Orhan Pamuk'un "KAR" adlı kitabından bi kesit...

daredevil_off

PiS YoLuK
Altın Üye
Katılım
5 Kas 2005
Mesajlar
4,140
Reaction score
0
Puanları
0
Arkadaşlar şu an kitap elimde ve hala okumaktayım...bu bölüm beni baya bi etkiledi...sizlerle paylaşayım istedim....okuduğunuza göre yorum yapmanızı istiyorum...hiçbir değişiklik yapmadan o bölümü kopyala yapıştır yapıyorum...


"Çok eski zamanlarda, İran'da eşsiz bir kahraman, yorulmaz bir savaşçı varmış. Herkes tanır severmiş. Onu sevenler gibi bugün biz de Rüstem diyelim ona. Bir gün Rüstem avlanırken önce yolunu ve sonra da gece uyurken atını kaybetmiş. Atı Rakş'ı bulacağım derken düşman topraklarına, Turan'a girmiş. Ama namı kendinden de önce gittiği için tanıyıp iyi davranmışlar ona. Turan Şahı misafir edip bir şölen vermiş. Yemekten sonra odasına çekilince şahın kızı içeri girip Rüstem'e aşkını anlatmış. Ondan çocuğu olmasını istediğini söylemiş. Güzelliği ve diliyle onu kandırmış; sevişmişler. Sabah Rüstem doğacak çocuğa kendinden bir işaret, bir bileklik bırakıp ülkesine geri dönmüş. Doğan çocuk Suhrab demişler ona, biz de öyle diyelim yıllar sonra anasından babasının efsanevi Rüstem olduğunu öğrenince demiş ki: 'İran'a gideceğim, zalim İran Şahı Keykavus'u tahttan indirip yerine babamı geçireceğim... Sonra buraya Turan'a döneceğim ve Keykavus gibi zalim Turan Şahı Efrasiyab'ı indirip yerine kendim geçeceğim! O zaman babam Rüstem ve ben İran'ı ve Turan'ı yani bütün cihanı adilane yöneteceğiz!' Böyle demiş saf ve iyi kalpli Suhrab, ama düşmanlarının kendinden daha sinsi ve kurnaz olduğunu anlayamamış. İran ile savaşacak diye Turan Şahı Efrasiyab niyetini bilmesine rağmen onu desteklemiş, ama babasını tanımasın diye casuslar da katmış ordusuna. Hilelerden, desiselerden, kötü kaderin oyunu ve yüce Allah'ın gizli rastlantılarından sonra, efsane Rüstem ile oğlu Suhrab arkalarında askerleri, savaş alanında zırhlar içinde oldukları için birbirlerini tanıyamadan karşı karşıya gelmişler. Zırhlar içindeki Rüstem, karşısındaki cengaver bütün gücünü toplamasın diye kim olduğunu zaten hep saklarmış. Gözü babasını İran tahtına oturtmaktan başka bir şey görmeyen çocuk kalpli Suhrab da zaten kiminle savaşacağına dikkat bile etmiyormuş. Böylece bu iki iyi ruhlu, büyük savaşçı babaoğul, askerleri arkada onları seyrederken öne atılıp kılıçlarını çekmişler."
Lacivert sustu. Ka'nın gözlerinin içine bakamadan şöyle dedi bir çocuk gibi: "Yüzlerce kere okumama rağmen bu hikâyenin burasına gelince bir ürpertiyle kalbim atmaya başlar. Neden bilmiyorum, önce' babasını öldürmek üzere olan Suhrab ile özdeşleştiririm kendimi. Kim ister babasını öldürmeyi? Hangi ruh bu suçun acısına, bu günahın yüküne dayanabilir! Hele kendimle bir tuttuğum çocuk yürekli Suhrab! O zaman babayı öldürmenin en iyi yolu onu farkında olmadan öldürmektir."
"Ben böyle düşünürken zırhlar içindeki iki cengaver döğüşe tutuşur ve saatlerce boğuştuktan sonra, birbirlerini yenemeden kanter içinde geri çekilirler. Bu birinci günün gecesinde aklım Suhrab kadar babasına da takılır artık ve hikâyenin devamını okurken, sanki ilk defa okuyormuşum gibi heyecanlanıp yenişemeyen babayla oğulun bir şekilde bu işin içinden çıkacaklarını iyimserlikle hayal ederim."
"İkinci gün gene ordular karşılıklı sıralanır, gene zırhlar içindeki baba oğul öne atılıp birbirlerine acımasızca girişirler. Uzun dövüşten sonra o gün talih ya da talih bu mudur? Suhrab'a güler ve Rüstem'i atından düşürüp altına alır. Hançerini çekmiş, öldürücü darbeyi yakından babasına vurmak üzeredir ki yetişip şöyle derler: İran'da, düşman cengaverin kellesini ilk seferde almak gelenek değildir. Öldürme onu, çiğlik olur.' Suhrab da babasını öldürmez."
"Burayı okurken aklım karışır hep. Suhrab'a sevgi dolar içim. Allah'ın baba oğul için uygun gördüğü kaderin anlamı nedir? Üçüncü gün ise kavga merakla beklediğimin aksine, bir anda biter. Rüstem Suhrabı atından düşürür ve kılıcını bir hamlede göğsüne daldırıp öldürür onu. Olayın hızı, dehşeti kadar şaşırtıcıdır. Bilekliğinden öldürdüğünün oğlu olduğunu anlayınca Rüstem yere diz çöker, oğlunun kanlı cesedini kucağına alır ve ağlar."
"Hikâyenin bu noktasında her defasında ben de ağlarım: Rüstem'in acısını paylaşmaktan çok zavallı Suhrab'ın ölümünün anlamını anladığım için ağlarım ben. Baba sevgisiyle harekete geçen Suhrab'ı babası öldürür. O noktada iyi kalpli çocuksu Suhrab'ın baba sevgisine hayranlığımın yerini daha derin ve olgun bir duygu, kurallara ve geleneğe bağlı Rüstem'in vakur acısı alır. Hikâye boyunca sevgim ve hayranlığım isyankâr ve kişisel Suhrab'dan, güçlü kuvvetli ve sorumluluk sahibi Rüstem'e geçmiştir."
Lacivert bir an susunca, bir hikâyeyi, herhangi bir hikâyeyi böylesine inançla anlatabildiği için Ka onu kıskandı.
"Ama ben sana bu güzel hikâyeyi onunla hayatımı nasıl anlamlandırdığımı göstermek için değil, onun unutulduğunu söylemek için anlattım," dedi Lacivert.




verildiyse özür dilerim... 'Suhrab' diye arama yaptım bişey bulamadım...
 
bana orhan pamuk demee gicik olyorum nobel için bütün türkleri sattii
 
bence 'benim adım kırmızı' isimli kitabını oku..
kar fazla abartıldı fakat 'benim adım kırmızı' gerçekten harika..
 
anti-orhan pamuk
 
sührab kimki rüstemle günlerce savaşabilsin rüstem bir orduyu yeniyor
 
Orhan pamuk a$$aLık ßir adamdan ba$ka bir $ey değil...vatanına ihanet eden adamın,sözde ermeni soykırımını destekLeyen insanın ben kitabıßını okumam...

emeğin için te$$ekkürLer dare dai ...​
 
Geri
Üst