah ve Resulü'nün hizmetine sunulmuş ve küfrün bütün oyunlarını bozan, cesaretini kıran, yolunu kesen kadrolardır. Bunlar Mümin'lere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve zorlu, Allah yolunda savaşanları kınayanların kınamasına aldırmayan yiğitlerdir. Bu nesil Allah’ın İslam alemine ihsanıdır.

Eserleri:

Türk-İslam Ülküsü (3 cilt), Kendini Arayan İnsan, İnsan ve İnsan Ötesi, Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz, Şiirlerim, İl-mi Hal, Eğitim Sosyolojisi, Doğu Anadolu Gerçeği, İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri, Hasbihal (6 cilt) Hasbihal ( Emperyalizmin Oyunları, Devletin Dini Olur mu, Kadın Erkek Üzerine, İnsanın Yalnızlığı.)

[VIDEO]kmWcxejaBfQ[/VIDEO]

İçinde bulunduğumuz şu zamanda bilhassa ülkücü dünya görüşüne kendisini yakın hissedenlerin tekrar tekrar arvasi hocayı tanıması ve eserlerini sindirerek okuması elzemdir.
Kafalarına göre ülkücülük tanımlaması yapanların tüm bildiklerini unutup, bu davanın üstadının yapmış olduğu tanımı anlaması ve bu şekilde davasını yaşaması, yaşatması gerekir ki aslolanı, orjinali arvasi hocanın dizelerinde kendini bulur.
Allah gani gani rahmet eylesin, mekanı cennet olsun...
 
Asrın ruhsuzluğunda ruhlar taş kesilmişti,
Gündüzler karalardı gecenin siyahını,
Mazlumlara sağırlar,körler baş kesilmişti,
Kahkahalar boğardı mağdurların ahını.

Ufuklar açılmazdı,ufuklar karanlıktı.
Tezatlar kudurmuştu,vahşet kahramanlıktı.
Baş diye tanıyorken cemiyet ayağını,
Cehennemler kaynardı mazlumun yarasında.

Kaç kanser kemirirdi beşerin dimağını,
Yaşarken maddiyatın,cehlin maverasında.
Sesin biri kahkaha,geri kalan enindi,
İşte bu hengamede, Sahra''ya bir Nûr indi.

Susmuştu iniltiler,ne olmuştu, bu kimdi?
«Bu, bizi öksüzlükten kurtaracak yetimdi».
Evet, O ki, beşerin kucaklamış ruhunu,
Çıkarmıştı yeisten,maddenin mahbesinden,

Yok etmişti ruhsuzlar,kalbsizler güruhunu,
Kurtarmıştı beşeri, zulmün en kahbesinden.
Muhammed, bir beşerdi,mahluka peygamberdi,
O Hakk''ı çok severdi,Hak için seferberdi.

Seyyid Ahmed Arvasi - 1954​


Türk Yine Destanlaşacak

Batıyor doğmuş günler,kim demiş gün doğacak
Yarın bu günden beter, dün bu günden iyiyken
Bir damla kan sel olup, bu milleti boğacak
Kurtlar böcekler onu,içten kemirir iken
Ama çıkar bir başbuğ bu zilleti boğacak
Yapılmış olur emri daha emri verirken
O zaman başlar dimdik,kalbler iman dolacak
Her adım mutluluğu,huzuru müjdelerken.
Çöplükte açan güller yavaş yavaş solacak.
El değmemiş bahçeden ırkım ahlak dererken
Vatan aşkı imanla gönülde sulanacak.
Kendini kaybetmiş Türk,kendisini ararken
Ve ufuktan Türk-İslam güneşi parlayacak
Kızıllar ve karalar karanlığa kaçarken
Kanı çoşup,atları göğe kanat açacak
Engelleri aşarken ufukları yararken
Ölümüne susamış,her önüne çıkacak
O sağlam adımlarla ülküsüne koşarken
Cihanın kanser olmuş yarasını saracak
Bir ab-i hayat gibi gönüllere dolarken
Dünya durdukça bu ruh Türk ve İslam kalacak
Diğerleri ya olsun,veya olmasın derken​

Seyyid Ahmed Arvasi - 1982​
 
Arvasi Hocamızın tespitleri:

1- “...Türk milleti, en az bin yıldan beri İslâm ile müşerref olmuş, İslâmiyeti en doğru tarzda anlayan, yaşayan ve bu sâhada söz sâhibi olan bir millettir.
Bağrından İmâm-ı A’zam’lar, İmâm-ı Mâtürîdî’ler, İmâm-ı Gazâlî’ler, İmâm-ı Birgivî’ler, Ahmed İbn-i Kemâl Paşa’lar, Molla Fenârî’ler, Ebussuûd Efendi’ler... gibi [sâatlerce sayabileceğimiz] daha nice din âlimlerini çıkarmıştır.

Yine Türk milleti, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Hoca Ahmed Yesevî, Hacı Bektâş-ı Velî, Hâcı Bayrâm-ı Velî, Yunus Emre gibi nice tasavvuf büyüklerini yetiştirmiştir.
Milletimiz, büyük ve târîhî bir kitaplığa ve ‘bid’âtsız’ bir dîn kültürüne sâhiptir. İslâm dünyâsının bütün kaynakları en sağlam belgeleriyle elimizdedir...”

Bu tesbîtler, gerçekten çok önemli tesbîtler. Evet bizler, millet olarak, hoşgörü, sevgi, şefkat, merhamet timsâli Hazret-i Mevlânâ’ların, Hoca Ahmed Yesevî’lerin, Hünkâr Hâcı Bektâş-ı Velî’lerin, Hâcı Bayrâm-ı Velîlerin, Yûnus Emre’lerin yolundayız.
Günümüzde bütün dünyâda cereyân eden hâdiseler muvâcehesinde belirtmek durumundayız ki, Yunus Emre’miz:
“Yaratılmışı severim Yaratandan ötürü” ve “Bir kez gönül yıktınsa, bu kıldığın namaz değil./Yetmiş iki millet dahi, elin-yüzün yumaz değil” demektedir.
İslâm ve Türk Târihi boyunca, bütün büyüklerin nasîhatleri arasında da, bu kabîl güzel tavsiyelerin bulunduğunu görmekteyiz.

Bunları bilen ve bunlara inanan kimselerin; insanlara sövmek, onları dövmek ve öldürmek; can, mal ve ırzlarına zarar vermek şöyle dursun, onları üzmeyi ve kalplerini kırmayı bile akıllarından geçirmeyecekleri ortadadır. Onun için, anarşi ve terörün İslâmiyetle hiçbir alâkası yoktur; olamaz da. Zâten mukaddes dînimiz olan “İslâm” kelimesinde de, “barış” manâsı vardır.

Hattâ, dost-düşmân herkesin bildiği üzere, İspanya’dan zorla çıkarılan Yahûdîlere, insanlık nümûnesi ecdâdımız Osmanlılar kucaklarını açmışlardır. Bulgaristan’dan göçe zorlanan soydaşlarımıza ve Kuzey Irak’tan kaçıp gelen peşmergelere de, yine biz Türk milleti olarak, kapımızı ve kucağımızı açıp, ev, aş ve iş verdik.
Halbuki Hıristiyanlar Haçlı Seferlerini başlattılar; Engizisyon mahkemeleri kurdular; Saint Bartelmy katliâmlarını yaptılar. Avrupa’da Yahûdîleri fırınlarda yaktılar.

Yine Arvâsî Hoca, şu önemli tesbitleri de yapmıştır:

2- “Yüce ve mukaddes kitâbımız Kur’ân-ı Kerîm’de, “Ulemâ-ı Râsihîn” (ilimde yüksek pâyeye eren âlimler) olarak övülen yüce dîn âlimleri, yani gerçek müctehidler ve müceddidler, Allah’ın emirlerine inanan ve uyan, sâlim akıl sâhipleri olarak yüceltilir; halbuki, “dîn tahrîpçileri”, dîni yanlış yorumlayan ve kalplerinde eğrilik bulunan kimseler ise “fitne unsuru” olarak teşhîr edilirler.”

“Amelde imâmlarımız, İmâm-ı A’zam, İmâm Mâlik, İmâm-ı Şâfiî, İmam Ahmed bin Hanbel ve itikâtta imâmlarımız, İmâm-ı Mâtürîdî ve İmâm-ı Eş’arî ... Tasavvufun muvâzenesini bozmadan her ikisini birlikte yoğuran iki din büyüğümüz de İmâm-ı Gazâlî ve İmâm-ı Rabbânî.

Bu sekiz din büyüğü, Peygamberlerden ve Eshab-ı kirâmdan sonra en büyük kadro...
Bugün, İslâm dünyasının perîşânlığında ve şaşkınlığında, bu yüce kadronun ayak izlerini kaybederek, ne idiğü belirsiz kişi ve kadroların peşine takılmanın rolü pek mühimdir...” ]
 
taşındı...
 
19. YILINDA ARDINDAN:

BBP :

SEYYİD AHMET ARVASİ’Yİ RAHMET VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı ve Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu, Seyyid Ahmet Arvasi'nin ölümünün 19. yıldönümü münasebetiyle bir mesaj yayımladı.
Yazıcıoğlu, mesajında şunları kaydetti:
"Pedagog, eğitimci, yazar, şair ve siyasetçi Seyyid Ahmet Arvasi’yi ölümünün 19. yılında hatırlıyor ve hatırlatıyoruz.

'Ne Türk, İslam’ın tezi ne de İslam, Türk’ün antitezidir. Tez ve antitez sentezi oluşturur. İslam ve Türk birbirlerinin antitezleri değil ki sentez oluştursunlar' diyen, Türk-İslam Ülküsü ibaresini kitaplarına isim olarak veren ahlak abidesi, fikir öfkesinin örnek numunesi, Türk- İslam medeniyeti, gözyaşı ve ilm-i hal medeniyetinin müjdecisi Seyyid Ahmet Arvasi, 56 yıllık kısa ömrüne ciltlerce kitap- makale ve konferans sığdırdı. Allah’ın Ona bahşettiği zeka, akıl, ve imanla durmaksızın çalıştı ve üretti.

12 Eylül 1980 darbesinde, zindanları 'medreseyi yusufiye' diye adlandırdı. Türk’ün İslam ülküsüne gönül veren bir gençliği oluşturdu ve şekillendirdi. “Ben İslam, iman ve ahlakına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, büyük Türk milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslam’ı gaye edinen Türk milliyetçiliği şuuruna sahip bir insanım” diye kendini tarif ederdi. Büyük mütefekkir ARVASİ bugünkü gençlik ve aydınlarımız tarafından tam ve kamil manada bilinmemekte, okunmamakta ve hatırlanmamaktadır.

Arvasi yıllar önce şu tespitte bulunuyordu: Emperyalizm, Türk-İslam dünyasını yıkmak için en az iki asırdan beri korkunç bir tertibin içindedir. Bir taraftan kültür emperyalizmi ile vatan çocuklarını, din, dil ve milliyetine yabancılaştırarak kendi kirli emellerine hizmet edecek kadrolar hazırlamakta, diğer taraftan din ve milliyet duygularını her şeye rağmen terk etmeyen, çocuklarımızı da birbirine düşürmeyi planlamaktadır.

Bu oyunu bozmak için yapılması gerekeni yine Arvasi söylüyordu: Türk İslam kültürüne, Türk –İslam medeniyetine, Türk- İslam ülküsüne bağlı, Türklük şuur ve vakarına, İslam aşk ve aksiyonuna sahip, Türklüğü bedeni, İslamiyet’i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, dünya Türklüğünün, İslam dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur.
Türk gençliğini ülkücü, milliyetçi, Alperen bir gençlik haline getirmek için ömrünü adayan Türk-İslam ülküsünün yılmaz savunucusu, büyük mütefekkir, adam gibi adam, Seyyid Ahmet Arvasi’yi rahmet ve minnetle anıyor, milletimi Ahmet Arvasi’nin eserlerini okumaya, anlamaya ve de yaşamaya davet ediyorum. Mekanı cennet olsun."

Alperen Ocakları:

Vefâtının 19.sene-i devriyesinde Seyyid Ahmet Arvâsî Hocamızı rahmetle anıyor, hasretle arıyoruz...

Türk-İslam Ülküsü'nün mimarı "SEYYİD AHMET ARVASİ" hocamızın 19. ölüm yıldönümü nedeni ile 31.12.2007 Pazartesi günü İzmir Alperen Ocakları İl Başkanlığı Program düzenlemiştir.

Gündüz Programı:
Saat 13.00 de Bornova Hükümet Konağı önü meydanında Lokma dökülecektir.

Akşam Programı :
Saat 18,30 da Bornova Merkez Camiinde Mevlid-i Şerif Okunacak.
Saat 20,00 da Ocak Binasında Eğitimci Veli ÖZTÜRK Semineri.

İstanbul Alperen ocaklarımızın düzenlediği 31 Aralık 2007 Pazartesi akşamı,
Altarnetif gecemizde sizleride aramızda görmekten onur duyarız.
Gecemizde Üstad Seyid Ahmet Arvasi hocamızın Ölüm Yıldönümü,
ve Mubarek Şehir Mekke `nin fethini anma, sonrasında Gözyaşı Geceleri
ekibinin siz değerli misafirlerimize ve Alperenler `e hazırlanmış olduğu yeni
oyunu sergileyecektir.

Ülkü Ocakları:

SEYYİD AHMET ARVASİ HOCA MIZI KABRİ BAŞINDA YAD EDİYORUZ.

MHP Fatih İlçe başkanlığı nın organize ettiği bu anma ve dua programında bütün ülküdaşlarımızıda bekliyoruz.
31/12/2007 saat:13:00 de(Bugün) kabri başında (kabri Edirnekapı şehitliğindedir) toplanılacak hocamızın biyografisi ve yasin i şerif okunacaktır.Ayrıca aynı gün akşamı; Saat:21:00 Vatan caddesi yakınında bulunan Akdeniz cad. de ki MHP Fatih ilçe binamızda da mevlüt-ü şerif okunacaktır.. Fatih Ülkü Ocakları

Büyük Doğu Ocakları:

Türk'ü İslam'dan arındırmaya çalışan hainlere karşı, ömrünü Türk-İslam ülküsü uğrunda mücadeleye ve türk'ün ruhuna yani islam'a sımsıkı bağlanmasına adayan TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜNÜN mimarı Es-Seyid Ahmed Arvasi 'yi vefatının 19. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz... Büyük Doğu Ülkücüleri
 
İmansız zümreyi yokluk kemirir
Ezelden, ebede her var bizimdir..
Kanundur zamanı, zaman devirir
Zamanın kuşandığı yer var bizimdir..

Bu dava özüdür İslamiyet'in
Bu dava güneşi mazlum milletin
Bu dava her şeyden her şeyden çetin
Bu yolda dert zulüm, gurbet bizimdir..

Azmimiz kırılmaz kederle, yasla
Ezelden, ebede her var bizimdir..
Ölümden, fenadan korkmayız asla
Ölümün öldüğü yer var bizimdir..




ruhun şad mekanın cennet olsun Arvasi Hocam.
 
Seyyid Ahmed Arvasi . Adı üzerinde seyyid. Peygamberimizin soyundan , yani Arap . Ama büyük bir Türk-islam milliyetçisi. Türkiye'de yaşayan diğer etnik guruplara örnek olsun....
 
"Ülkücülük; ülkemiz ve yeryüzünde Allah'ın nizamını hakim kılmak için, kendine metod olarak, Allah ve Resulü'nü ölçü alan bir iman hareketinin adıdır."
Kendilerine Ülkücüyüm diyen türkücüler bu sözden biraz gocunacaklar sanırım....

Mekanın Cennet Olsun
 
"Ülkücülük; ülkemiz ve yeryüzünde Allah'ın nizamını hakim kılmak için, kendine metod olarak, Allah ve Resulü'nü ölçü alan bir iman hareketinin adıdır."
Kendilerine Ülkücüyüm diyen türkücüler bu sözden biraz gocunacaklar sanırım....

Mekanın Cennet Olsun

akLın hep sanatta
türkücü fotoğrafçı udcu :D
 
ARVASI HOCAYI ÖZLEM VE RAHMETLE ANIYORUZ…

56 senelik ömrünün bir bölümünde hep konuşan, anlatan ve hitabet sanatını en güzel şekilde icra eden Arvasi Hoca İkinci ve son bölümde ise hep yazılar yazdı. 31 Aralık 1988'de Erenköy'deki evinde saat 11.00'de ruhunu teslim ederken çok sevdiği daktilosunun başındaydı. İslam'ın ve Türk'ün aşığıydı. Tarih boyunca bütün milletlerin putları, müşahhas tanrıları olmuştur. Hâlbuki Tanrı mücerrettir. "Tarihte yontulmuş Tanrısı olmayan bir millet vardır, o da Türk Milleti''dir" derdi. Arvası Hoca Türk –İslam Ülküsü eseriyle bugün zihinlerimizi bulandıran, kavram kargaşası haline gelmiş olan bütün meseleleri çok yıllar önce ele alıp, büyük açıklıkla hepsini çürütmüştür. Yaşadığını yazan, yazdığını yaşayan, inandığını söyleyen, söylediğinin arkasında duran Seyyid Ahmet Arvâsî, örnek bir Alp-Erendi... 56 yıllık kısa ömrüne çok büyük hizmetler sığdıran gerçek bir âlim, sâlih bir mü’min, müstesnâ bir insandı… O; sıradan bir kişi değildi, ender yetişen bir dehâ idi.... O, bütün hayatını İslâm Dîni’ne ve bu hak dîne 1000 yıllık hizmetiyle şereflenen Türk Milleti’ne adamış, mükemmel bir eğitimci, farklı bir yazar, ufku geniş bir erbâb-ı kalemdi... O; bilge bir dervişti, yokluğu çok fazla hissedilen bir gönül adamıydı... O, İslâm Âlemi’nin geçirdiği buhran ve bunalımların, düştüğü zelil durumların sebeplerini ve çarelerini gösteren, bu uğurda bir ömür harcayan gerçek bir mücahitti... O, “Sahâbe-i Kiram’dan sonra İslâm’a en büyük hizmeti Türk Milleti yapmıştır” diyen, “Yıldızlı göklerde dolaşan Hilâl’in mahzun olmasına” gönlü aslâ razı olmayan, “İslâm’ın basiretini ve Türk’ün haysiyetini” temsil eden tam bir karakter âbidesiydi… O, asırlardır İslâm sancağını taşımayı kendisine vazife bilen, İ’lây-ı Kelimetullah için Nizâm-ı Alem Ülküsü’nü gâye edinen Türk Milleti’nin yetiştirdiği gönül ordusunun nurânî halkalarından birisiydi... 56 yıllık ömrüne ciltler dolusu eserler sığdıran ve “Bir Mektep Adam” olan Seyyid Ahmet Arvâsî, bütün yazılarında Türk Milleti’nin dolayısıyla da Türk milliyetçilerinin dâvâsının “Allah ve Resûlü’nün dâvâsı” olduğunu tebârüz ettirmiştir. Arvâsî Hoca, hayatı boyunca Şanlı Peygamberimizin; “İlmi yazı ile bağlayınız” hadisini kendisine rehber edinerek düşüncelerini kitaplaştırmıştır. Seyyid Ahmet Arvâsî, “İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri” isimli 18 sayfadan oluşan ilk kitapçığını 1965 yılında yayınlamıştır. Bu eser, Türk-İslâm Ülküsü’nün özeti mahiyetinde 44 maddelik bir beyannâmedir. Arvâsî Hoca, bu kitapçıkta: “Milliyetçilik bir milletin kendini ekonomik, kültürel, sosyal ve politik yönden güçlendirmesi, başka millet ve gruplara sömürtmeme çabasıdır. Bu bakımdan milliyetçilik meşrû bir hak ve şuurdur” demektedir. Seyyid Ahmet Arvâsî’nin tanınmasına ve geniş kitleler tarafından okunmasına vesile olan eseri, 1968 yılında yayınladığı “Kendini Arayan İnsan” kitabıdır. “Kendini bilen Rabb’ini bilir” hikmetine mebnî olan bu eserinde Arvâsî Hoca; madde ve mânâ terkibinden ibâret olan ve maddeye hiç benzemeyen insanı, materyalist bir mantıkla tanımanın mümkün olmadığını ifâde etmektedir. Arvâsî Hocamızın 1970 yılında yayınlanan “İnsan ve İnsan Ötesi” isimli eseri, “Kendini Arayan İnsan” adlı kitabının bir devâmı niteliğindedir. İnsana ve insanın değerlerine psikolojik bir yaklaşım ve yeni bir bakış açısı getiren bu eser; “zübde-i âlem” olan insanın metafizik pencereden ilmî bir yorumudur.. Arvâsî Hocanın, 1986 yılında yazdığı “Doğu Anadolu Gerçeği” isimli eserinde “Şark Meselesi” olarak ele aldığı “bölücülük” konusunda çok önemli tespitler ve tekliflerde bulunmuştur. Seyyid Ahmet Arvâsî, emperyalist güçler tarafından üzerinde haince oyunların sergilenmeye çalışıldığı bu talihsiz beldemizin bir ferdi olması hasebiyle bölücüleri ve onların oyunlarını çok iyi tanıyan bir insandır. Arvâsî Hoca, Doğu Anadolu Gerçeği isimli eserinde sun’î bir şekilde vücuda getirilen Şark Meselesi’ne bir eğitimci ve bir sosyolog gözüyle yaklaşmış ve bu problemin bütün boyutlarının efkâr-ı umumiyeye göstererek: “Bazı ahmak politikacılar, bazı gâfil yazar ve çizerler, aldatılmış piyon ve basiretsiz ideologlar, millî ve mukaddes değerlere yabancılaşmış kadrolar, ajanlar, çeşitli türdeki azınlık ırkçıları, yabancı uzmanlar, misyonerler, barış gönüllüleri....vb el ele vererek ülkemizi felâkete sürüklemek istemektedirler... Fakat unutmamak gerekir ki, Türk Devleti’nin parçalanması, sadece, çeşitli renkteki “küfür cephesinin” işine yarayacaktır. Allah korusun, muhalfarz, böyle bir parçalanma olursa, bundan sadece Türklük değil topyekûn İslam Dünyası zarar görecektir. Bunu bilerek ve düşünerek hareket etmek yalnız bir namus borcu değil, aynı zamanda “dinî” ve “millî” bir vecibedir.” demiştir. Rahmetli Seyyid Ahmet Arvâsî’nin son eseri “Hasbihâl”dir. Hasbihâl serileri de Türk-İslâm Ülküsü gibi gazete yazılarından meydana gelmiştir. 16 Eylül 1985 tarihleri ile vefat ettiği gün olan 31 Aralık 1988 tarihleri kaleme aldığı ve Türkiye Gazetesi’nde “Hasbihâl” başlığı altında yayınlanan köşe yazılarıyla, hiçbir yerde yayınlanmamış olan makalelerinden oluşmuştur. Seyyid Ahmet Arvasî’nin İlâhî aşk ve îmân dolu olan kalbi rahatsızdı... İlk kalp krizini Mamak Cezaevi’nde geçirmişti... Arvâsî Hoca, 30 Aralık 1988 günkü yazısında “Bu gece duvara yeni bir takvim asacağım” demişti..Ve öyle de yaptı...31 Aralık 1988 günü, o büyük insan daktilosunun başında dünya misafirliğini tamamladı... “Ölümüm, idrâkimin Mutlak Varlıkta tükenişini ifâde eder. Çünkü; her şey ondan gelmiş, yine O’na dönecektir..” diyen, “İslâm îman ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, büyük Türk Milleti’ni iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen” Arvâsî Hoca, simsiyah gözlerini, her zaman olduğu gibi dünya çirkinliklerine ebediyyen kapadı...Ve eşinin söylediği Kelime-i Şahadete iştirâk ederek mübârek ve temiz ruhunu Hakk’a teslim etti....Hayatı gibi son nefesi de mübârek ve şerefli oldu... Allah (c.c) rahmet eylesin... Ruhu şad, mekânı Cennet olsun... Nasıl bir deryayı bardağa sığdırmak mümkün değilse, bütün hayatı mücadele, çile, irşâd ve hizmet içinde geçen bu kadar büyük bir insanı benim kırık dökük cümlelerimle tasvir etmem elbette mümkün değil... Ummandan bir katre sunabildimse ne mutlu bana... Yasinler ve Fatihalar Arvâsî Hocaya...

ALPEREN OCAKLARI EGE BÖLGE BAŞKAN YARDIMCISI TALAT BARAN ....
 
Geri
Üst