Sözde Dost Amerika ve Amerikalı

kuzay

Pesimist
Altın Üye
Katılım
2 Nis 2007
Mesajlar
28,387
Reaction score
0
Puanları
0
Konum
Kalamazsın Bu Hayatta Bakire ,En Azından Hayat Koy
Sözde Dost Amerika ve Amerikalı

Her Türk vatandaşı, vatanını ve milletini seven her Türk, Türkiye'nin sözde dostu ve stratejik müttefiki(!) Amerika'yı ve Amerikalıyı çok iyi tanımalıdır.

Amacım, Amerikan tarihini ya da Türk- Amerikan ilişkilerini irdelemek değil.

Sadece Amerikalıyı tanıtmak…

Esasen ABD’nin kendi çıkarları için dünyada neler yaptığını, 1800’lerden itibaren Türk tarihini nasıl dinamitlediğini, özellikle Atatürk’ün ölümünden sonra Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerini tarihin ibret sayfaları olarak çok iyi bilmemiz gerekir.

Bunları bir başka yazıda ayrıntılı olarak ele alacağım. Ancak bu yazıda konum bunlar değil.

Sadece Amerikalı…

Tekrarlıyorum, yaptığım sadece bir tespit…

Kimseyi yargılamak gibi bir düşüncem yok…

Haddim de değil zaten…

Gnümüzde ABD, herkesi küçük gören bir demokrasi havarisi pozlarında…

Örneğin, okuyup- yazan ve dünyayı tanıyan herhangi bir Amerikalıya Türkleri ve Türkiye'yi sorun, genellikle küçümseyerek (sonradan tamamen hayal ürünü olduğu açıklanmasına rağmen) "Haaa, o Geceyarısı Ekspresi filminin geçtiği ülke değil mi?" der; ya da (yapılan propagandaların etkisinde kalarak) sözde Ermeni soykırımı konusunu gündeme getirir veya buna benzer ifadeler kullanır.

Kısacası Türkiye, Amerikalının gözünde insan hakları konusunda pek de olumlu görülmez.
Türkiye, insan hakları konusunda Amerikalının gözünde suçlu kabul edilir.

Türkiye cezaevlerindeki uygulamalar, insanlık dışı olarak algılanır.

Türk polisinin demokratik bir ülkeye yakışmayan davranışlar içinde olduğu iddia edilir.

Oysa, insan bir başkasına lâf etmeden önce kendi kapısının önünü süpürür.

Bugün, Amerikan cezaevlerinde yaşanan olaylar filmlere, dizilere konu oluyor.

Seyrettiniz mi, bilmiyorum.

ABD'de, hapishanede geçen, "Esaretin Bedeli" (The Shawshank Redemption) isimli bir film vardı. Suçsuz olduğu halde suçlu muamelesi gören bir bankacının, hapishanede, hapishane yetkilileri tarafından gördüğü kötü muamele anlatılıyordu.

Kimin oynadığını hatırlamıyorum (Robert Redford olabilir) "Hapishane Müdürü" isimli bir başka filmde de, ABD hapishanelerinde geçen çirkin olaylar ele alınmıştı.

Halen, bir çok ABD dizisinde de, bu tür pislikler sergileniyor.

Şüphesiz bunlar film ama, ilham kaynaklarını da iyi algılamak gerekir.

Yapılan propagandalara bakılırsa, ABD, sanki İnsan Hakları Cenneti...

Oysa kazın ayağı çok farklı...

Örneğin, Amerika’da Illinois’de geçen bir olayı hatırlamakta yarar var.

Illinois’de, kağıt deposuna döktüğü benzinle yangın çıkartan Madison Hobley, yedi kişinin ölümüne yol açıyor.Arada da bir kadına tecavüz ediyor. Kadın yangının küllerinde can veriyor. Hobley yakalanıyor.Amerika gibi, ölüm cezasının bol bol uygulandığı bir ülkede, acele idama mahkum ediliyor.

Ancak, tanıkların ifadelerinde bazı açıkların bulunduğu, savunma avukatının gözünden kaçmıyor. Karar idam, ama avukat itiraz ediyor. Dava tam on beş yıl sürüyor. On beş yılın sonunda, Hobley’in suçsuz olduğu ortaya çıkıyor. Olaylar doğru, ancak katil kendini saklamasını bilen bir başkası...

Illinois’de yaşanan bu olay,Vali Ryan’ı dehşet içinde bırakıyor.Hemen ayrı bir hukuk bürosu kuruyor.Sadece idam kararlarını inceleyen bu büro, dehşet verici bulgularla karşılaşıyor Yanılgılar, açıklanamayan noktalar, boşluklar idam kararlarında birbirini izliyor.

Ama daha vahimi, idam kararlarına dönük istatistikler: Ölüm cezaları genellikle zencilere, yoksullara ve etnik azınlıklara uygulanıyor.

Sanıklara sistemli bir biçimde baskı ve işkence, suçu zorla kabul ettirme, bazı eyaletlerde günlük yönteme dönüşüyor.Bütün bunlardan daha çarpıcı olanı ise,idamla yargılanan sanıkları savunan otuz üç avukatın daha sonra Barolar Birliği tarafından meslekten men edilmeleri...

Vali Ryan diyor ki : “ Bizim uyguladığımız ölüm cezaları, bir hukuk devletiyle asla bağdaşmıyor. Tersine, hukuk devletini temelden sarsıyor. Kim bilir, bu güne kadar kaç suçsuz insanı ölüme gönderdik.”(Hürriyet, 23.02.2003)

Dedik ya, kimse kendi gözündeki merteği görmüyor.

Amerikan polisinin özellikle zencilere ve göçmenlere karşı nasıl acımasız davrandığı biliniyor.

Bunu bütün dünya biliyor.

ABD’de (seyrek de olsa) baba- kız, anne-oğul, öğretmen- öğrenci arasındaki ahlakî ilişkileri gazetelerden okuyoruz.

Amerika denince, akla kovboylar gelir.

Amerikan kovboylarının (bize göre sapık onlara göre normal) ilişkilerini anlatan filmler var.

Hamile bir kadının karnını mutfak bıçağıyla kesip bebeğini çalanlarla ilgili haberlere, nedense ABD’den başka bir ülkede rastlanmıyor.

ABD’li yetkililer, Türk adalet sistemi ile ilgili yargılayıcı düşüncelerini açıklamaktan da kaçınmıyorlar.

Örneğin, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Powel’ın , Türkiye’deki bir mahkeme hakkında, Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e bir mektup göndermesini şahsen ben hiç unutmadım...

Bir ülkenin Dışişleri Bakanı, hangi cüretle bir başka ülkeye böyle bir mektup gönderebilir ?

Tencere dibin kara diye bir söz vardır.

Tam olaya denk geliyor.

Tulia, Teksas’ta bir kasaba...

23 Temmuz 1999’da, kasabanın zenci nüfusunun yüzde onu, “ uyuşturucu pazarlıyorlar “ gerekçesiyle gözaltına alınmış. 49 kişi tutuklanmış, bir çoğu da 50 yıldan az olmayan hapis cezalarına çarptırılmış.

Gerçekler ise kısa zamanda ortaya çıkmış.

Adı bilinen ve tanınan ırkçı bir polis, sahte delillerle ve yasal olmayan yollarla bu kişileri tuzağa düşürmüş.

Ulusal basından öğrendiğime göre, konu Amerika’da hâlâ tartışılıyormuş.

Ancak, “ devlet kurumları arasında yasal olmayan dayanışma “ nedeniyle bugüne kadar hiçbir şey yapılamamış.

Irkçı polis, işinden ayrılsa da, hâlâ elini kolunu sallayarak geziyor ; sağa sola nanik çekiyormuş.

Mahkeme yetkilileri verilen cezaların doğru olduğunda ısrarlı...Teksas polisi ise, adı geçen meslektaşları polisle açık bir dayanışma içindeymiş..(Akşam, 03.03.2004)

Nedense, Türkiye’den hiçbir yetkilinin aklına, yeri geldiğinde, bu ırkçı polisi sormak gelmiyor.

Tarihin hiçbir döneminde, Türkiye’de, Amerika’nın Ku Klux Klan örgütüne benzer bir örgüt kurulmadı.

Amerika’da siyah derili insanlara şiddet ve baskı eylemleri uygulayan ve başlarına geçirdikleri kukuletalarıyla tanınan bu örgütü dünyada bilmeyen var mı ?

ABD toplumunda siyahların pis ve aşağılık yaratıklar oldukları görüşü (son derece yanlış olarak) geniş bir taraftar kitlesi bulmuştur.

Halen pek çok yerde, "Buraya köpekler ve zenciler giremez" uyarılarıyla bazı yerlere sokulmamaları, otobüs/sinema/ okul gibi yerlere alınmamaları sıradan uygulamalar...

Trkiye'de böyle bir olay düşünülemez bile...

Türkiye'de insan derisinin rengi önemli değildir; insana insan olduğu için değer verilir.

Türk tarihini bir parça inceleyenler, Osmanlı'nın son dönemlerinde, konaklarda en önemli ve itibarlı yerin, bebeklere süt anneliği yapan emektar Arap halayıklarda olduğunu, konağın içinde öncelikle onun sözünün geçtiğini bilirler.

Devletin en üst görevlerinde esmer derili insanlarla karşılaşmak her zaman mümkündür.

Türk'ün tarihinde, insanların renklerine göre değerlendirildiği asla görülmez.

ABD tarihi ise aksi örneklerle dolu...

Alabama eyaletinin Montgomery kentinde yaşayan siyah derili Rosa Parks, 1 Aralık 1995 günü, bindiği otobüste, "renkliler" (zenciler) bölümüne oturduğu halde, bir beyaza yer vermesi için zorla ayağa kaldırılmak istendi.

Rosa Parks, bunu kabul etmeyince, tutuklandı, toplum düzenini bozmaktan mahkum oldu; uğradığı baskı ve hakaretlere dayanamayarak oturduğu yerden taşınmak zorunda kaldı.

Rosa Parks'ın uğradığı bu olay yüzünden, tüm Amerika'da siyah derili ABD vatandaşları büyük olaylar çıkardılar.


Bu olaylar unutuldu mu dersiniz?

ABD'nin yakın tarihinde, aklı başında her kişiyi insanlığından utandıracak örnekleriyle yaygın bir linç geleneği var.

Amerikalıyı yakından tanımak adına geçmişte meydana gelmiş bazı olayları hatırlamak gerekiyor.

1909'da,Illinois kentinde, Will James'ın linç olayı...

Olay yerine bir bakar mısınız ?

Geniş katılım sağlayacak bir yer seçilip özenle ışıklandırılmış.

Bir insanlık suçunu adeta sirk gösterisine dönüştürmüşler.

Aşağıdaki görüntü de, Teksas'tan...3 Ağustos 1920 tarihli...Cinayet sanığı olduğu iddia edilen 16 yaşındaki bir siyahi çocuk linç edilmiş. Fotoğrafçının çektiği resme girmek isteyenler, ağaçtan sallanan çocuğun cesedinin altında, birbirlerinin üstüne yığılmışlar. Yaptıklarından mutluluk ve gurur duyuyorlar.

Glümseyen çocuklar...

Bu bir insanlık ayıbı değil mi?

Soruyorum:

Türk tarihinde hiç böyle bir görüntü hatırlıyor musnuz?

Sırada bir posta kartı var...

Yani bir güzellik ve hoşluk olsun diye insanların birbirlerine gönderdikleri bir posta kartı...

Bu görüntü de Teksas eyaletinin Waco kasabasından ve 1916 tarihli.

Kurban, beyaz bir kadının tecavüz ve cinayet sanığı olduğu iddia edilen 17 yaşındaki zihinsel özürlü Jesse Washington.

İlkönce cinsel organı ve bacakları kesilmiş, daha sonra da belediye başkanı ile şerifin de dahil olduğu bir güruhun tezahüratı arasında diri diri yakılmış.

Bir görgü tanığının anlatımı şöyle ; " Washington, kürek ve tuğlalarla dövüldü. Hadım edilip kulakları kesildi. Bir direğe geçirilmiş zincire bağlı olarak ateşin üzerine sarkıtıldı. Feryatlar içerisindeki çocuk can havliyle kızgın zincire tırmanmak isteyince de , zincire sarılan parmaklarını kestiler"...

Tekrarlayalım, yukarıdaki görüntü bir fotoğraf değil, bir posta kartı...

Kartın arkasında da şunlar yazılı :

" Bu bizim dün akşamki barbekü partimiz. Resimde solda görülen benim. Oğlunuz Joe".

Abde sadece siyah derililere ırkçılık uygulanmış değil.

Hemen her yörede, kendine özgü ırkçılık uygulamaları var.

Bir zamanlar (günümüzde nedir- ne değildir, bilmiyorum) Batı eyaletlerinde ırkçılık özellikle İrlandalıları, Asyalıları ve Meksikalıları hedef almıştı.

Değişik göçmen yasalarıyla Asyalıların ve özellikle Çin kökenlilerin Birleşik Devletler'e girmesi, Çinlileri de kapsamak üzere beyaz ırktan olmayanların beyazlara karşı tanıklığı yasaklanmıştı.

(Etnik olarak Çin kökenli olanların ülkeye girişi 1882'den 1943'e kadar engellenmiştir).

Çinliler ancak ağır ve (demiryolu inşaatında dinamitçilik gibi) riskli işlerde istihdam ediliyordu.

İrlandalılara ve Çinlilere yönelik olarak sistematik kitlesel şiddet hareketleri görülmekteydi.

II. Dünya Savaşı süresince, casusluk yapabilecekleri bahanesiyle Japon kökenli ABD vatandaşları özel kamplarda enterne edildiler.

Daha küçük çapta da olsa, Doğu kıyısı eyaletlerde Alman ve İtalyan kökenlilere de benzer uygulamalar yapıldı.

Los Angeles'te, 1943 yılında, burada bulunan bir askeri üs'ten izinli çıkan denizciler, Meksikalıların yoğun olduğu yöredeki bir yerleşimde, kıyafetlerini beğenmedikleri Meksika kökenlilere karşı günlerce süren vahşi bir insan avı gerçekleştirdiler.

1800'lerin sonu ile 1900'lerin başında Avrupa'daki baskılardan kaçıp ABD'ye gelen Yahudiler daha ilk andan itibaren zorluklarla karşılaştılar ve aşağılayıcı takma adların muhatabı oldular.

1910'lardan itibaren; Ku Klux Klan, güneyde yerleşmiş Yahudileri hedef alarak saldırılar yürüttüler.

Aslında masum olduğu bilinmesine karşın zorlama bir kararla hapse mahkum edilen Leo Frank adlı bir Yahudi, 1915 yılında Klan tarafından linç edildi.

Üst sosyal sınıfların Yahudi kökenlilere karşı ayırımcılık uyguladığı, ünlü üniversitelerin Yahudilerin girişini güçleştirdiği, örneğin Yale Üniversitesi'nin 1925 yılında bir yönetmelik değişikliği yaparak Yahudilerden önce eski mezunların çocuklarına öncelik tanımayı kurallaştırdığı görüldü.

ABD hükümetinin Arap dünyası ile (özellikle 1973'teki Arap-İsrail savaşından sonra) ters düşerek gerilimin artmasıyla birlikte yalnız Araplara değil, İranlılara, Türklere ve (başlarındaki türban nedeniyle Müslüman zannettikleri) Sihlere karşı kuşku ve ayırımcılık güdüsü yükselişe geçti.

1979 Tahran Elçiliği baskını, 1991 Körfez Savaşı, (Araplarla bir ilişkisi ortaya konulamamış olmasına karşın) Oklahoma kentindeki bombalama olayı ve nihayet 11 Eylül'den sonra Araplara, Müslümanlara karşı ikircikli tutum ve düşmanlık arttı.

2001 yılında Arizona'nın Phoenix kentinde bir Sih, türbanı nedeniyle bir cehalet eseri olarak Arap sanılıp öldürüldü.

Biz Türkleri (sözde Ermeni soykırımını gündemde tutarak) eli kanlı soykırımcılar olarak hissetmemizi ve bu nedenle özgüven ve direncimizi kırmayı amaçlayan Amerikalı'yı tanımalıyız diyorduk ya...Devam edelim.

Amerikalının kızılderili kıyımını ele almadık, o ayrı bir trajedidir.

Amerikalı'nın psikolojik ve sosyolojik durumunu anlamak için aşağıdaki resimlerde görülenlerin yüz ifadelerine bakmak sanırım yeterli olacaktır.

Tekrarlayalım, Türk tarihinde hiç bir zaman böyle görüntüler olmamıştır ve olamaz da...

Yukarıdaki resimleri gördükten sonra, ne kadar asil bir millete ait olduğumu daha iyi anlıyorum.

Hiç şüpheniz olmasın, Türk olmakla ve Türk kimliği taşımakla da onur duyuyorum.

Gelelim ABD’de insan hakları konusunun bir başka boyutuna…

ABD’de 20 nci yüzyılın başlarından itibaren yüz binlerce fakir ve eğitimsiz çocuğun geri zekalı damgasıyla eyalet yönetimlerince toplumdan tecrit edilerek depolandıkları ve kobay olarak kullanıldıkları ortaya çıktı.

ABD’de 2004 yılında piyasaya çıkan “ The State Boys Rebellion” (Devlet Çocuklarının Başkaldırısı) isimli kitap, Amerika’nın 1900’lü yılların başındaki karanlık sayfalarına ışık tuttu.

Michael D’Antonio’nun kitabında, sadece gidecek yerleri olmayan fakir ve eğitimsiz çocukların, ebleh ya da akılsız olarak damgalanıp, çok kötü şartlarda barındırıldıkları, belirli merkezlerde toplanan bu çocukların, bazı radyasyon deneylerinde kobay olarak kullanıldığı ayrıntılarıyla anlatılıyor.

Kitabın yayını dolayısıyla konuyu gündeme taşıyan CBS televizyonu da, uygulamanın insan ırkının ıslahını hedefleyen öjenik hareketinin bir parçası olduğunu iddia etti.

Kitapta ayrıca, 2500 çocuğun bir araya toplandığı Fernald School’da yaşayan Fred Boyce ve Joe Almeida’nın anıları da yer alıyor.

Konuya ilgi duyanların, www.cbsnew.com/stroies/

2004/04/29/60minutes/main614728.shtml adresini tıklamalarını öneririm.)

Çocuk konusu işlenirken, bir de çocuk mahkemelerini görelim.

ABD’deki çocuk mahkemelerinin çoğunun, ufak tefek suçlar yüzünden tutuklanan çocukları prangaya vurdurduğu ortaya çıktı.

“Northwestern University”den Profesör Cathryn Crawfor’un yaptığı araştırmaya göre, mahkemeler çocuklara mütemadiyen pranga takılmasını emrettiği gibi, çocukları avukatla görüşmekten de men ediyor.

Araştırma, çocukların çoğunun, gözaltı süresi sonunda cezaevine gidip gitmeyeceğinin belli olacağı ilk duruşmaya avukatsız çıktığını gösterdi.

Dava hazırlığı aşamasında da çocuklara nadiren avukatla görüşme fırsatı veriliyor.

Prof. Crawfor, çocukların neredeyse tamamının ilk duruşmada suçu kabullendiğini belirtti.

Crawfor, “Suçlu olmayanlar bile suçu kabulleniyor, çünkü bu iş bir an önce bitsin istiyorlar” diye yazdı.(Türkiye, 2.11.2007)

Özgürlükler Ülkesine bak!...

Türkiye'nin sözde dostu ve stratejik müttefiki (!) Amerika ve Amerikalıyı biraz tanıtmak istedim.

Yargılamak gibi bir düşüncem yok; yaptığım sadece bir tespit!..

Bir konunun da bilinmesini isterim.

Yukarıdaki metni hazırlamak için özel bir çaba harcamadım; her şey yazılı medyada daha önce yayınlanmış bilgiler.

Ben, sadece derleyip bir araya getirdim.

ABD'nin 1800'lerden itibaren Türk tarihine müdahalesini ise bir başka yazıda ayrıntılarıyla ele almaya çalışacağım.


--------------------------------------------------------------------------------

res-newyork1.jpg


Günümüzde ABD, herkesi küçük gören bir demokrasi havarisi pozlarında…

res-gaykovboylar02.jpg


Amerika denince, akla kovboylar gelir.

res-kkk.jpg


Tarihin hiçbir döneminde, Türkiye’de, Amerika’nın Ku Klux Klan örgütüne benzer bir örgüt kurulmadı.

res-rosaparks03.jpg


Rosa Parks'ın uğradığı bu olay yüzünden, tüm Amerika'da siyah derili ABD vatandaşları büyük olaylar çıkardılar.

res-usa06.jpg


Olay yerine bir bakar mısınız ?
Geniş katılım sağlayacak bir yer seçilip özenle ışıklandırılmış.
Bir insanlık suçunu adeta sirk gösterisine dönüştürmüşler.

res-usa05.jpg


Hele gülümseyen çocuklar...
Bu bir insanlık ayıbı değil mi?
Soruyorum: Türk tarihinde hiç böyle bir görüntü hatırlıyor musnuz?

res-usa04.jpg


Bu görüntü de Teksas eyaletinin Waco kasabasından ve 1916 tarihli

res-usa03.jpg


res-usa02.jpg


res-usa01.jpg


Tekrarlayalım, Türk tarihinde hiç bir zaman böyle görüntüler olmamıştır ve olamaz da...
Yukarıdaki resimleri gördükten sonra, ne kadar asil bir millete ait olduğumu daha iyi anlıyorum.

res-cocuklarapranga02.jpg


Araştırma, çocukların çoğunun, gözaltı süresi sonunda cezaevine gidip gitmeyeceğinin belli olacağı ilk duruşmaya avukatsız çıktığını gösterdi.




Türk olmakla ve Türk kimliği taşımakla da onur duyuyorum.





ALINTIDIR
 
abi paylasım için saol bunların ne oldugunu herkes biliyo
 
Teşekkürler.
 
çok güzel bir paylaşım
bir çoğunu daha önceden biliyordum ama içlerinden yeni öğrendiklerim de oldu
amerikan köpeklerinin nasıl aşağılık bir millet olduklarını göz önüne serdiğin için teşekkür ederim
 
Geri
Üst