Anne Güvercin - Serdar Yıldırım

Serdar102

Altın Üye
Altın Üye
HH Üyesi
Katılım
13 Eki 2011
Mesajlar
80
Reaction score
0
Puanları
6
Konum
Bursa
ANNE GÜVERCİN
Güzel bir yaz günüydü. Batur elinde sapan evlerinin yakınındaki ağaçlıkta kuş avına çıkmıştı. Gözleri radar gibi dikkatle çevreyi tarıyordu. Birden arkasında bir ses duydu: ’Vurma kuşları.’ Döndü, baktı. Seslenen yabancı değildi. Mahalle arkadaşı Sarper’di: “ Ne istersin şu küçük yaratıklardan bilmem ki? Ne zararı var onların sana? Bırak ötsünler, uçsunlar, kanat çırpsınlar. “
Batur: “ Sarper yine mi sen? Bu kaçıncı? İşime karışma demedim mi ben sana? Bak kuşları ürküttün, kaçıp gittiler. Kuş vurmak yasak mı yani? “
Sarper: “ Yasak tabii. Şu sıralar kuş yavrularının büyüme zamanı. "
Batur: “ Amma yaptın ha.. Yasakmış.. Yasaksa yasak. Kim bilecek benim kuş vurduğumu? Çevrede bir yığın kuş var. Bir kuş vursam kuş kıtlığına kıran girmez ya, kuş nesli tükenmez ya. Bana bak Sarper, sen iyi bir arkadaşsın, fakat şu kuş işine karışma “ dedi ve ses çıkarmamaya dikkat ederek ilerlemeye başladı. Yirmi metre kadar gittikten sonra bir ağacın altında durdu. Sapanını yukarıya kaldırdı. Nişan aldıktan sonra sapanındaki taşı fırlattı. Taş hedefini bulmuştu. Kuş yere düşerken havalanan bir başka kuşun kanat sesleri duyuldu. Batur yere düşen kuşu aldı. Kendisine doğru yürümekte olan Sarper’e dönerek: “ Nasıldım ama? Tek atışta hedef on ikiden. Tüylerini yoldum mu, küçük bir ateş yakarım. Sonra değme keyfime “ dedi.

Arkadaşının sözlerine aldırış etmemesine içerleyen Sarper: “ Ne desem, ne söylesem boşuna. Başkalarının senden daha iyi düşünebileceğini kabul etmezsin zaten. Vurduğun bir yabani güvercin yavrusu. Yirmi gram et ya çıkar, ya çıkmaz. Düşünmediğin bir şey var. Bu yere düşerken kanat sesleri duymuştuk. Herhalde anne güvercindi uçan. Yabani güvercinler bildiğim kadarıyla kin tutarlar. Yavrusunu vurmakla hiç iyi yapmadın “ dedikten sonra geriye dönerek hızlı adımlarla oradan uzaklaştı.

Batur daha sonra ağaçlığın kenarında küçük bir ateş yaktı. Buraya gelirken yavru güvercinin tüylerini yolmuş ve iç organlarını temizlemişti. Kuşu pişirmeye başladı. Arka tarafındaki ağaçlardan birinde üzgün ve yaşlı bir çift gözün kendisini izlediğinin farkında bile değildi. Anne güvercin bir taraftan yavrusunu vuran çocuğu seyrederken, bir taraftan da düşünüyordu: “ Aslında elinde sapanla bir çocuğun bize doğru yaklaştığını görmesek, duymasak bile hissederiz. Biz kuşlar, ağaç dalları üzerinde otururken dalar gideriz. Geçmişi düşünürüz. Hatıralar gözlerimiz önünde canlanır. Doğrularımız, yanlışlarımız aklımıza gelir. Çoğu zaman da hayaller kurarız. Bunlar genellikle tadını damağımızda hissedeceğimiz hayallerdir. Yani gerçek olmasını istediğimiz. İşte bu gibi durumlarda bir sapanın veya bir tüfeğin bize doğru nişanlandığını görmemiz yahut yaklaşan birinin hışırtısını, ayak seslerini duymamız mümkün değildir. Biricik yavruma uçmayı öğretiyordum. Yavrum çok yorulmuştu. Bir ağacın dalına konduk, dinleniyorduk. Etraftaki ağaçlar kuş doluydu ve sanırım çoğu benim gibi hayallere dalmıştı. Küt diye bir ses duydum ve yavrumun feryadı ile kendime geldim. Baktım yavrum vurulmuş düşüyordu. Kanatlarımı çırptım ve uçtum. Havada geniş bir daire çizdikten sonra olayın olduğu yere döndüm. Çevrede kuş yoktu, kaçıp gitmişlerdi. Olayın nasıl olduğunu kuşlardan öğrenirim. Neyse bırakayım şimdi bunları düşünmeyi. Yavrumu vuran çocuk kalktı, gidiyor. Gözden kaybetmeden takip edeyim şunu. Evinin nerede olduğunu öğrenirim hiç olmazsa. “

Batur yolda gördüğü bir arkadaşıyla konuştuktan sonra oturdukları apartmanın kapısından içeriye girdi. Oturdukları daire 4. kattaydı. Anne güvercin karşı sokaktaki bir apartmanın çatısında saatlerce bekledi. Akşam olunca odaların, salonların ışıkları yanmaya başladı. Yavrusunu vuran çocuğun girdiği binanın oda ve salonlarını kontrol etmeye başladı. Örtülmeyen veya aralık bırakılan perdelerin arkasından içeri bakıyordu. 4. kattaki balkonun korkuluk demirlerinin üzerine kondu. Şöyle bir etrafına bakındı, bir tehlike var mı diye. Sonra başını pencere tarafına doğru çevirdi. Perdesi kapatılmamış pencereden içerisi rahatlıkla görünüyordu. Onu gördü… tam karşıda oturmuş, yanındaki birkaç kişiye bir şeyler anlatıyordu. El-kol hareketleri yapıyor, kahkahalarla gülüyor, etrafındakileri güldürüyordu. Onun son derece neşeli hali içini sızlattı. Bu sahneyi daha fazla görmeye dayanamadı, kanatlarını çırptı ve simsiyah gökyüzüne doğru uçup gitti. Daha sonraki günlerde Batur evlerinin yakınındaki ağaçlıkta sık sık kuş avına çıktı. Fakat hayret!..Her zaman pek çok kuşun bulunduğu bu ağaçlıkta bir tek kuşa rastlayamıyordu.

Batur, bir gün elinde sapanıyla buraya geldi. Çevreden çıt çıkmıyordu, etrafta hiç kuş yoktu. Yavru güvercini vurduğu ağacın altına gelmişti ki, aniden kanat sesleri duydu. Şaşırmıştı. Üzerine doğru dalışa geçen kuşu son anda fark etti. Elleriyle yüzünü kapatması onu yaralanmaktan kurtardı. Kuş çığlıklar atarak ikinci defa saldırıya geçti. Bu saldırı birincisinden daha şiddetli oldu. Kuşun kanat vuruşları tokat gibi yüzüne gelen Batur, sırtüstü yere yuvarlanırken eliyle kuşa sert bir darbe indirdi. Kuşun ilerideki çalıların arasına düştüğünü gören Batur, arkasına bakmadan kaçıp gitti. Batur o gece hiç uyuyamadı. Yatağında devamlı olarak bir o yana, bir bu yana döndü, durdu. Sabaha karşı o kuşun kim olduğunu ve kendisine neden saldırdığını anlamıştı. O kuş, birkaç gün önce vurduğu yavru güvercinin annesiydi. Demek ki, anne güvercin yavrusunu vuranı unutmamış, devamlı olarak takip etmişti. Kuş vurmak için ağaçlığa gelirken orada bulunan kuşların kaçıp gitmesini sağlamıştı. Bu birkaç gündür ağaçlıkta kuş görememesinin nedenini ortaya çıkarıyordu. Korkunç bir takip altındaydı. Kuş vurmaya devam ederse anne güvercinin felaketine neden olacağını anladı. Zararın neresinden dönülürse kardı. Bir daha kuş avına çıkmazsam anne güvercin belki peşimi bırakır diye düşündü. Zaten sapanını anne güvercin ile boğuşurken düşürmüştü. Bundan sonra kuş vurmayacağına söz verdi.

Anne güvercin ise, Batur ile yaptığı mücadeleden sonra yerde bulduğu sapanı gagasının arasına kıstırıp uçup gitmiş, uzaklara, çok uzaklara, kimsenin onu bulup bir daha kuş vurmasına imkân bulamayacağı kadar uzaklara giderek oralarda bulduğu bir çukura sapanı atmış ve üzerine toprak, yaprak ne bulduysa doldurarak gömmüştü. Anne güvercin sonraki günlerde ağaçlığın kenarında nöbet tutmaya devam etti. Birisi buraya gelmeye kalksa ağaçlar üzerinde dinlenen, uyuklayan veya hayal kurmakta olan kuşları uyaracak ve bu ağaçlıkta kimsenin kuş vurmasına izin vermeyecekti.

Böylece aradan haftalar geçti. Sonbaharın gelmesiyle havalar soğumaya başladı. Bütün göçmen kuşlar gibi anne güvercin de grubuyla birlikte kışı geçirmek için sıcak ülkelere göç etti. Ertesi yıl nisan ayında anne güvercin grubuyla birlikte bu ağaçlığa geldi. Günler sakin ve olaysız geçiyordu. Anne güvercin fırsattan istifade ederek üç tane yumurta yumurtladı. Bu yumurtaların üzerinde günlerce kuluçkaya yattı. Sonunda yumurtalar çatladı ve üç tane yavru sahibi oldu. Yaz mevsimi boyunca yavrularını büyüttü, onlara uçmayı öğretti. Hayatta kendilerine yönelecek tehlikelere karşı uyanık durumda bulunmayı öğütledi. Batur verdiği sözü tuttu. Bir daha onu kuş vururken gören olmadı.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

BU MASALIN BULUNDUĞU KİTAPLAR:
Türkiye Çocuk Dergisi - Sayı: 1051 - Yayın Yılı: Ağustos 2014 - Sayfa: 32-33
Eğlendiren Masallar - Karaca Yayınları - Yayın Yılı: 2004 - Sayfa: 16-31
Sevimli Masallar Gezegeni - Karaca Yayınları - Sayfa 224-240
5. Sınıf Türkçe Rekor Soru Bankası - Startfen Yayınları - Sayfa: 120
7.Sınıf Protein Soru Bankası - Net Fen Yayınları - Yayın Yılı. 2022 - Sayfa: 224
Akdeniz Son Baskı Gazetesi - Yayın Yılı: 17-4-2012
BULTÜRK Gazetesi - Bulgaristan Türkleri - Yayın Yılı: 5-11-2020
Kayseri Hakimiyet Gazetesi - Yayın Yılı: 11-11-2019
Bir Kitapta PDF Günlük Ev Görevleri - Yayın Yılı: 4-11-2018

Yayınevleri internetten alıyorlar. İşin parasal yönü yoktur. Benim amacım okuyucuya güzel eserler sunmaktır.
 
Selamlar.
Çocukken büyüklerimiz bize masal anlatırdı. Bu masalları ilgiyle dinlerdim. Özellikle Keloğlan. Kavga etmiyor, vuruşmuyor ama her zaman galip geliyor. Demek ki hayatta vuruşmadan da galip geliniyormuş diye düşünüyordum. Askerden geldikten sonra bir lokantada iki ay garsonluk yaptım. Sonra bir yıldan fazla bir süre iş aradım. Sonunda kırtasiye dükkanı açtım. Kendi dükkanımda sattığım masal kitaplarını okudum. Ne güzel masallar yazıyorlar acaba ben de böyle güzel masallar yazabilir miyim, diye düşünmeye başladım. Eğer kırtasiye dükkanı açmasaydım mümkün değil masal ve hikaye yazamazdım. 14 yaşımdan beri şiir yazıyordum da masal, hikaye yazmak ayrı bir olay. Konu oluşturuyorsun elinde kalem, önünde kağıt bir - iki saat geçiyor, yazı yok. Böylece aradan altı yıl geçti. Bir aralık iki tane yarım sayfalık hikaye yazdım. Sonrasında peş peşe pek çok hikaye ve masal yazdım. Hayatta hedefi 12'den vurmanızı isterim. Sağlıklı ve mutlu kalın.

1994 yılında içinde 8 hikayemin olduğu bir hikaye kitabından 5.000 tane bastırmıştım. 1995 yılında yine içinde 8 hikayemin olduğu bir hikaye kitabından 2.000 tane bastırmıştım. Aynı yıl 10 'luk bir seriden 10.000 tane bastırmıştım. Bu kitaplardan şimdi elimde 100 tane kaldı. İnanın bana hiç para dönmedi.

Son olarak İstanbul'a bir ayakkabı tamircisi arkadaşla 1996 yılında gitmiştim. Cağaloğlu'na, yayınevlerinin çok olduğu bir semte. Akşamüstü İstanbul'a vardık. Bir parkta sabahladık. Hikayelerimin olduğu dosyaları elden yayınevi sahiplerine ve editörlere verdim. Çok beğenenler olduğu gibi, sinirlenenler de oldu. Bir daha İstanbul'a gitmedim ama yazı işini bırakmadım. Yazmaya devam ettim. Daha sonraki yıllarda kitapçılardan 202 tane içinde hikayelerimin olduğu kitap buldum ve satın aldım. Hatırlıyorum o parkta sabahlarken iki gözü açık bankta yattım ve amacım, bir yayınevinin yayınladığı bir kitaba bir hikayemin alınmasıydı.

2012 yılının son ayında 112 tane yayınevine e mail yoluyla baş vurdum. 40' ar tane masal gönderdim. Alın bakın bu masalları ben yazıyorum, dedim. Masal kitaplarında kullanabilirsiniz, dedim. 14 yayınevi benimle ilgilendi. 13 tanesinden yanıt geldi. Sonunda, hiçbiri benim yazdığım masalları kitap olarak hazırlamaya yanaşmadı. Bir yayınevi editörü bana telefon açtı. Konuştuk. Bize gönderdiğiniz masalları siz mi yazıyorsunuz, dedi. Ben de, evet, dedim. Hangi okulu bitirdin, dedi. Ben de, lise mezunuyum, dedim. Hayır, dedi. Sen bu masalları yazamazsın, dedi. Sesini yükseltti. Bana bağırdı. Bu masalları yazan biri edebiyat öğretmenidir. Üniversitede hocadır. Sen kimsin de bu masalları yazdığını iddia ediyorsun, dedi. Telefonu kapattı.

Ben yıllar önce bu hikayeleri yazarken, bir gün bu yazdıklarım dünyaya ulaşacak derdim. İşte şu hikaye nasıl bitmelidir. Şöyle bir son olsa bunu Fransız veya Alman kabul eder mi, diye düşünürdüm. 38 yaşında evlendim. Bir gün nişanlım Ayla ile birlikte Bursa'da Kültürpark' a gitmiştik. Fal bakan bir kadın vardı ve az bir para karşılığı benim falıma baktı. Küçük bir bez torba içinden birkaç madeni para, biraz kemik parçası ve küçük parmak kadar birkaç dal parçasını masa üstüne yuvarladı. Sen dedi, deniz aşırı ülkelere yolculuk yapacaksın. İngiltere'ye, Fransa'ya, Amerika'ya gideceksin. Buralarda görkemli bir şekilde karşılanacaksın. Falcı kadından ayrıldıktan sonra ben Ayla'ya: Bu kadın beni hiç tanımıyor. Sadece dikkatli bir şekilde gözlerime baktı. Bu kadar kısa bir zaman dilimi içerisinde benim düşüncemi okuması imkansız. Bir şekilde gelecekten haber verdi. Aslında ben değil, benim yazdığım hikayeler o yolculuğu yapacaktır, dedim. Bundan dolayıdır ki, Belçika, Romanya, Uygur Devleti, Pakistan Üniversitesi, Portekiz gibi devlet site ve forumlarında hikayelerim okunuyor.

Sizler de şiir veya hikaye yazıyorsanız önce yakınlarınıza okuyun. Beğenirlerse doğru yoldasınız demektir. Sonra internete verin. Okuyucu eğer şiiriniz, hikayeniz güzelse güzel der. Bazı yerleri hatalıysa uyarırlar. Gerekli düzeltmeleri yaparsınız. Çeşitli yazarların şiirleri okunacak. Hikayeler okunacak.

Yazarların hayat hikayeleri de önemli. Kim nerede doğdu, hangi şartlarda büyüdü, nasıl yazar veya şair oldu. Bunların hep bilinmesi gerekiyor. Direk hikaye yazacağım deyip işe girişmek yanlış. Genelde hikaye ve masal yazarları şiirden işe başlarlar. Ben de şiirden işe başladım. Lise 1'e giderken okuldaki şiir yarışmasında benim şiirim ilk 10 sıraya girmeyince bu işte başarılı olmak istedim. Aslında birincilik bekliyordum.
Neden önce şiir derseniz: 800 - 1500 metre koşularına girmeden, bu mesafelerde başarılı olmadan 5.000 - 10.000 metre koşularına girene rastlamadım. Maraton yarışı 42.195 metredir ve ben maraton yarışına roman yazmak benzetmesi yapıyorum. 200 - 300 sayfa yazıyorlar. O çok zor iş. Bir roman için aylarca uğraşan yazarlar var. Ben roman yazmaya yönelmeyeceğim. Bana hikayeler yeter. Anlatılmak istenen kısa ve öz olarak okuyucunun ilgisine sunulmalı.

Çeşitli yayınevleri haberim olmadan masal - hikaye kitaplarına, yardımcı ders kitaplarına alıyorlar. Kırtasiyelerden şu son 6 yılda 202 tane kitapta eserlerimi buldum ve satın aldım. Bazısında bir tane bazısında iki tane almışlar. Birinde yedi tane var. Telif hakları diyorlar. 2012 yılında bir yayınevine telefon etmiştim. Hikaye kitaplarınıza benim pek çok hikayemi almışsınız dedim. Kitapların ve hikayelerin adını söyledim. Araştırın dedim. Yayınladığınız hikayelerin adını yazın dedim. Tamam, dedi yayınevi sahibi, yarım saat sonra ben seni ararım. Yarım saat sonra aradı. Dedikleriniz doğru, dedi. Benim dedim on bin lira borcum var. Bana bu parayı verirseniz ben size hiç yayınlanmamış hikayelerden gönderirim. Yayınevi sahibi, Serdar ben senin yazdığın hikayelerden gelen parayla Ankara'da 5 katlı apartman yaptırdım. Yeni hikayelerini internetten bulup kullanırım. Sana para yok, dedi.
 
Bundan 5 ay önce, çeşitli yayın evlerine hikayelerimi gönderdim. Bakın Hollanda, Belçika gibi ülkelerde çıkan mecmualarda, Pakistan Punjab Üniversitesi'nde Okutulan Ders Kitabında Hikayelerim Çıktı diye mesajlar yazdım, linkler verdim. 24 yayın evinden sadece birinden mesaj geldi. Telefonla konuştuk. O yayın evinin editörü, senin hikayelerini 500 tane basarım ama 20.000 liranı alırım, dedi.
 
Geri
Üst