Geçen yıl bu sıralardı. Tam da transfer mevsimi zamanı işte! Taraftarların dikkatle bütün gazeteleri okuyup, bütün haber bültenlerini takip ettiği zamanlar. Televizyonların özel transfer programları yaptığı, gazetelerin transfer ekleri verdiği çarpıcı manşetler atmaya bayıldığı ve çoğumuza göre ligin oynandığı zamandan daha heyecanlı zamanlar.
Evet, geçen yıl tamda bu sıralardı hatırlıyorum, bütün kuzey yarım küre bu heyecanla yatıp kalkarken onların çıtı çıkmıyordu. Ses getirecek bir transfer yapmadıkları gibi, en önemli oyuncularından Deco’yu Premier lige satmışlardı. Koskoca bir transfer sezonunu neredeyse boş geçiren bu işi bilmeyen şaşkınlar, nasıl bir kulüp yönettiklerinin de farkında değillerdi. Yöneticilikten bihaber bu insanlar kadroyu takviye etmedikleri gibi daha da zayıflatmışlardı. Kulübün sahip olduğu maddi olanakları kullanmak akıllarına bile gelmemişti. Daha da ilginci bu kulübün taraftarları da çok tuhaf insanlardı. Bu kötü yönetimin farkına bile varamamış, 80 bin kişilik stadyumun tamamına yakınını kombine olarak satın almıştı.
Hiçbir maddi problemi olmayan hatta forma reklamı almaya bile ihtiyacı olmayan bu garip insanlar topluluğu, bu takımda oynamak için can atan bir sürü dünya starı varken, hiç birini transfer etmeyi akıl edememiş, bunun yerine alt yapısına ve kendi yetiştirdiği futbolculara güvenerek sezona başlamaya karar vermişti. Kulübün yaptığı saçmalıklar silsilesi bu kadarla da kalmamıştı. Takıma teknik direktör olmaya hayır diyecek bir insan evladı dünya üzerinde yaşamazken, bu futboldan anlamayan topluluk, kendi teknik direktörlerini de kendileri yetiştirme iddiasında bulunmuşlardı. Gidip alt yapı teknik direktörünü takımın başına getirerek yaptıkları yanlışlara tüy dikmişlerdi adeta.
Şanslarının yaver gidip, gol yağdırarak İspanya şampiyonu olmaları bir şey değiştirmez. Hatta ve hatta tesadüfen İspanya kupasını almaları da fark etmez. Hasbelkader geldikleri Şampiyonlar Ligi finalinde Manchester United karşısına tam 7 tane alt yapıdan yetiştirdikleri oyuncuyla çıkıp kazanmaları ne kadar da ballı olduklarını gösterir.
Bu yıl yeni sezon öncesi, dünya kulübü olma iddiasında ki kulüplerimizin bu saçmalıklara aldanmayıp ne kadar bilinçli hareket ettiğini görünce içimiz açılıyor. Borçlanmaktan korkmayıp sınırlı maddi olanakları zorlayarak, ses getiren ve taraftarları mutlu eden futbolcular ve teknik direktörler transferleri yapmamız Şampiyonlar Ligi finalinin kulüplerimizce ne kadar güzel analiz edildiğine bir işarettir.
Şimdi yaslanın arkanıza rahatça. Biz geliyoruz biz! Kim tutar bizi?
Evet, geçen yıl tamda bu sıralardı hatırlıyorum, bütün kuzey yarım küre bu heyecanla yatıp kalkarken onların çıtı çıkmıyordu. Ses getirecek bir transfer yapmadıkları gibi, en önemli oyuncularından Deco’yu Premier lige satmışlardı. Koskoca bir transfer sezonunu neredeyse boş geçiren bu işi bilmeyen şaşkınlar, nasıl bir kulüp yönettiklerinin de farkında değillerdi. Yöneticilikten bihaber bu insanlar kadroyu takviye etmedikleri gibi daha da zayıflatmışlardı. Kulübün sahip olduğu maddi olanakları kullanmak akıllarına bile gelmemişti. Daha da ilginci bu kulübün taraftarları da çok tuhaf insanlardı. Bu kötü yönetimin farkına bile varamamış, 80 bin kişilik stadyumun tamamına yakınını kombine olarak satın almıştı.
Hiçbir maddi problemi olmayan hatta forma reklamı almaya bile ihtiyacı olmayan bu garip insanlar topluluğu, bu takımda oynamak için can atan bir sürü dünya starı varken, hiç birini transfer etmeyi akıl edememiş, bunun yerine alt yapısına ve kendi yetiştirdiği futbolculara güvenerek sezona başlamaya karar vermişti. Kulübün yaptığı saçmalıklar silsilesi bu kadarla da kalmamıştı. Takıma teknik direktör olmaya hayır diyecek bir insan evladı dünya üzerinde yaşamazken, bu futboldan anlamayan topluluk, kendi teknik direktörlerini de kendileri yetiştirme iddiasında bulunmuşlardı. Gidip alt yapı teknik direktörünü takımın başına getirerek yaptıkları yanlışlara tüy dikmişlerdi adeta.
Şanslarının yaver gidip, gol yağdırarak İspanya şampiyonu olmaları bir şey değiştirmez. Hatta ve hatta tesadüfen İspanya kupasını almaları da fark etmez. Hasbelkader geldikleri Şampiyonlar Ligi finalinde Manchester United karşısına tam 7 tane alt yapıdan yetiştirdikleri oyuncuyla çıkıp kazanmaları ne kadar da ballı olduklarını gösterir.
Bu yıl yeni sezon öncesi, dünya kulübü olma iddiasında ki kulüplerimizin bu saçmalıklara aldanmayıp ne kadar bilinçli hareket ettiğini görünce içimiz açılıyor. Borçlanmaktan korkmayıp sınırlı maddi olanakları zorlayarak, ses getiren ve taraftarları mutlu eden futbolcular ve teknik direktörler transferleri yapmamız Şampiyonlar Ligi finalinin kulüplerimizce ne kadar güzel analiz edildiğine bir işarettir.
Şimdi yaslanın arkanıza rahatça. Biz geliyoruz biz! Kim tutar bizi?
Tarkan Özenbaş/habertürk