- Katılım
- 7 Şub 2007
- Mesajlar
- 20,136
- Reaction score
- 0
- Puanları
- 0
Tam on beş gün önce ne demişti Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz?
“Bizi şampiyon yapmayacaklar”!
O sırada Galatasaray Başkanı Adnan Polat “tezgâh”ı işaret ediyor ve bir Sultanahmet seyyar satıcısı gibi bas bas bağırarak altını üstünü kızartıyordu Süper Lig’in. Sivas Başkanı da yemiyor içmiyor, kadayıfın üzerine kaymağı koyuyordu:
“İnşallah yanılıyorum, ama yapmazlar”.
Kim, nasıl, neden, belli değil... Birileri.
Cumartesi akşamı Sivasspor, Trabzonspor’u 3-0 mağlup edip, şampiyonluğa doğru bir kanat daha çırpınca, ayak üstü sordular Başkan Odyakmaz’a:
“Hani tezgâh vardı”?
Ne yanıt verdi biliyor musunuz? Has Bahçe’nin laleleri arasından fırlayıp, padişahın kalçasını çimdikleyen hazırcevap gibi:
“Söylemeseydim tezgâh çalışacaktı”!
* * *
“Özrü kabahatinden büyük” denilen bu olsa gerekti.
Hadi, çimdiği yiyince çılgına dönen padişaha “Özür dilerim, zevceniz sultanım sandım” diyen uyanık, “Özrü kabahatinden büyük bir şey yapma talimatını” Harem ile Divan arasında gidip gelmekten sıkılan padişahın kendisinden almıştı ve gereğini yapmıştı.
Peki, Mecnun Odyakmaz’ı tetikleyen neydi?
Açıklamasından anlaşıldığına göre “Ne olur ne olmaz” diye sanal bir ihbarda bulunmuştu.
Bedelini ona sormayın; “Büyükler”den öğrenmiş olmalıydı. İş böyle yürüyordu. Yazılı olmayan kurallar, yazılı olan hukuk kurallarını bile sollardı bu coğrafyada.
Şampiyon olmak istiyorsan, tezgâhın bir ucunu da sen tutacak, biraz bağıracaksın. Yoksa tezgâhtaki mallar arasındasın; satılman işten bile değil.
Ne kadar suçlayabiliriz ki onu?
O da bizim gibi “Türkiyeli”ydi.
* * *
Bizde toplumsal kanaat budur ve işe yarasa da yaramasa da uygulanması makbuldür. Yapmayanların görevini aksattığı düşünülür.
En büyük motivasyonun “paranoya” haline geldiği bir ülkede yaşıyoruz maalesef.
Resmi açıklamaya göre 70 bin kişinin telefonu dinlenen ve suç unsuru bulunmayan 13 bin kişiye haber bile verilmeyen bir ülkede, topraktan lav silahları çıkarken, Atatürkçüler içeri girerken, kardeş ve düşman ülkeler yer değiştirirken, dezenformasyon, işsizlik , kriz derken, bir tek futbolda mı kalabilirdi hak, hukuk, hakkaniyet?
Göründüğümüz kadar kötü durumda değilsek bile, görünüş felaket!
Mesela ben yirmi yıllık eşim ile üniversitedeki kızımın “darbeci” olduğunu yeni öğrendim!.. İkisi de Cumhuriyet mitingine katıldı. Ben gidememiştim, o gün maçta görevim vardı. Meğer Çağlayan’da toplanıp ihtilal yapılmasını tartışmışlar birkaç milyon kişiyle! Toplumsal kanaat bu şekilde.
Kime güveneceğiz o zaman?..
* * *
Güvenmek yok; önlem almak var. O önlem de “konuşmaktan ülkeyi alt üst etmeye kadar”.
Koca kulüplerin başkanları “ihbarda” bulunuyor, kimse sormuyor “Bu tezgâhı kim kuruyor ?” diye. Emniyet, savcılar, federasyon hatta sokaktaki insan, ya “kanıksamış” ya da “sallıyor” diye düşünüyor.
Evet... Çok acı; ya “kanıksamışlar” ya da “sallıyor diyorlar”.
Daha da acı olan, ikisinde de haklılar...
Bu durumda Mecnun Odyakmaz’a “Adnan Polat senden daha önce ve çok daha sert söyledi tezgâhı, ama neden Galatasaray’a bir faydası olmadı” diye soramazsınız da...
Hem bilemez hem yanıtlayamaz.
“Ben eşeğimi sağlam kazığa bağladım ya” diyebilir sadece...
O kazık kime girmektedir?
Hiç sorma.
Alkışlıyorum bu cesur yazı için Ercan Güven' i:clap
Alıntı
“Bizi şampiyon yapmayacaklar”!
O sırada Galatasaray Başkanı Adnan Polat “tezgâh”ı işaret ediyor ve bir Sultanahmet seyyar satıcısı gibi bas bas bağırarak altını üstünü kızartıyordu Süper Lig’in. Sivas Başkanı da yemiyor içmiyor, kadayıfın üzerine kaymağı koyuyordu:
“İnşallah yanılıyorum, ama yapmazlar”.
Kim, nasıl, neden, belli değil... Birileri.
Cumartesi akşamı Sivasspor, Trabzonspor’u 3-0 mağlup edip, şampiyonluğa doğru bir kanat daha çırpınca, ayak üstü sordular Başkan Odyakmaz’a:
“Hani tezgâh vardı”?
Ne yanıt verdi biliyor musunuz? Has Bahçe’nin laleleri arasından fırlayıp, padişahın kalçasını çimdikleyen hazırcevap gibi:
“Söylemeseydim tezgâh çalışacaktı”!
* * *
“Özrü kabahatinden büyük” denilen bu olsa gerekti.
Hadi, çimdiği yiyince çılgına dönen padişaha “Özür dilerim, zevceniz sultanım sandım” diyen uyanık, “Özrü kabahatinden büyük bir şey yapma talimatını” Harem ile Divan arasında gidip gelmekten sıkılan padişahın kendisinden almıştı ve gereğini yapmıştı.
Peki, Mecnun Odyakmaz’ı tetikleyen neydi?
Açıklamasından anlaşıldığına göre “Ne olur ne olmaz” diye sanal bir ihbarda bulunmuştu.
Bedelini ona sormayın; “Büyükler”den öğrenmiş olmalıydı. İş böyle yürüyordu. Yazılı olmayan kurallar, yazılı olan hukuk kurallarını bile sollardı bu coğrafyada.
Şampiyon olmak istiyorsan, tezgâhın bir ucunu da sen tutacak, biraz bağıracaksın. Yoksa tezgâhtaki mallar arasındasın; satılman işten bile değil.
Ne kadar suçlayabiliriz ki onu?
O da bizim gibi “Türkiyeli”ydi.
* * *
Bizde toplumsal kanaat budur ve işe yarasa da yaramasa da uygulanması makbuldür. Yapmayanların görevini aksattığı düşünülür.
En büyük motivasyonun “paranoya” haline geldiği bir ülkede yaşıyoruz maalesef.
Resmi açıklamaya göre 70 bin kişinin telefonu dinlenen ve suç unsuru bulunmayan 13 bin kişiye haber bile verilmeyen bir ülkede, topraktan lav silahları çıkarken, Atatürkçüler içeri girerken, kardeş ve düşman ülkeler yer değiştirirken, dezenformasyon, işsizlik , kriz derken, bir tek futbolda mı kalabilirdi hak, hukuk, hakkaniyet?
Göründüğümüz kadar kötü durumda değilsek bile, görünüş felaket!
Mesela ben yirmi yıllık eşim ile üniversitedeki kızımın “darbeci” olduğunu yeni öğrendim!.. İkisi de Cumhuriyet mitingine katıldı. Ben gidememiştim, o gün maçta görevim vardı. Meğer Çağlayan’da toplanıp ihtilal yapılmasını tartışmışlar birkaç milyon kişiyle! Toplumsal kanaat bu şekilde.
Kime güveneceğiz o zaman?..
* * *
Güvenmek yok; önlem almak var. O önlem de “konuşmaktan ülkeyi alt üst etmeye kadar”.
Koca kulüplerin başkanları “ihbarda” bulunuyor, kimse sormuyor “Bu tezgâhı kim kuruyor ?” diye. Emniyet, savcılar, federasyon hatta sokaktaki insan, ya “kanıksamış” ya da “sallıyor” diye düşünüyor.
Evet... Çok acı; ya “kanıksamışlar” ya da “sallıyor diyorlar”.
Daha da acı olan, ikisinde de haklılar...
Bu durumda Mecnun Odyakmaz’a “Adnan Polat senden daha önce ve çok daha sert söyledi tezgâhı, ama neden Galatasaray’a bir faydası olmadı” diye soramazsınız da...
Hem bilemez hem yanıtlayamaz.
“Ben eşeğimi sağlam kazığa bağladım ya” diyebilir sadece...
O kazık kime girmektedir?
Hiç sorma.
Alkışlıyorum bu cesur yazı için Ercan Güven' i:clap
Alıntı