Dış politikanın derin dinamikleri

MARCUSX

New member
HH Üyesi
Katılım
19 Ocak 2008
Mesajlar
2,051
Reaction score
0
Puanları
0
Konum
Kaf Dağının Ardı
Dış politikanın derin dinamikleri

“Küresel güçler ve bazı dost, müttefik ülkeler” yeni bir dünya düzeni ve ona uygun yeni bir Türkiye tasarladılar ya, artık gördüklerimiz, yaşadıklarımız hep birbirine benziyor. Demokratikleşmeden söz ediyorlar, içinde basın özgürlüğü yok, tam tersine basına görülmemiş baskı var. Kapanan televizyonlar, devlet bankasından yaklaşık 1 milyar dolar vererek arkadaşa medya grubu aktarmalar ve inanılmaz vergi cezaları... Hukuk devletinden söz ediyorlar, yargı bağımsızlığı yok, tam tersine yargıçlar üzerinde inanılmaz baskılar, sözüm ona yargı reformu taslakları var. Yüksek Seçim Kurulu’na “sana ne, sana mı soracağım, senin üzerine vazife mi” diye bağırmak var. Eşitlikten söz ediyorlar, “kadınları, engelliler ve yaşlılarla bir arada korunması gerekli” zanneden bir anlayış ve anayasa önerisi var. Alevilere yönelik neredeyse 2 yıl bitti, tek kelime, tek cümle bile yok. Kürt açılımından söz ediyorlar, içi boş... İçişleri Bakanı 2 ay sonra Güneydoğu’da konuşuyor, içinde hiçbir şey yok. İşte her şey bu minval üzere gidiyor. Tabii bunlara destek güç olarak da her durumda “demokratikleşmenin önemini unutmamak gerekir” ya da “açılımın içi bilinmese de mutlaka destek olunmalıdır” diye yazan, hatta muhalefet partilerine “tamam içi boş, ama siz doldursaydınız ya” türünde dünyadaki iktidar-muhalefet ilişkileri tarihine geçecek derinlikte sözler eden, yazan aydınları(!), gazetecileri de eklediniz mi, tablo tamam oluyor.



***


Ermenistan hükümeti ile imzalanan protokollerle ilgili olarak da aynı şey oldu. İşte Sayın Başbakanımız, “Sarı Gelin ile birlikte ağlayanlar” dedi mi? Dedi. İşte gördünüz açıklamayı. Bir de soruyordunuz, “protokolün içeriği ne” diye ya da “o nasıl imza töreniydi, neydi o arkadaki ve öndeki görüntü” diye. Size ne... Şimdi buna bir de birkaç aydın(!) ya da gazeteci(!) gerek. Yani “içeriği tartışılarak, Ermenistan ile yapılan protokollerin önemi görmezden gelinebilmektedir” diye yazan bir kaç aydın(!).

Zaten bu yeni Türkiye tasarlandığından beri her şeyi böyle tartışmadık mı? Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Loizidou kararına yönelik, “anlaştık, bir daha böyle kararlar gelmeyecek” dediğinde, kabul etmedik mi? “Annan Planı’nın içi boş yerleri olacak, Genel Sekreter onları sonra dolduracak” dendiğinde, aynı yöntemle kabul etmedik mi? “Denktaş gitti, Kıbrıs sorunu artık bitti, bir kaç güne kadar izolasyonlar kalkıyor” dediklerinde, aynı yöntemle inandırılmadık mı? “Gümrük Birliği Ek Protokolünü imzalayın, bir şey olmayacak” dendiğinde, yine “ben imzalamadım, bakan imzaladı” türünde çok derin açıklamalar yapılmadı mı? Yine aynı aydınlar(!); “ben Annan Planını okumadım ama destekliyorum” türünde destekler vermediler mi? Pekiyi hangisi doğru çıktı? Hangisinde yanılmadılar?


***


Ve işte kim ne derse desin, yine yanlış yaptık. Tabii “sınırlar açılabilirdi” ama protokollerdeki biçimi ile inanılmaz derecede muğlak, anlaşılmaz ifadelerle değil. Ve BM kararlarındaki “işgal altında Azerbaycan toprakları gerçeği görmezden gelinerek” değil. O zaman belki yine sınırları açardık, ama tarih komisyonunun kuruluşu ve yetkilerini, sınırlar açıldıktan sonra ne olacağı belli olmayan bir belirsizliğe değil, açılmadan hukuksal güvenceye bağlayarak... İşgal altındaki Dağlık Karabağ sorunu ile tüm bağları koparmadan...

Ve Avrupa’da “Ermenilere soykırım yapıldığını inkâr edenlere ceza veren” yasayı yapan ve Doğu Perinçek davasında Federal Yüksek Mahkemesi’nin bu yasayı açıkça uyguladığı tek ülke olan İsviçre’yi hakem alarak değil... Doğru dürüst ve hukuksal güvenceleri ile. Ama boksör, “bir ayağa kalkabilsem” demiş ya, biz de bir “deliğe süpürülmemek için, istenen her şeyi eksiksiz yapma” korkusu ve anlayışından bir kurtulabilsek ya...

KAYNAK: http://haber.gazetevatan.com/haberd...=15.10.2009&Newsid=264821&Categoryid=4&wid=45
 
Geri
Üst