İki dolar verirsen oynarım--- süper köşe yazısı

anakinrick

1.618
HH Üyesi
Katılım
11 Haz 2008
Mesajlar
3,982
Reaction score
0
Puanları
0
Yaş
32
Konum
now, after, forever ...
arkadaslar bu yazıyı okudum ve gercekten cok hosuma gıttı paylasmak ısterım sanırım buraya acıcam ama eğer yanlıssa da kapatılmadan tasınmasını rıca etsem modlardan gercekten benım cok hosuma gıttı cunku



İki dolar verirsen oynarım

GÜNÜN YAZILARI
Dayan Türkiyem!
ABDÜLHAMİT BİLİCİ
Daha fazla gerilmeden bitsin bu iş...
MUSTAFA ÜNAL
"Akıl oyunları"mı?
A. TURAN ALKAN
Sözün bittiği yer!
ALİ BULAÇ
Kötü kombinasyon: Türk usulü liberal-muhafazakârlık
NİHAL B. KARACA
Ekonomide eski çamlar bardak oldu
SAMİ USLU
10 yıl geciken reklam ve iş dünyası...
FİKRİ TÜRKEL
Her doğru her yerde söylenmeli mi?
AHMED ŞAHİN
Ya adınızı değiştirin... yada spor kulübü olun!
ZEKİ ÇOL

Parayla aklın kimde olduğu belli olmaz denir neredeyse ezelden beri; galiba buna zekâyı da ilave etmek kolaylıkla mümkün.

Bazen öyle insanlarla karşılaşıyorsunuz ki, eğer sadece dış görünüşlerine itibar edecek olsanız muhtemelen selam vermekten bile kaçınabilirsiniz.

İki gün önce Boston caddelerinde turlarken bir masanın üstüne satranç tahtasını ve taşlarını koymuş aşırı pasaklı hayli yaşlı bir adamın önünde 'Benimle satranç oynar mısın?' yazısını gördük. Kimin yolun sonunda ya da başında olduğunu Yaratan'dan gayri kimse bilemese de görünüşü itibarıyla hayat maçında uzatmaları oynadığı hissini veren ihtiyara yakından bakmak istediğimizde ise anladık ki onunla oynamak isteyenlerin iki dolar vermesi gerekiyor. Herhangi bir kişinin iki dolar verip vermeyeceğini merak ederek orada biraz oyalanalım istedik. 60'lı yaşlar civarında muhtemelen Hintli bir adam geldi ve geçti bizim ihtiyarın karşısına. Açılış hamleleri, iki dolar vererek oynamayı kabul eden Hintlinin bu işte usta olduğunu düşündürüyordu. Bizim pasaklı ihtiyar ise iyi değil, süperdi! İnanın şaka yapmıyoruz; Fischer ile Spassky arasında 1972'de oynanan asrın maçından bu yana satranca sevdalı birisi olarak diyoruz ki; bir satranç kulübünde üstünde kokmayan bir tişört ya da elbise varken ihtiyarı seyretmiş olsak yanımızda duran kişiye 'Bu büyük ustanın adı ne?' diye kesinlikle sorardık.

Hintli oyuncu iyi hamleler yaparken satrancın doğası gereği her hamlenin öncesinde uzun uzun düşüncelere dalmayı ihmal etmiyordu. Bizim pasaklı ihtiyarsa yan oturduğu sandalyesinde misafirinin yaptığı hamlenin üstünden iki-üç saniye geçmeden bilgisayar gibi alternatifleri bulup anında karşılık veriyordu. Hintli adam sanki ahiret sualleri karşısında ecel terleri döken biriymişçesine sıkıntılar içinde kıvranırken kirli sakallı, kalın gözlüklü, belki ihmalden belki imkânsızlıktan uzunca süredir yıkanmadığı açık-seçik belli olan bizim ihtiyar, 'Dünya yansa yorganım yok içinde' duruşunu asla bozmuyordu.

Sebebini bilemesek de nedense ihtiyarı gördüğümüz andan itibaren dilimize 'İnsanlık Yolu' diye çevrilen ve Boston'da meşhur Harward Üniversitesi ekseninde çevrilen film ve aktörü Joe Pesci aklımıza düşüverdi. Orada üstün niteliklerine karşın hayatın tüm nimetlerine sırtını çevirmiş Pesci'ye bir öğrenci bunun nedenini sorduğunda 'Ben kaybetmedim, pes ettim.' karşılığını vermişti. Çok zeki olduğuna en ufak bir şüphenin dahi olamayacağı bizim ihtiyar da aynen Pesci gibi 'Hayat karşısında bilerek, isteyerek yenik duruma düşmüş' izlenimi veriyordu. Normal şartlar altında üst düzey bir işte çalışıp krallar gibi yaşaması gereken bir insan nasıl olup da sokaklara düşerek yalnızca iki dolar karşılığında satranç oynayan bir insana dönüşebilirdi; doğrusu sorunun cevabını bulmayı çok isterdik. İhtiyar oyuncunun konuşması, hareketleri, mimikleri kendisine son derece klas bir insan havası verirken, adına satranç denilen 'Öğrenmesi basit, iyi oynaması son derece zor olan' bir oyunu da muhteşem oynadığı düşünüldüğünde üşenmeyip onun hakkında bilgi almak maksadıyla şansımızı denemek istedik. Sonuç oldukça şaşırtıcıydı; bizim ihtiyar, Harward profesörü bir babanın yine aynı okulda üst düzey eğitim almış çocuğuydu ve çok zengindi. Evet, yanlış duymadınız milyonlarca dolar serveti varken sokaklarda satranç oynamayı sürdüren bir insan vardı karşımızda. Parayı umursamadığı her halinden belli olan ihtiyar adama sevmediği, umursamadığı servet babasından kalmıştı ve de bizim pasaklı o paraya dokunmuyordu. Doğru ya da yanlış fark etmez, hayata kendi penceresinden bakabilen, şartlar nasıl gelişirse gelişsin duruşunu bozmayan insanlar bizce saygıyı en çok hak eden insanlardır.

İhtiyara yaklaşıp dilimizin döndüğü kadarıyla bir iki soru sormayı deneyeceğiz; zannetmemekle birlikte eğer cevap alabilirsek sizlere aktaracağımıza emin olabilirsiniz.




--------------------------------------------------2------------------------------------------------------



İki dolarlık adamdan sevgilerle

GÜNÜN YAZILARI
Dayan Türkiyem!
ABDÜLHAMİT BİLİCİ
Daha fazla gerilmeden bitsin bu iş...
MUSTAFA ÜNAL
"Akıl oyunları"mı?
A. TURAN ALKAN
Sözün bittiği yer!
ALİ BULAÇ
Kötü kombinasyon: Türk usulü liberal-muhafazakârlık
NİHAL B. KARACA
Ekonomide eski çamlar bardak oldu
SAMİ USLU
10 yıl geciken reklam ve iş dünyası...
FİKRİ TÜRKEL
Her doğru her yerde söylenmeli mi?
AHMED ŞAHİN
Ya adınızı değiştirin... yada spor kulübü olun!
ZEKİ ÇOL

Devasa servetine karşın Harvard Üniversitesi önünde 2 dolara satranç oynayarak hayat savaşını sürdüren ihtiyar adama gösterilen ilgi hangi çağda yaşarsak yaşayalım, kaç yaşında olursak olalım masalları sevdiğimizi, onlara hâlâ ne denli ihtiyaç duyduğumuzu gösteriyor.

İhtiyar satranççı hepimizi etkiledi, çünkü elinin altında parası, dünyanın her yerinde geçerli kapı gibi diploması varken toplumun ne düşündüğünü umursamadan gönlünün dilediği gibi yaşaması sanki çağdaş bir masalı anlatıyordu. İhtiyarı sevdik çünkü onun yerleşik değerleri umursamayan, paranın cazibesine kapılmayan, başkalarının onun hakkında ne düşündüğüne aldırmayan mizacına içten içe 'Ben onun yerinde olsam paranın hakkını verirdim' dememize rağmen gıptayla baktık.

Tesadüfe bakın ki Boston'a gidiş amacımız küçük oğlumuzu satranç turnuvasına götürmekti ve biz o yaşlı satranç dehasına sokakları arşınlarken rastladık. Hakkında tek bir satır dahi bilgimiz yokken oyunundan ve duruşundan etkilenip insanlara onu anlatıp tanıyıp tanımadıklarını sorduk. Şimdi tahmin edin bakalım; az buçuk bilgi sahibi olduktan sonra ne yaptık? Ne yapacağız; turnuvası biter bitmez bizim sekiz yaşındaki oğlanı alıp eline iki dolar vererek ihtiyarın karşısına oturtup 'Hadi bakalım; göster hünerini' dedik. İstedik ki hem küçük bir satranç dersi alsın hem de karşılıklı konuşamasa bile adam gibi bir adam görsün, tanısın. Turnuvada birinci olmanın getirdiği özgüvenle bizim oğlan başladı oynamaya ve oyun bitene kadar Allah sizi inandırsın en çok söylediği söz öfke içinde 'Allah, Allah; bu nasıl iş?' demek oldu. Biz sanki hiçbir şeyin farkında değilmişçesine 'Ne oldu ki?' diye sorarken 'Yahu, bu adam benim içimi mi okuyor?' deyip söylendi söylendi durdu.

O anlarda bizim odaklandığımız konu satrançtan çok ne yapıp ne ederiz de bizim ihtiyarın ağzından bir iki söz alırız idi; bu yüzden umutla iki kez bir şey içip içmeyeceğini sorduk, hayır dedi. Ama hayatta umutsuzluğa düşmemek gerek; üçüncü teklifimize 'Hava sıcak, portakal suyu olabilir' deyiverdi. Dakikalar geçipte bizim oğlan acıklı sonuna yaklaştığında ise bize dönerek ne dese beğenirsiniz: 'Söyle ona, zaman onun lehine benim aleyhime işliyor; gelecek onun, yenildiğine sakın üzülmesin.' O ara birden sağanak yağmur başlayıpta ortalığı seller götürmesin mi! Can havliyle hepimiz kapalı bir yere kaçışırken ihtiyar oyuncu istifini bozmayıp şemsiyesini açarak Boston sokaklarında yağmura direnmeye çalışan neredeyse tek kişi oluyordu. Yenilirse para almayan yendiğinde ise iki dolar isteyen bizim ihtiyar, tam 26 senedir mayıs ayından ekim sonuna kadar caddenin üzerindeki masalardan birinde satranç oynamayı sürdürüyor. Birkaç sene önce Harvard Üniversitesi'nden hocalar ve talebeler gelip onunla maç yapmışlar ve kuzu kuzu ikişer doları bayılıp gitmişler. O yenilenlerden birisi profesörmüş ve 1996 yılında satranç problemleri çözümünde dünya şampiyonluğuna ulaşmış. Mat olduktan sonra genç ustalardan birinin serzenişine ise bayıldık: 'Boston'a geleli yalnızca üç hafta oldu ve şimdiden ona 24 dolar kaybettim!'

Satranca başladığından bu yana yaptığı binlerce karşılaşmada kazanma istatistiği Capablanka'yı, Fischer'i, Kasparov'u bile kıskandıracak düzeyde, % 99'un biraz üzerinde! Yanlış okumadınız neredeyse % 100'ü yakalamış vaziyette. Şimdi eminiz ki bizim aklımıza gelen sizinde aklınıza geldi; ah, ben onun yerinde olsam dünya şampiyonu olur krallar gibi hayat sürerdim! Ama biz ve siz o değiliz ki; zaten onu farklı kılan da bu; normali yapmayışı, hayatı ciddiye almayışı, insanları ve düşüncelerini takmayışı onu diğerlerinden ayırıyor. Göründüğü kadarıyla günde kazandığı birkaç dolar ona yetiyor; öyleyse bankada duran ve bir işe yaramayan milyonlarından kime ne! En iyisi yazıyı Oscar Wilde ile bağlamak: Sadece aptalların ciddiye alındığı bir dünyada yaşıyoruz. O halde beni anlamıyorlar diye üzülmek niye?
 
Geri
Üst