- Katılım
- 23 May 2007
- Mesajlar
- 4,439
- Reaction score
- 0
- Puanları
- 0
22 TEMMUZ seçimlerinin üzerinden yarın tam 4 ay geçmiş olacak.
Türkiye bu süreç içerisinde çok sayıda iç ve dış politik gelişme ile karşı karşıya kaldı. Terör, sınır ötesi operasyon, sözde Ermeni soykırımı iddiaları ve Anayasa değişiklik paketi tartışmalarıyla geçirilen koskoca dört ay…
Bu dört ay içerisinde gazetelerin ekonomi sayfaları belki de okurlar için en az ilgi çeken sayfalar oldu…
Spor, politika, dış haberler ve hatta magazin sayfaları bile ekonomi sayfalarını gölgede bıraktı.
Oysa Türkiye’nin içerisinde bulunduğu konjonktür ekonominin her daim ön planda tutulmasını gerektiriyor.
AKP’ye seçim kazandıran etkenlerin başındaki ekonomik gelişmeler, 2002 yılı ile birlikte dünya genelinde başlayan para bolluğunun bir sunucudur.
Aslında AKP’nin en büyük şansı, 2001 krizi ile dibe vurmuş bir Türkiye teslim almış olmasıydı…
Dünya genelindeki bu para bolluğuyla sıcak para cenneti haline gelen ülkemiz, bir anda yatırımcıların cazibe merkezi haline geldi.
Petrol fiyatlarındaki artışla parasına para katan çoğu “Zengin Arap” parasını harcayacak yer aradı.
İşte bu arayışlar esnasında tüm dünya ülkeleri gibi Türkiye’de bu bolluktan nasibini aldı.
Bu akıma birde özelleştirmeler eklenince krizle birlikte tam takır olmuş Merkez Bankası’nın kasası parayla doldu.
Dolar düştü, enflasyon düştü, faizler kısmen düştü…
Peki bu süreç daha ne kadar devam edecek?
Uzmanlar neden korkuyor?
Ekonomi uzmanları son günlerde bir ağızdan 2008’in çok kritik bir yıl olduğunu söylüyorlar. Peki bu kadar para bolluğunda(!), her şey iyi giderken(!) bu uzmanlar neden korkuyor?…
Acaba, Türkiye’deki büyümenin sanal olduğunu gördükleri için mi?
Yoksa, AKP’nin kağıt üzerinde oynama yapma konusunda “uzman” olduğunu bildiklerinden mi?
Ya da, “Düşük kur-yüksek faiz” politikasının büyük risk oluşturduğuna inandıkları için mi?
Kim bilir belki de, “ihracatta 100 milyarı aştık” diye bayram eden hükümetin görmediği 166 milyar dolarlık ithalatı gördükleri içindir!…
Bir başka korku unsuru da, cari açığımızın 36 milyar dolar ile rekor kırması veya kamu kuruluşlarının birer birer yabancıların eline geçmesi olabilir mi?
AKP’li yönetici neden rahat?
Çünkü onlar, vatandaşları kredilerle kendilerine bağladılar…
Vatandaş artık, “Bir kriz çıkar, dolar yükselir, faizler artarsa aldığım krediyi ödeyemem” korkusuyla AKP’ye muhtaç kaldı.
AKP’liler belki de bu yüzden çok rahatlar.
Belki de bu yüzden ‘Mart 2009’da yapılacak yerel seçimlerde 3 bin belediyeyi alabilir miyiz’in hesabını yapıyorlar.
Nasılsa kağıt üzerinde rakamları iyi göstermek konusunda doktora yaptılar…
Bir oynama daha yaparlar olur biter…
AKP uyanıklığı
Başbakan Erdoğan 2013 yılı için 10 bin dolarlık kişi başına milli gelirden bahsediyor.
Bunu nasıl gerçekleştirecek dersiniz? Açıklayayım…
Türkiye’de ilk kez uygulanan ‘Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’, nüfusun 73 milyon değil, 68 milyon olduğunu ortaya koyuyor.
Nüfusumuzun 68 milyona düşmesi demek, 2013 yılı için AKP Hükümeti’nin koyduğu kişi başı 10 bin dolarlık milli gelir hedefine bir adım daha yaklaşılması anlamına geliyor.
Nasıl mı?
2006 sonunda 400 milyar dolar olarak açıklanan milli gelir 73’e bölünüyordu.
Yani 73 milyon insana…
Nüfusumuz 68 milyon olarak resmileşirse bu yıl 489 milyar dolar olan milli gelirimiz 73’e değil, 68’e bölünecek.
Bu şu anlama geliyor…
AKP, var diye bilinen; ancak gerçekte olmadığı tespit edilen 5 milyon insanın gelirini 68 milyona dağıtarak kağıt üzerinde bir artış sağlamış olacak.
Bu da AKP uyanıklığı olsa gerek…
Özelleştirmelere dikkat!
Kişisel olarak bir başka hassasiyetim daha var.
2008 yılı istesem de istemesem de özelleştirmeler yılı olacağa benziyor; çünkü çok sayıdaki kamu kurumunun özelleştirilmek için sıra beklediğini biliyorum.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın gündeminde yer alan Milli Piyango İdaresi’nin özelleştirmesi benim için ayrı bir önem taşıyor.
Bilindiği üzere kurum gelirinin bir kısmı çeşitli kamu kuruluşlarına fon olarak dağıtılıyor. Gelirden dağıtılan fonun bir kısmı da “Savunma Sanayi Destekleme Fonu” adı altında TSK’ya aktarılıyor. Savunma sanayine önemli bir girdi oluşturan bu fonun durumu özelleştirmeden sonra ne olacak merak ediyorum…
Bu konu ihale şartnamesinde yer alacak mı?
Yeni bir düzenleme ile hükümet fonun yükümlülüğünü kurumu alan şirkete mi verecek mi?
Bekleyip göreceğiz…
Ben şimdiden uyarayım!…
Türkiye bu süreç içerisinde çok sayıda iç ve dış politik gelişme ile karşı karşıya kaldı. Terör, sınır ötesi operasyon, sözde Ermeni soykırımı iddiaları ve Anayasa değişiklik paketi tartışmalarıyla geçirilen koskoca dört ay…
Bu dört ay içerisinde gazetelerin ekonomi sayfaları belki de okurlar için en az ilgi çeken sayfalar oldu…
Spor, politika, dış haberler ve hatta magazin sayfaları bile ekonomi sayfalarını gölgede bıraktı.
Oysa Türkiye’nin içerisinde bulunduğu konjonktür ekonominin her daim ön planda tutulmasını gerektiriyor.
AKP’ye seçim kazandıran etkenlerin başındaki ekonomik gelişmeler, 2002 yılı ile birlikte dünya genelinde başlayan para bolluğunun bir sunucudur.
Aslında AKP’nin en büyük şansı, 2001 krizi ile dibe vurmuş bir Türkiye teslim almış olmasıydı…
Dünya genelindeki bu para bolluğuyla sıcak para cenneti haline gelen ülkemiz, bir anda yatırımcıların cazibe merkezi haline geldi.
Petrol fiyatlarındaki artışla parasına para katan çoğu “Zengin Arap” parasını harcayacak yer aradı.
İşte bu arayışlar esnasında tüm dünya ülkeleri gibi Türkiye’de bu bolluktan nasibini aldı.
Bu akıma birde özelleştirmeler eklenince krizle birlikte tam takır olmuş Merkez Bankası’nın kasası parayla doldu.
Dolar düştü, enflasyon düştü, faizler kısmen düştü…
Peki bu süreç daha ne kadar devam edecek?
Uzmanlar neden korkuyor?
Ekonomi uzmanları son günlerde bir ağızdan 2008’in çok kritik bir yıl olduğunu söylüyorlar. Peki bu kadar para bolluğunda(!), her şey iyi giderken(!) bu uzmanlar neden korkuyor?…
Acaba, Türkiye’deki büyümenin sanal olduğunu gördükleri için mi?
Yoksa, AKP’nin kağıt üzerinde oynama yapma konusunda “uzman” olduğunu bildiklerinden mi?
Ya da, “Düşük kur-yüksek faiz” politikasının büyük risk oluşturduğuna inandıkları için mi?
Kim bilir belki de, “ihracatta 100 milyarı aştık” diye bayram eden hükümetin görmediği 166 milyar dolarlık ithalatı gördükleri içindir!…
Bir başka korku unsuru da, cari açığımızın 36 milyar dolar ile rekor kırması veya kamu kuruluşlarının birer birer yabancıların eline geçmesi olabilir mi?
AKP’li yönetici neden rahat?
Çünkü onlar, vatandaşları kredilerle kendilerine bağladılar…
Vatandaş artık, “Bir kriz çıkar, dolar yükselir, faizler artarsa aldığım krediyi ödeyemem” korkusuyla AKP’ye muhtaç kaldı.
AKP’liler belki de bu yüzden çok rahatlar.
Belki de bu yüzden ‘Mart 2009’da yapılacak yerel seçimlerde 3 bin belediyeyi alabilir miyiz’in hesabını yapıyorlar.
Nasılsa kağıt üzerinde rakamları iyi göstermek konusunda doktora yaptılar…
Bir oynama daha yaparlar olur biter…
AKP uyanıklığı
Başbakan Erdoğan 2013 yılı için 10 bin dolarlık kişi başına milli gelirden bahsediyor.
Bunu nasıl gerçekleştirecek dersiniz? Açıklayayım…
Türkiye’de ilk kez uygulanan ‘Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’, nüfusun 73 milyon değil, 68 milyon olduğunu ortaya koyuyor.
Nüfusumuzun 68 milyona düşmesi demek, 2013 yılı için AKP Hükümeti’nin koyduğu kişi başı 10 bin dolarlık milli gelir hedefine bir adım daha yaklaşılması anlamına geliyor.
Nasıl mı?
2006 sonunda 400 milyar dolar olarak açıklanan milli gelir 73’e bölünüyordu.
Yani 73 milyon insana…
Nüfusumuz 68 milyon olarak resmileşirse bu yıl 489 milyar dolar olan milli gelirimiz 73’e değil, 68’e bölünecek.
Bu şu anlama geliyor…
AKP, var diye bilinen; ancak gerçekte olmadığı tespit edilen 5 milyon insanın gelirini 68 milyona dağıtarak kağıt üzerinde bir artış sağlamış olacak.
Bu da AKP uyanıklığı olsa gerek…
Özelleştirmelere dikkat!
Kişisel olarak bir başka hassasiyetim daha var.
2008 yılı istesem de istemesem de özelleştirmeler yılı olacağa benziyor; çünkü çok sayıdaki kamu kurumunun özelleştirilmek için sıra beklediğini biliyorum.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın gündeminde yer alan Milli Piyango İdaresi’nin özelleştirmesi benim için ayrı bir önem taşıyor.
Bilindiği üzere kurum gelirinin bir kısmı çeşitli kamu kuruluşlarına fon olarak dağıtılıyor. Gelirden dağıtılan fonun bir kısmı da “Savunma Sanayi Destekleme Fonu” adı altında TSK’ya aktarılıyor. Savunma sanayine önemli bir girdi oluşturan bu fonun durumu özelleştirmeden sonra ne olacak merak ediyorum…
Bu konu ihale şartnamesinde yer alacak mı?
Yeni bir düzenleme ile hükümet fonun yükümlülüğünü kurumu alan şirkete mi verecek mi?
Bekleyip göreceğiz…
Ben şimdiden uyarayım!…