Kadının soyunma özgürlüğü olur ama örtünme özgürlüğü olmaz

uLash

Kaleidoscope
Altın Üye
Katılım
29 Ocak 2008
Mesajlar
13,957
Reaction score
1
Puanları
0
Yaş
40
Konum
Buralarda..
Murat Sabuncu'nun yazısı
Kadının soyunma özgürlüğü olur ama örtünme özgürlüğü olmaz


Bir süredir gündemde ve uzun sürede gündemden düşmeyecek. Ayşe Arman’ın, Nihat Odabaşı’na çektirdiği fotoğraflar.

Kendi deyimiyle “baştan çıkarıcı kadın pozları”.

Eşinin isteğiyle“seks fotoğrafları değil seksi fotoğraflar”.

Kimseyi ilgilendirir mi? Yok, kesinlikle ilgilendirmez. İstediği gibi çektirir fotoğrafları. Ve isteyen bakar. Üzerine konuşur, geyik çevirir. Ya da bakmaz başını çevirir.

Gazetesindeki yazar arkadaşları, hemen hiç kimse bu fotoğraflar hakkında olumsuz yorum yapmadan “kadının bedeni üzerindeki söz sahibi olması hakkında” yazıp ona destek verdiler. Dedim ya kime ne..Desteğe ihtiyacı yok ki..

Ama destek yazısı yazan arkadaşlarla ilgili bir kafa karışıklığı içindeyim. Bu demokrat ve hoşgörülü arkadaşlarımızın çifte standartları olduğunu düşünüyorum. Ve onlara sormak istiyorum:

Peki bir kadın bedeni üzerindeki özgürlüğünü kullanıp soyunabiliyor da niye bir kadın bedeni üzerindeki özgürlüğünü kullanıp örtünemiyor?

Biliyorum çoğunuzun cevabı hazır: Babaları, ağabeyleri, kocaları zorluyor. Kendi özgür iradeleri değil ki.

.Ne ilginç bir düşünce tarzı. Kafası açık tüm kadınlar sonuna kadar özgür, rahat, istediğini yapıyor ama kafasını örten kadınlar o kadar zavallı ki her şeyi emir komuta zinciri içinde yapıyor. Gerçekten inanıyor musunuz siz buna?

Ya da kimileri çağdaşlıktan bahsedecek: “Bu devirde örtünülür mü hiç? “

Örtünülür de soyunulur da…

Bu devrin bana göre en önemli özelliği “daha çok demokrasi, daha çok insan hakları” ile özdeşleşiyor olması. Yani kimsenin kimseye müdahale etmeden, zorlamadan, birbirinin hakkına saygı duyarak birlikte yaşaması.

Benim için soyunmak ya da örtünmek çağdaşlık veya çağdışılık diye tanımlanacak filler değil. Ne kimse soyundu diye çağdaş olur ne de diğeri örtündü diye çağdışı..

Fikir jimnastiğine devam. Diyeceksiniz ki. “Ya mahalle baskısı”. Örtünmek istemediği halde zorlananlar. Ya da örtüsüz yaşamak isteyip, etraflarından korkup örtünenler. O zorlayanlarla mücadele hepimizin boynunun borcu. Kanun falan yetmez öncelikle vicdanlarımızla dur demeliyiz bu baskıcılara.

Ama biliyor musunuz farklı bir mahalle baskısı daha var üzerimizde. Hepimizin ne giyeceğimizden, nerede yiyeceğimize, nerede eğleneceğimizden, ne şekil davranacağımıza kadar yaşam şeklimizin belirlenmeye çalışıldığı bir baskı bu. Öyle giyinmezsek, eğlenmezsek, yaşamazsak, “çağdaş Türkiye bu imiş” gibi kabul ettirilmeye çalışılan düzenin, dışındaki kişiler gibi görünme-gösterilme endişesi taşıyoruz.

Onların çizdiği bir resim var. Ve bu resmin biraz dışına taşan her insan, fikir, yaşam tarzı; “yok sayılmaya, ezilmeye, horlanmaya, aşağılanmaya” çalışılıyor.

Kendini dini otorite sayıp kişilerin inançlarını yargılayanlar kadar kendini çağdaşlığın otoritesi görüp insanların yaşam tarzlarını kendilerine göre belirlemeye çalışanlar da rahatsız ediyor beni.

Yazıyı Ayşe Arman’ın çektirdiği fotoğraflarla ilgili yazdığı yazının bir bölümüyle bitirmek istiyorum. Bakın Türkiye’nin en özgür kadını ne diyor:

“ En büyük hayallerimden biri...

40 olmadan Nihat Odabaşı’na "baştan çıkarıcı bir kadın" olarak poz vermekti.

Sevgilime sordum:

"Yapabilir miyim?"


"Ben senin baban değilim, benden izin almana gerek yok!" dedi.

"Yooook yemezler!" dedim.

"Hiçbir şeyden korkmuyorum ama seni kaybetmekten korkuyorum. Kontrollü bir kontrolsüzlük yaşamak istiyorum o kadar..."

Güldü.

"Sonra da o fotoğrafları yatak odamıza asacaksın di mi?"

"Evet" dedim, "Sen benim beynimi okuyorsun!"

"Yap ama seks fotoğrafları olmasın, seksi fotoğraflar olsun..." dedi.

Sözünü ettiği ayrım, bayağılık ve samimiyet arasındaki ince çizgi gibi bir şeydi.

"Tamamdır" dedim.

Yine de kendime güvenemedim.

(İtiraf ediyorum, ben bazen bayağılıktan da hoşlanıyorum)

"Nihat’ın pespaye bir şey yapmasına olanak yok, ama fotoğraflar senin de onayından geçsin, öyle verelim Hello’ya" dedim.

Ekledim: "Yine de bir sürü insan, sevgilisi nasıl izin vermiş diyecektir..."

"Desinler, umurumda değil" dedi, "Seninle birlikte olmaya karar verdiğim gün, bir sürü şeyi göze almam gerektiğini biliyordum..."


Şimdi bu diyalogu başka bir kadının ağzından yazalım.

Başımı örtmeye karar verdim ve örtümle Nihat Odabaşı’na bir fotoğraf çektirmeye gidecektim. Sevgilime sordum:

“Yapabilir miyim?”

“Ben senin baban değilim bana sormana gerek yok” dedi.

“Yokkk” dedim. Yemezler”

Diyalogu alın yazıdan kendiniz devam ettirin. Ama tarafsız olun. Böyle bir diyaloga hoşgörüyle bakar mıydınız? Ya da en basitinden demezmiydiniz “bak gördün mü kadın kocasına soruyor?” diye…


Kaynak
 
Paylaşım için saol.
Ne diyelim isteyen örtsün isteyen açsın.
Kendi düşünceme göre (dini bir yönden düşündüğüm için) kendi kız kardeşim olsa şahsen örtünmesi için elimden geleni yapardım.
Fakat bir insana zorla bir şey yaptırılmaz veya yaptırılamaz. Sadece onunla tartışırdım. Ben neden istediğimi açıklardım. Oda ne yapmak istediğini açıklar. Fakat zorla olması mümkün değil. Sonuçta Son sözü söyleyen o olacak. Allah herkes için hayırlısını verendir. Yeterki istemediğimiz bir şey de olsa hayırlısını isteyelim.
 
Herkes istediğini yapar,
BaskıyLa örtünen zaten boş örtünmüştür,
Örtünmek istenen örtünsün,AçıLmak isteyen açıLsın
 
Bence Bu yazı bu ülkede %20lik kesimin %80lik kesimi yönettiğinin açık bir göstergesi ...
 
soyunmak özgürlük ama örtünmek değil

gerçekten acınası bir rezalet durum var ortada
 
Bence Bu yazı bu ülkede %20lik kesimin %80lik kesimi yönettiğinin açık bir göstergesi ...

bi tartısma olsun diye değilde hani bu ayrım yaptığın kişiler kimler oluyo onları acıklarsan herkez daha iyi bir yom yapar hem özgürlük ile ilgili bi yazı paylasmıssın bu yorumundada bi ayrımcılık yapıyosun bu sekilde olursa nerde kaldı özgür yasam ve insan hakları işte bu cumhuriyette bu ayrımlar var biz ortahalli yada fakir vatandaslar zaten kimin ne yaptığına kkarısmıyoruz biz düsmüsüz gecim derdine değilmi sadece bu konuları gündemde tutatarak bizlerin aklını karıstırmak ve bölmek için ellerinden geleni yapan yine bizim sectiğimiz basta oturanlar var onlar bi bıraksa su konuları bu ülkede kimse kimseye karısmaz zaten bu benim görüsüm...
 
HaLa mantıkLı bir acıkLaması yok zaten Türban yasağının. . .
Neymiş LaikLik karsıtıymıs . . .
Bu kadar komik bir cevap oLabiLir mi ya . . .
 
Sen ne diyorsun ya buda bir şey mi

bu ülkede bir kadının genel evde çalışma özgürlüğü var ama başörtülü üniversitede eğitim alma özgürlüğü yok
 
türban konusuna girip boşa polemik yaratmak istemem ama..Ayşe Arman'ın sevgiliside baya geniş görüşlü(!) bi adammış..git soyun demiş resmen kadına
 
özgürlük

Murat Sabuncu'nun yazısı
Kadının soyunma özgürlüğü olur ama örtünme özgürlüğü olmaz


Bir süredir gündemde ve uzun sürede gündemden düşmeyecek. Ayşe Arman’ın, Nihat Odabaşı’na çektirdiği fotoğraflar.

Kendi deyimiyle “baştan çıkarıcı kadın pozları”.

Eşinin isteğiyle“seks fotoğrafları değil seksi fotoğraflar”.

Kimseyi ilgilendirir mi? Yok, kesinlikle ilgilendirmez. İstediği gibi çektirir fotoğrafları. Ve isteyen bakar. Üzerine konuşur, geyik çevirir. Ya da bakmaz başını çevirir.

Gazetesindeki yazar arkadaşları, hemen hiç kimse bu fotoğraflar hakkında olumsuz yorum yapmadan “kadının bedeni üzerindeki söz sahibi olması hakkında” yazıp ona destek verdiler. Dedim ya kime ne..Desteğe ihtiyacı yok ki..

Ama destek yazısı yazan arkadaşlarla ilgili bir kafa karışıklığı içindeyim. Bu demokrat ve hoşgörülü arkadaşlarımızın çifte standartları olduğunu düşünüyorum. Ve onlara sormak istiyorum:

Peki bir kadın bedeni üzerindeki özgürlüğünü kullanıp soyunabiliyor da niye bir kadın bedeni üzerindeki özgürlüğünü kullanıp örtünemiyor?

Biliyorum çoğunuzun cevabı hazır: Babaları, ağabeyleri, kocaları zorluyor. Kendi özgür iradeleri değil ki.

.Ne ilginç bir düşünce tarzı. Kafası açık tüm kadınlar sonuna kadar özgür, rahat, istediğini yapıyor ama kafasını örten kadınlar o kadar zavallı ki her şeyi emir komuta zinciri içinde yapıyor. Gerçekten inanıyor musunuz siz buna?

Ya da kimileri çağdaşlıktan bahsedecek: “Bu devirde örtünülür mü hiç? “

Örtünülür de soyunulur da…

Bu devrin bana göre en önemli özelliği “daha çok demokrasi, daha çok insan hakları” ile özdeşleşiyor olması. Yani kimsenin kimseye müdahale etmeden, zorlamadan, birbirinin hakkına saygı duyarak birlikte yaşaması.

Benim için soyunmak ya da örtünmek çağdaşlık veya çağdışılık diye tanımlanacak filler değil. Ne kimse soyundu diye çağdaş olur ne de diğeri örtündü diye çağdışı..

Fikir jimnastiğine devam. Diyeceksiniz ki. “Ya mahalle baskısı”. Örtünmek istemediği halde zorlananlar. Ya da örtüsüz yaşamak isteyip, etraflarından korkup örtünenler. O zorlayanlarla mücadele hepimizin boynunun borcu. Kanun falan yetmez öncelikle vicdanlarımızla dur demeliyiz bu baskıcılara.

Ama biliyor musunuz farklı bir mahalle baskısı daha var üzerimizde. Hepimizin ne giyeceğimizden, nerede yiyeceğimize, nerede eğleneceğimizden, ne şekil davranacağımıza kadar yaşam şeklimizin belirlenmeye çalışıldığı bir baskı bu. Öyle giyinmezsek, eğlenmezsek, yaşamazsak, “çağdaş Türkiye bu imiş” gibi kabul ettirilmeye çalışılan düzenin, dışındaki kişiler gibi görünme-gösterilme endişesi taşıyoruz.

Onların çizdiği bir resim var. Ve bu resmin biraz dışına taşan her insan, fikir, yaşam tarzı; “yok sayılmaya, ezilmeye, horlanmaya, aşağılanmaya” çalışılıyor.

Kendini dini otorite sayıp kişilerin inançlarını yargılayanlar kadar kendini çağdaşlığın otoritesi görüp insanların yaşam tarzlarını kendilerine göre belirlemeye çalışanlar da rahatsız ediyor beni.

Yazıyı Ayşe Arman’ın çektirdiği fotoğraflarla ilgili yazdığı yazının bir bölümüyle bitirmek istiyorum. Bakın Türkiye’nin en özgür kadını ne diyor:

“ En büyük hayallerimden biri...

40 olmadan Nihat Odabaşı’na "baştan çıkarıcı bir kadın" olarak poz vermekti.

Sevgilime sordum:

"Yapabilir miyim?"


"Ben senin baban değilim, benden izin almana gerek yok!" dedi.

"Yooook yemezler!" dedim.

"Hiçbir şeyden korkmuyorum ama seni kaybetmekten korkuyorum. Kontrollü bir kontrolsüzlük yaşamak istiyorum o kadar..."

Güldü.

"Sonra da o fotoğrafları yatak odamıza asacaksın di mi?"

"Evet" dedim, "Sen benim beynimi okuyorsun!"

"Yap ama seks fotoğrafları olmasın, seksi fotoğraflar olsun..." dedi.

Sözünü ettiği ayrım, bayağılık ve samimiyet arasındaki ince çizgi gibi bir şeydi.

"Tamamdır" dedim.

Yine de kendime güvenemedim.

(İtiraf ediyorum, ben bazen bayağılıktan da hoşlanıyorum)

"Nihat’ın pespaye bir şey yapmasına olanak yok, ama fotoğraflar senin de onayından geçsin, öyle verelim Hello’ya" dedim.

Ekledim: "Yine de bir sürü insan, sevgilisi nasıl izin vermiş diyecektir..."

"Desinler, umurumda değil" dedi, "Seninle birlikte olmaya karar verdiğim gün, bir sürü şeyi göze almam gerektiğini biliyordum..."


Şimdi bu diyalogu başka bir kadının ağzından yazalım.

Başımı örtmeye karar verdim ve örtümle Nihat Odabaşı’na bir fotoğraf çektirmeye gidecektim. Sevgilime sordum:

“Yapabilir miyim?”

“Ben senin baban değilim bana sormana gerek yok” dedi.

“Yokkk” dedim. Yemezler”

Diyalogu alın yazıdan kendiniz devam ettirin. Ama tarafsız olun. Böyle bir diyaloga hoşgörüyle bakar mıydınız? Ya da en basitinden demezmiydiniz “bak gördün mü kadın kocasına soruyor?” diye…


Kaynak

tarafsız olmaya özen gösterilerek yazılmış.gerçekten bir kesimin her yaptığı,düşündüğü,uyguladığı tamamen doğru ,diğer kesiminde tamamen yanlış olduğu gibi bir düşünce yerleştirilmeye çalışılıyor.eğer özgürlükse herkese herşekilde.yok kurallarsa o da herkese aynı eşitlikte.birde türban değil mesele.örtünmedir.adı başörtüsü veya türban önemli değil.islamda örtünmenin genel şekli verilmiştir.uygulamasını da peygamber efendimiz açıklamıştır.aynı namazda olduğu gibi.inşaallah herşeye,herkese gösterilen özgürlük inanç alanında da gösterilir.(tüm dinlere)
 
Geri
Üst