Başörtüsü dinî bir zorunluluktur, tartışılamaz
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, yetişkin Müslüman kadınların başlarını örtmelerinin dinî zorunluluk olduğunu ve tartışılamayacağını vurguladı.
İbadetlerde kadınların başlarını örtmelerinin de tartışılamayacağını söyleyen Bardakoğlu, Antalya’da gerçekleştirilen ve 81 il müftüsünün katıldığı toplantının sonuç bildirgesini açıkladı. Kadınların namaz kılarken başlarını örtüp örtmemeleri ile ilgili tartışmalara tepki gösteren Bardakoğlu, bu konuda bazı değişiklik önerilerinin medya aracılığıyla tartışılmak istendiğini ifade etti. Bu tür önerilerin İslam’ın temel bilgi kaynaklarında hiçbir karşılığı olmadığına dikkati çeken Bardakoğlu, şunları söyledi: “On dört asırlık uygulamada kadınların başını örtmeleri dinî bir gereklilik olarak kabul edilmiş, Müslüman kadınlar da dinlerinin gereği olduğuna inandıkları için başlarını örtegelmişlerdir. İslam’ın tarihsel tecrübesinin ana çizgisi böyledir ve bu konuda münferit farklı görüşlerin bulunması bu ana görüntüyü farklı göstermeyi haklı kılacak bir güç ve yoğunlukta değildir. Bir insanın dininin gereklerini yerine getirip getirmemesi ise kendi özgür iradesi ile ilgilidir. Bir kimsenin Müslüman olması için İslam’ı din olarak kabullenmesi, dinin temel inanç esaslarını benimsemesi yeterli olup namaz kılıp kılmaması, şu veya bu dinî vecibeyi yerine getirip getirmemesi, başını örtüp örtmemesi ön şart değil, dinin içinde kalan dindarlık tarzı, tercihi ve sorumluluğudur.” İnanç esasları ile ibadetlerin dinlerin ana öğeleri olduğunu ve zaman ve zemine göre değişmeyeceğini vurgulayan Bardakoğlu şöyle devam etti: “İnanç esasları ve ibadetlerde belirleyici olan, dini tesis eden Yüce Allah’ın hükümleri ve Hz. Peygamber’in bu alandaki söz ve uygulamalarıdır. Dinin iki temel kaynağı olan Kur’an ve sünnette belirtilmiş, Hz. Peygamber’in uygulamaları ile şekil ve muhteva kazanmış, üzerinde İslâm bilginlerince görüş birliği oluşmuş ibadetlerin şekli ve kuralları üzerinde tartışmak, alternatifler üretmek, kabul edilemez. İbadetlerin yerine getirilmesinde, kadınların başlarını örterek ibadet etmeleri veya kadınların erkeklerle farklı saflarda ibadet etmeleri, dinin hükmüdür.”
Tefsirde alıntı eski bir yöntem
Başkan Bardakoğlu, hazırladığı Kur’an-ı Kerim mealinde Tevrat ve İncil’e atıfta bulunduğu için ‘Kur’an’ı İncilleştiriyor’ ithamına maruz kalan Prof. Dr. Suat Yıldırım’a haksızlık yapıldığını söyledi. Diyanet İşleri Başkanı, Kur’an tefsiri yapılırken İncil ve Tevrat’tan alıntı yapılmasının İslamiyet’in ortaya çıkışından beri uygulandığını açıkladı. Tefsirlerde ayetler açıklanıp yorumlanırken diğer kutsal metinlerde ve dinî geleneklerde yer alan bilgilerin verildiğine işaret eden Bardakoğlu, bu metodun meale tatbik edilmesinin yanlış anlama ve yorumlara yol açabileceğini kaydetti. Bardakoğlu, bununla birlikte toplum psikolojisini etkileyici ve şahısları itham edici bir söylem yerine, yanlışlar hakkında uyarıcı bir yol izlenilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Bardakoğlu, gazete ve televizyonlarda yayınlanan Diyanet’le ilgili haberlerin çoğunun yanlı ve yanlış olduğunu söyledi. Bu yanlışlığın Diyanet’in kendini anlatmakta yetersiz kalmasından değil, medyanın özensizliğinden kaynaklandığını vurguladı. Bardakoğlu, “Masa başında yanlış ve önyargılı haberler üretmek yerine gerçeğin verilmesi gerekir. Aksi durumda yanlışın düzeltilmesini ve özür dileme etiğinin gösterilmesini bekliyoruz.” dedi. Bardakoğlu, Aleviliğin İslam dışı olduğu yönündeki açıklamalara tepki göstererek, “Alevilik İslam'ın içindedir.” diye konuştu.
DİYANET Fetva-80
T.C
BAŞBAKANLIK
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU BAŞKANLIĞI
KARAR NO : 77
KARAR TARİHİ : 30. 12. 1980
KONU : İmam-Hatip Liselerinde okuyan kız öğrencilerin kıyafetleri Milli Eğitim Bakanlığı’nca İmam-Hatip Liselerinde okuyan kız öğrencilerin kıyafetleri konusunda Bakanlık görüşünün bildirilmesiyle ilgili olarak Devlet Bakanı Sn. Mehmet Özgüneş’ e yazılan 22. 12. 1980 gün ve 018323 sayılı yazı ile Devlet Bakanlığı makamının, konunun Din İşleri Yüksek Kurulu’ nca da incelenerek Bakanlık görüşünün tespit edilmesine dair 22. 12. 1980 gün ve 5. 05 – 1020 sayılı yazıları, konunun önemi ve şümulü dikkate alınmak suretiyle 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’ un 5 inci maddesiyle Kurulumuz’ a verilen görev, yetki ve sorumluluklara dayanılarak dînî, hukukî ve diğer yönlerden incelendi.
6. Milli Eğitim Bakanlığı yazısında kadınların örtülü kıyafetlerinin Atatürk ilkelerine tamamen aykırı olduğu ifade edilmekte ise de, genel ahlaka ve kanunlara aykırı olmayan her türlü kadın kıyafetinin Atatürk devrim ve ilkelerine aykırılığı söz konusu değildir. Nitekim bizzat Atatürk “ Eğer kadınlarımız şer’in tavsiye ve dinin emrettiği bir kıyafetle, faziletin icab ettiği tavr u hareketler içinde bulunur, milletin ilim, sanat, ictimaiyyat hareketlerine iştirak ederse, bu hali, emin olunuz, milletin en mutaassıbı dahi takdirden men-i nefs edemez “ demiştir.
Atatürk’ ün Müslüman Türk Kadınının kıyafeti konusunda benimsediği bu fikirlerine aykırı bir sözüne rastlanmadığı gibi, bu sözlerinden çok sonra çıkartmış olduğu devrim kanunlarından kıyafetle ilgili olan 671, 677 ve 2596 sayılı kanunların hiçbirinde kadın kıyafetiyle ilgili bir hükme de yer verilmemiştir. Esasen, Atatürk’ ü ve ilkelerini – çoğu zaman yapıldığı gibi – dinimizin kadın kıyafetiyle ilgili hükümlerine karşı göstermek, memleketimiz yararları ve Atatürk ilkelerinin benimsenmesi açısından son derece sakıncalı bir tutumdur. Müslüman Türk vatandaşı, “ Ya Allah’ ın emri, ya Atatürk ilkeleri “ şeklinde son derece vahim bir tercihle karşı karşıya bırakılmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki, örtünmek dinin bir emridir ve Atatürk, dinimizin en son ve mükemmel bir din olduğunu çeşitli vesilelerle birçok defalar ifade etmiştir.
7. Bilindiği üzere İmam–Hatip Liseleri ve Kur’ an Kurslarında, Kur’an-ı Kerim’ in usulüne uygun olarak tilâveti yanında, bu okullardaki eğitim ve öğretimin bir gereği olarak dînî hükümler de öğretilmekte ve bu hükümlere her Müslümanın uymasının gerekli olduğu anlatılmaktadır. Dinimizin kadın kıyafetiyle ilgili hükmü yukarıda belirtilmiştir. Sözü edilen eğitim ve öğretim kurumlarında, dinimizin kadınların örtünmeleriyle ilgili hükümleri de tabiatıyla öğretilecektir. Bu durumda, bir taraftan Müslüman kadınların örtünmelerinin dinen zorunlu olduğu öğretilirken, diğer yandan Müslüman kızların başlarını açmaya zorlanmaları, izahı kabil olmayan bir çelişki olacağı gibi, onların vicdanında da son derece olumsuz etkiler meydana getirecektir. Şüphesiz bu durumun eğitim ve öğretim açısından da fevkalade sakıncalı ve olumsuz sonuçları olacaktır.
Diğer taraftan İmam-Hatip Liselerimizde ve özellikle Kur’ an Kurslarımızda Kur’ an-ı Kerim öğretimi, temel dersler arasında yer almaktadır. Bilindiği gibi Kur’ an-ı Kerim okumak bir ibadettir. İbadet esnasında Allah’ ın emirlerine tam bir itaat halinde olmak gerekir. Kız öğrencilerin, yaptıkları bir ibadeti başı açık halde yapmaya zorlanmaları, onların vicdanına açık bir baskı teşkil eder.
8. Vatandaş vicdanına baskı daima reaksiyonla karşılaşır ve toplumun huzursuz olmasına sebep olur. Şayet bu baskılar devletten geliyorsa, devlet millet ilişkilerinin olumsuz yönde etkilenmesine sebebiyet verir.
İmam-Hatip Liseleri ve Kur’ an Kursları gibi dînî öğretim kurumlarında okuyan öğrencilerin ve onların velilerinin vicdanlarına yapılacak baskıların, okul-veli-öğrenci ilişkilerini olumsuz yönde etkileyeceğinde şüphe yoktur. Çünkü sözü edilen eğitim ve öğretim kurumlarına çocuklarını gönderen veliler, çocukların öğrenimlerini dînî hükümlere uygun olarak yapmalarını ve onların dînî emirlere riayetkar olarak yetişmelerini istemektedirler. Kaldı ki, ilk nazarda sadece okul-veli-öğrenci ilişkilerinde olumsuz gelişmelere sebep olabileceği sanılan bu gibi durumlar, genişleyerek toplum vicdanında da rahatsızlıklara sebep olabilir.
SONUÇ
Belirtilen sebeplerle, İmam-Hatip Liselerinin yönetmeliğinde, dinimizin Müslüman kadınların örtünmesiyle ilgili hükümlerine aykırı, Anayasa’ mızın tanıdığı, kişilerin temel hak ve hürriyetlerini zedeleyici ve sözü edilen okulların yönetim, eğitim ve öğretim faaliyetlerini olumsuz yönde etkileyici nitelikte hükümlerin yer almasının uygun olmayacağı mütalaa olunmuştur. Keyfiyetin Devlet Bakanlığı Makamına sunulmak üzere Başkanlık Makamına arzına karar verildi.
A. Hamdi Kasaboğlu (Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı), Recep Akakuş (Bşk. Yrd.), İbrahim Atay (Üye), Dr. Ali Arslan Aydın (Üye), Dr. Ahmet Baltacı (Üye), Hasan Ege (Üye), Kemal Güran (Üye), Yakup İskender (Üye), Mehmet Kaymakçı (Üye), İrfan Yücel (Üye)
1 Sünen-i Ebî Davut, 4/62 Hadis No:4104 2 Prof. Dr. Afet İnan, Atatürk ve Türk Kadın Haklarının Kazanılması, Tarih Boyunca Türk Kadınının Hak ve Görevleri, s.104 İstanbul, 1968, Milli Eğitim Yayınlarından
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI Fetva-93
T.C.
BAŞBAKANLIK
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU BAŞKANLIĞI
KARAR NO : 6
KARAR TARİHİ: 03. 02. 1993
KONU : Tesettür
İslâm dininde kadının kıyafeti ile ilgili olarak zaman zaman sorulan sorular dolayısıyla konu, kurulumuzca ele alınıp incelendi:
Nûr Suresi’nin 30. ayetinde, mü’min erkeklerin harama bakmamaları, namus ve iffetlerini korumaları emredildikten sonra 31. ayetinde kadınlarla ilgili olarak meâlen, “Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (bakmaları haram olan şeylerden) çevirsinler, edep yerlerini korusunlar, -kendiliğinden görünen müstesna- zinetlerini açmasınlar, başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar!” buyurulmakta ve ayetin devamında kadınların kendiliğinden görünmeyen zinet yerlerini, kimlerin yanında açabilecekleri belirtilmektedir.
1- HARAMA BAKMAK VE İFFETİ KORUMAK
Görüldüğü gibi bu iki ayette hem erkeklerin hem de kadınların harama bakmamaları, edep yerlerini iyice örtülü tutup, iffet ve namuslarını zina, fuhuş ve onlara sebep olabilecek durumlardan korumaları emredilmektedir.
Hz. Peygamber (s.a.v) de “...Gözlerin zinası şehvetle bakmaktır...” buyurarak harama bakmayı, göz zinası olarak nitelemiştir .
Ancak, gözün harama tesadüfen ilişmesinin kasıtlı bakmak hükmünde olmadığı da hadis-i şeriflerde belirtilmiştir .
İslâm alimleri, yukarıda mealleri yazılı ayetlere ve konuyla ilgili hadislere dayanarak, erkeklerin ve kadınların, nikahlı eşleri dışında herhangi bir kimseye şehvetle bakmalarının haram olduğu üzerinde müttefiktirler. Tedavi, şahitlik ve evlenme maksadı gibi, zaruret veya ihtiyaç halindeki bakmalara, fıkıhta belirtilen şartlar ve ölçüler dahilinde müsaade edilmiştir.
Fitne tehlikesi ve şehvet korkusu olmamak kaydı ile, gerek erkeklerin ve gerekse kadınların, kendi yakınlarından ve yabancılardan kimselere ve nerelerine bakıp bakmayacaklarına dair hükümler, delilleri ile birlikte fıkıh kitaplarında mevcuttur .
2- ÖRTÜNME
Nûr Suresi’nin 31. ayetinde zikredilen bu emirlerden sonra kadınların örtünmesi ile ilgili olarak da, -kendiliğinden görünenler müstesna- zinetlerini, zinet yerlerini açmamaları ve başörtülerini yakalarının üzerine salmaları emredimiştir.
Cahiliye devrinde başını örten kadınlar, başörtülerini enselerine bağlar veya arkalarına salıverirlerdi. Allah Teâlâ, bu ayetle, İslâm’dan önceki bu adeti kesinlikle yasaklayarak mü’min kadınların -kendiliğinden görünen hariç- zinetlerini, zinet yerlerini açmamalarını ve başörtülerini; saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun, gerdan ve göğüslerini iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmalarını emretmiştir.
Hz. Âişe (r.a), “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eyleye, Yüce! Allah “Mü’min kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar!” ayetini indirince, onlar eteklerinden bir parça keserek, onunla başlarını örttüler” der”.
Yine Hz. Aişe (r.a) bir gün ensar kadınlarından sitayişle bahsederken, buna benzer bir ifade ile, başörtüsü emrine nasıl uyduklarını anlatır.
3- ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLMAYAN KISIMLAR
Örtülmesi emredilen, zinetten istisna edilen ve mücmel olarak geçen “kendiliğinden görünen” ifadesi; ashabdan Hz. Ali, İbn Abbas, İbn Ömer, Enes, tabiîlerden Said b. Cübeyr, Atâ, mücâhid, Dahhâk, Müctehid imamlardan Ebû Hanîfe, Mâlik ve Evzaî (r.a)’nin de dahil olduğu İslâm alimlerinin çoğunluğu tarafından; “Yüz ve bileklere kadar eller” olarak tefsir edilmiştir.
4- ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLAN KISIMLAR
Ayetteki “kendiliğinden görünen” mücmel ifadeyi -az da olsa- farklı tefsir eden alimler, kadınların, istisna dışında kalan zinetlerini ve zinet yerleri olan saç, baş, boyun, kulak, gerdan, göğüs, kol ve bacakların örtülmesi olarak anlamışlar ve bunlardan herhangi birini açmalarının caiz olmadığı hümünde ittifak etmişlerdir.
Kadınların, bu zinet yerlerini kimlerin yanlarında açabilecekleri ise, ayetin devamında bildirilmektedir.
Bu âyet–i kerime nazil olunca, yukarıda rivayet edilen hadislerle de sabit olduğu üzere, ensar ve muhacir kadınların, eteklerinden bir parça keserek, onunla başlarını örtmeye acele etmeleri, Hz. Âişe (r.a)’nın ablası Esmâ (r.a)’nın, ince bir elbise ile Hz. Peygamber (a.s)’ın huzuruna çıktığı zaman, Hz. Peygamber’in “ergenlik çağına gelen bir kadının elleri ve yüzü dışında kalan yerlerini göstermesinin caiz olmadığını” bildirmesi, yine Hz. Peygamber’in, bileklerinin dört parmak yukarısını işaret ederek, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadına, ergenlik çağına gelince yüzü ve şuraya kadar elleri hariç, herhangi bir yerini açması caiz değildir.” buyurması; sözkonusu ayetteki emirlerin vücub için olduğuna, kadınların yukarıda sayılan zinet yerlerini örtmekle yükümlü olduklarına delalet etmektedir.
5- ÖRTÜNMENİN GAYESİ
Dinimizin emrettiği örtünmeden maksat, kadının zinetini ve zinet yerlerini eşi veya mahremi olmayan erkeklere göstermemesi ve yabancı erkekler tarafından görülmesine meydan vermemesidir. Bu itibarla örtünün; saçın, ten renginin veya zinetlerin görülmesine engel olacak kalınlıkta, vücut hatlarını göstermeyecek nitelikte olması gerekir.
Bu konuda, yukarıda meali zikredilen hadis-i şerifler dışında, daha pek çok hadis-i şerif bulunmaktadır.
Ahzâb Suresi’nin 60. ayetinde de “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle: (Evden çıkarlarken) üstlerine vücutlarını iyice örten dış elbiselerini giysinler! Bu, onların iffetli bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar.” buyurulmaktadır.
Bu ayette müslüman hanımların evlerinden çıkarken, üstlerine vücut hatlarını belli etmeyecek bir dış elbise almaları, ev kıyafeti ile sokağa çıkmamaları emredilmektedir.
Nûr Suresi’nin 60. ayetinde ise, yaşlanmış kadınların, 31. ayette örtülmesi emredilen zinet ve zinet yerlerini örtmek kaydı ile (manto, pardesü, çarşaf gibi) dış elbiselerini üstlerine almadan dışarı çıkabilecekleri belirtilerek şöyle buyrulmaktadır: “Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, zinetlerini (yabancı erkeklere) göstermeksizin, dış elbiselerini çıkarmalarında, kendilerine bir vebal yoktur. Yine de dış elbiseli olmaları, kendileri için hayırlıdır.
NETİCE:
1. Gerek erkeklerin ve gerekse kadınların gözlerini haramdan korumaları,
2. Kadınların, vücudun el, yüz ve ayakları dışında kalan kısımlarını, aralarında dinen evlilik caiz olan erkekler yanında, vücut hatlarını ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbise (örtü) ile örtmeleri,
3. Başörtülerini, saçlarını, başlarını, boyun ve gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmaları, dinimizin; Kitab, sünnet ve İslâm alimlerinin ittifakı ile sabit olan kesin emridir. Müslümanların bu emirlere uymaları dini bir vecîbedir.
TESETTÜRLE İLGİLİ HADİSLER
1- “Şüphe yok ki Allah, Ademoğluna zinadan payını yazdı (yani onun kendi iradesini kullanarak işleyeceği zina türünü levh-i mahfuz’da belirtti, diğer bir yoruma göre şehvet sevgisini onun fıtratına yerleştirdi) Artık Ademoğlu yazılan payına kesinlikle ulaşır. Gözlerin zinası (şehvetle) bakmak, dilin zinası (haramı) konuşmaktır. Nefis de (zinayı) temenni edip şehvetlenir ve nihayet ilgili organ bunların ortak isteklerini yerine getirmek suretiyle onları tasdik eder ve arzularını gerçekleştirmekten imtina etmekle onları tekzib eder.” buyurur.
2- Ashabdan Cerir bin Abdullah el-Becelî (r.a)’den: Şöyle demiştir: “Ben Rasulullah (s.a.v)’e (harama) ani bakışın hükmünü sordum. O, bana, gözümü başka yöne çevirmemi emretti”.
3- “Ey Ali! Harama (tesadüfen) bakışın ardından (kasıtlı) olarak tekrar bakma; çünkü, şüphesiz (tesadüfen olan) birincisi sana (muaf)tır ve (kasıtlı olan) sonuncusu sana muaf değildir”.
4- Hz. Âişe (r.a) “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eyleye! Allah “Mü’min kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar!” ayetini indirince onlar eteklerinden (bir rivayette en kalın olanı) kesip onunla başlarını örttüler.” der.
5- Hz. Âişe (r.a) bir gün ensar kadınlarından stayişlye bahsederken buna benzer bir ifade ile başörtüsü emrine nasıl uyduklarını anlatır.
6- “Hz. Âişe (r.a) şöyle demiştir: “Ebû Bekr (r.a)’ın kızı Esmâ (-ki Âişe validemizin ablasıdır) İnce bir elbise ile örtülü olarak Rasûlüllah (s.a.v’in) huzuruna girdi. Rasûlüllah (s.a.v) ondan yüzünü çevirdi ve kendi mübarek yüzünü ve ellerini işaret ederek;
“Ey Esmâ! Kadın erginlik çağına ulaşınca vücudunun şurası ve burası dışında kalan yerlerinin görülmesi (gösterilmesi) caiz değildir. buyurdu.
7- Yine Hz. Âişe (r.a)’den: Şöyle demiştir: “Rasûlüllah (s.a.v) bileklerinin dört parmak yukarısını işaret ederek “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadın ergenlik çağına varınca yüzü ve şuraya kadar elleri dışında herhangi bir yerini açması helâl değildir!” buyurdu.
8- “Ebû Hureyre (r.a)’den: Şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.v) “Ateş ehlinden olup, görmediğim iki sınıf insan var: (Birisi) yanlarında bulunan sığır kuyruklarına benzer kamçılarla insanları döğen (işkence yapan) bir kavimdir. (Diğeri) giyinik, çıplak birtakım kadınlardır...” buyurdu.