- Katılım
- 23 May 2007
- Mesajlar
- 4,439
- Reaction score
- 0
- Puanları
- 0
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik konuşuyor:
“…Sayın Tijen Mergen ve Sayın Türkan Saylan yakından tanıdığım insanlardır. Ancak Mergen, ’Sen niye baba beni okula gönder dedin’ diye soruşturma kapsamına alınmıyor. Saylan, burs verdiği için bu soruşturma kapsamında değil…”
* * *
Peki yaptıkları işbirliği Anadolu’da okulsuz ve parasız kız çocuklarını okutmaktan öte gitmeyen bu iki değerli insan neden aynı anda soruşturuluyor. O kadar ÇYDD yöneticisi ve şube başkanı iki gün neden gözaltında tutuldu. Hangi suçları nedeniyle onlara bu eziyet yaşatıldı. Bu gözaltılar, bu aramalar olmayan delilleri bulmak için mi yapıldı?
ÇYDD’ne anlamlı maddi katkılarda bulunan Ferhat Şenatalar dostumuz neden soruşturma kapsamında. ÇYDD’den burs alan üç öğrenci neden gözaltında… ÇYDD’nin Beyoğlu’ndaki genel merkezinin aramadan sonraki hali vardı dün Milliyet’in birinci sayfasında. Irak işgalindeki manzaraları anımsatıyordu. Neden bu vandalizm? Neden bursiyer öğrencilerle ilgili bilgiler kopyası bile bırakılmadan alınıp götürüldü?
Sayın Bakan ne derse desin, ÇYDD’ye dönük operasyonun amacı bu kuruluşu gözden düşürmek… Gelecekte yönetimine girmek isteyenleri, katkıda bulunanları ve burs alanları caydırmak… Çağdaş gençler yetiştirmeye yönelik çabaları sonlandırmak olduğu bir genel kanı…
Bu gidişin varacağı istasyonu görmek için alim olmaya gerek var mı?
Öldürücü “Hanta virüsü” Türkiye’ye sıçramış.
Siyaset ve basınla ilgileniyorsa geldiğine geleceğine pişman olur…
Haldun Ertem
Kara mizah…
Ergenekon, 12. dalgasının sahnelendiği gün.. Yani 13 Nisan 2009 günü, Mustafa Balbay’ın eşi Gülşah Balbay, posta kutusunu açtı. Bir zarf, içinden Ankara Valiliği’nin resmi yazısı çıktı. Yazının tarihi 16 Mart 2009 idi. Zarfın üzerindeki damgadan, postaya 8 Nisan 2009 günü verildiği anlaşılıyordu.
Yazı özetle, “Mustafa Balbay koruma istiyor mu?” diye soruyordu.
Mustafa Balbay, 5 Mart’ta gözaltına alınmış, 6 Mart 2009’da tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Devlet 16 Mart’ta koruma öneriyordu… Cüneyt Arcayürek yukardaki olayı dün şaşkın şaşkın yazıyordu.
Açılım yerinde…
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un açılımlarını nasıl yorumluyorsunuz? Örneğin Başbuğ’un “Türkiye halkı” deyimini sarfetmesi gerekli miydi?
Bu sorular dün bize de soruldu. Evet açılımları olumlu buluyoruz… Başbuğ’un “Türkiye halkı” deyimini kullanması önemli. BirGün gazetesi güzel bir başlık atmıştı dün:
“Sözde vatandaştan Türkiye halkına…”
Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, birkaç yıl önce Kürtlerden “sözde vatandaş” diye söz etmişken, 12 Eylül cuntası bütün Kürtleri peşinen suçlu ilan etmişken, şimdi Başbuğ onları eşit vatandaş statüsünde yorumluyordu. Az mesafe mi bu?
Darbe hukuku…
Bazı yazarlar şaşırmış gibi soruyor: - Ergenekon davası pusulayı şaşırdı mı?
Ergenekon soruşturması yeni değil, epey zamandır yön değiştirmiş durumda. Olağan koşullarda başlamış görünen dava bir noktadan sonra iktidar tarafından belirgin şekilde siyasallaştırıldı ve muhaliflere yönelik kampanyaya dönüştü. O istikamette gidiyor…
Çağrıldığında savcılığa gitmekten sakınmayacak insanların davul zurnayla göz altına alınması, teşhir edilmesi, konut aranması gibi işlemlerdeki hukuksuz tutum her dalgada tekrarlanıyor. Her dalgada eleştiriliyor. Ne var ki, bu eleştiriler ne İçişleri Bakanlığı, ne diğer makamlarca zerrece kaale alınmıyor.
“Artık hukuk yürürlükte değildir, sivil darbe hukuku yürürlüktedir…”
Toplum böyle bir kabulde bulunmaya alıştırılıyor.
Sistemli bir mekanizma her dalgada işletiliyor.
Saygın insanlar teşhir edilerek, haysiyetleri kırılarak gözaltına alınırken aynı anda yandaş basın harekete geçiriliyor.
Bu insanlar henüz ifade dahi vermeden haklarında binbir türlü kirli söylenti, iftira, dedikodu yandaş basının sayfalarını kaplıyor.
Böylece gözaltına alınan şüphelilerin bir iki gün içinde karşısına çıkarılacağı yargıçlar etkileniyor. Karşılarına çıkacak şüpheliler hakkında beraat veya tahliye kararı vermeleri zorlaştırılıyor.
Her türlü vicdan ölçüsünün bir kenara bırakıldığı bir dönemi yaşıyoruz…
Laik, demokrat, bağımsız Türkiye düşüncesinin savunucuları teker teker yok ediliyor. Neden? Ülkenin karanlık maceralara yelken açmasını kolaylaştırmak için elbette…
Günün sözü:
Çok fazla tesadüf tesadüf değildir.
M.Altay
Batı yargılıyor…
Prof. Erol Manisalı, gözaltına alındığı 13 Nisan günü Cumhuriyet’teki “Batı Atatürk’ü Yargılıyor” başlıklı köşe yazısına bakınız nasıl başlıyordu:
- Yargılanan Türkiye Cumhuriyeti, devrimlerimiz?
- Yargılanan bağımsızlığımız, özgürlüğümüz?
- Lozan yargılanıyor, emperyalizme karşı kazandığımız savaş yargılanıyor?
- Halkımız, ulusumuz yargılanıyor sömürgeciler tarafından?
- Kimliğimiz, değerlerimiz ve varlığımız yargılanıyor?
- Kurtuluşumuz ve onun önderi Mustafa Kemal Atatürk yargılanıyor…
Melih Aşık, Milliyet
“…Sayın Tijen Mergen ve Sayın Türkan Saylan yakından tanıdığım insanlardır. Ancak Mergen, ’Sen niye baba beni okula gönder dedin’ diye soruşturma kapsamına alınmıyor. Saylan, burs verdiği için bu soruşturma kapsamında değil…”
* * *
Peki yaptıkları işbirliği Anadolu’da okulsuz ve parasız kız çocuklarını okutmaktan öte gitmeyen bu iki değerli insan neden aynı anda soruşturuluyor. O kadar ÇYDD yöneticisi ve şube başkanı iki gün neden gözaltında tutuldu. Hangi suçları nedeniyle onlara bu eziyet yaşatıldı. Bu gözaltılar, bu aramalar olmayan delilleri bulmak için mi yapıldı?
ÇYDD’ne anlamlı maddi katkılarda bulunan Ferhat Şenatalar dostumuz neden soruşturma kapsamında. ÇYDD’den burs alan üç öğrenci neden gözaltında… ÇYDD’nin Beyoğlu’ndaki genel merkezinin aramadan sonraki hali vardı dün Milliyet’in birinci sayfasında. Irak işgalindeki manzaraları anımsatıyordu. Neden bu vandalizm? Neden bursiyer öğrencilerle ilgili bilgiler kopyası bile bırakılmadan alınıp götürüldü?
Sayın Bakan ne derse desin, ÇYDD’ye dönük operasyonun amacı bu kuruluşu gözden düşürmek… Gelecekte yönetimine girmek isteyenleri, katkıda bulunanları ve burs alanları caydırmak… Çağdaş gençler yetiştirmeye yönelik çabaları sonlandırmak olduğu bir genel kanı…
Bu gidişin varacağı istasyonu görmek için alim olmaya gerek var mı?
Öldürücü “Hanta virüsü” Türkiye’ye sıçramış.
Siyaset ve basınla ilgileniyorsa geldiğine geleceğine pişman olur…
Haldun Ertem
Kara mizah…
Ergenekon, 12. dalgasının sahnelendiği gün.. Yani 13 Nisan 2009 günü, Mustafa Balbay’ın eşi Gülşah Balbay, posta kutusunu açtı. Bir zarf, içinden Ankara Valiliği’nin resmi yazısı çıktı. Yazının tarihi 16 Mart 2009 idi. Zarfın üzerindeki damgadan, postaya 8 Nisan 2009 günü verildiği anlaşılıyordu.
Yazı özetle, “Mustafa Balbay koruma istiyor mu?” diye soruyordu.
Mustafa Balbay, 5 Mart’ta gözaltına alınmış, 6 Mart 2009’da tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Devlet 16 Mart’ta koruma öneriyordu… Cüneyt Arcayürek yukardaki olayı dün şaşkın şaşkın yazıyordu.
Açılım yerinde…
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un açılımlarını nasıl yorumluyorsunuz? Örneğin Başbuğ’un “Türkiye halkı” deyimini sarfetmesi gerekli miydi?
Bu sorular dün bize de soruldu. Evet açılımları olumlu buluyoruz… Başbuğ’un “Türkiye halkı” deyimini kullanması önemli. BirGün gazetesi güzel bir başlık atmıştı dün:
“Sözde vatandaştan Türkiye halkına…”
Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, birkaç yıl önce Kürtlerden “sözde vatandaş” diye söz etmişken, 12 Eylül cuntası bütün Kürtleri peşinen suçlu ilan etmişken, şimdi Başbuğ onları eşit vatandaş statüsünde yorumluyordu. Az mesafe mi bu?
Darbe hukuku…
Bazı yazarlar şaşırmış gibi soruyor: - Ergenekon davası pusulayı şaşırdı mı?
Ergenekon soruşturması yeni değil, epey zamandır yön değiştirmiş durumda. Olağan koşullarda başlamış görünen dava bir noktadan sonra iktidar tarafından belirgin şekilde siyasallaştırıldı ve muhaliflere yönelik kampanyaya dönüştü. O istikamette gidiyor…
Çağrıldığında savcılığa gitmekten sakınmayacak insanların davul zurnayla göz altına alınması, teşhir edilmesi, konut aranması gibi işlemlerdeki hukuksuz tutum her dalgada tekrarlanıyor. Her dalgada eleştiriliyor. Ne var ki, bu eleştiriler ne İçişleri Bakanlığı, ne diğer makamlarca zerrece kaale alınmıyor.
“Artık hukuk yürürlükte değildir, sivil darbe hukuku yürürlüktedir…”
Toplum böyle bir kabulde bulunmaya alıştırılıyor.
Sistemli bir mekanizma her dalgada işletiliyor.
Saygın insanlar teşhir edilerek, haysiyetleri kırılarak gözaltına alınırken aynı anda yandaş basın harekete geçiriliyor.
Bu insanlar henüz ifade dahi vermeden haklarında binbir türlü kirli söylenti, iftira, dedikodu yandaş basının sayfalarını kaplıyor.
Böylece gözaltına alınan şüphelilerin bir iki gün içinde karşısına çıkarılacağı yargıçlar etkileniyor. Karşılarına çıkacak şüpheliler hakkında beraat veya tahliye kararı vermeleri zorlaştırılıyor.
Her türlü vicdan ölçüsünün bir kenara bırakıldığı bir dönemi yaşıyoruz…
Laik, demokrat, bağımsız Türkiye düşüncesinin savunucuları teker teker yok ediliyor. Neden? Ülkenin karanlık maceralara yelken açmasını kolaylaştırmak için elbette…
Günün sözü:
Çok fazla tesadüf tesadüf değildir.
M.Altay
Batı yargılıyor…
Prof. Erol Manisalı, gözaltına alındığı 13 Nisan günü Cumhuriyet’teki “Batı Atatürk’ü Yargılıyor” başlıklı köşe yazısına bakınız nasıl başlıyordu:
- Yargılanan Türkiye Cumhuriyeti, devrimlerimiz?
- Yargılanan bağımsızlığımız, özgürlüğümüz?
- Lozan yargılanıyor, emperyalizme karşı kazandığımız savaş yargılanıyor?
- Halkımız, ulusumuz yargılanıyor sömürgeciler tarafından?
- Kimliğimiz, değerlerimiz ve varlığımız yargılanıyor?
- Kurtuluşumuz ve onun önderi Mustafa Kemal Atatürk yargılanıyor…
Melih Aşık, Milliyet