LaZlar Hakkında Herşey!

lazzuri53

"LazigoL"
Altın Üye
Katılım
12 May 2006
Mesajlar
18,130
Reaction score
0
Puanları
0
Yaş
36
Konum
Deu..
Tanım:
Antik Çağdan günümüze değin Güney batı Kafkasya ve Kuzey Doğu Anadolu’da yaşayan bir halkın kendini tanımladığı isim.

Antik Yunanca kaynaklarda:
Lazi (Λάσοι [Arrian, Peripl. s. 11; Plin. vi. 4])
Laze (Λαζαι [Ptol. v. 10. § 5]).
Gürcüce Megreli, Č’ani
Orta dönem Ermenice Çen (Tvn) (Vaux, 1996: 3)
Türkçe Laz.
Trabzon ve Rize Türkçe dialektlerinin terminolojisinde:
(Bk) mohti, komohti (Trabzon, Rize)


DOĞU KARADENİZDE TÜRKLERİN TARİHİ

Orta Asya'dan batıya doğru göçlerin tarihi çok eskidir. M.Ö. 2000'lerde atlı-göçebe hayat süren, at eti yiyen, kısrak sütü içen KIMMERLER göç ederek Kafkas sıradağları ile Karadeniz'in kuzeyine yerleşmişlerdir. Soydaşları Kımmerler gibi yaşayan ve sonraki Oğuzlar (Türkmenler)'ın ataları olan SAKALAR, M.Ö. 720 yıllarında Hazar Denizi kuzeyinden gelerek Kımmerler'in ülkesini işgale başladılar. Prof Zeki Velidi Togan'ın tespiti ve en eski destani Gürcistan tarihi "Kartlis-Çkhovreba" da anıldığı gibi, sonraki HAZAR ve BULGAR adlı Kıpçak kolundan gelme Türklerin ulu-ataları sayılan Kımmerler'in Azak Denizi ile Kafkaslar arasındaki kolu, SAKALAR'ın baskısıyla M.Ö.714 yılında yurtlarını bırakarak Kafkas Geçitlerini aştılar, Kür, Aras ve Çoruh boylarına yayıldılar. Kımmerler'in bu ilk göçleri Gürcistan Destanında; "Hazarların Gürcistan ve komşularını esarete aldıkları ilk seferi" diye anılır. Hakimiyetlerini Doğu Avrupa'ya kadar yayan Sakalar, M.Ö. 680 yılında itaat etmeyen son Kımmerler'i de kovalayarak Kafkas Geçitlerini aştılar ve Azerbaycan, Gürcistan ve eski Urartu ülkelerine yayıldılar.

Doğu Karadeniz'de Türk Yerleşiminin Tarihi

Sakaların Kalaç adlı uruğunun bir kolu olarak, Doğuda Gence_Kazak kesiminden batıda Çoruh Ağzı'na varıncaya kadar yayılan, en batıda Şavşat, Ardanuç, Artvin, Borçka ve Gönye'yi içine alan sancağın Kalarç adı taşıdığı tespit edilmiştir. Bunların "Kalaç" adlı büyük Türk uruğunun bir kolu olarak Saka göçleriyle Aşağı Çoruh boyu ve Rize-Batum arasında yerleştiği anlaşılıyor. Öteden beri buradan Karadeniz'e doğru esen sert, kuru ve kayıkları deviren yele de, Batum-Rize arasında hala "Kalaç-yeli" denmesi de 2700 yıllık bir Türklük belirtisidir.

Çoruh-ağzına kadar ki Kalaç boyundan başka, bayburt-İspir kesiminde "İspir"e adını veren Sakaların SESPEİR yahut HESPER boyu buralara yerleşmişti. Bundan başka M.S.131 yılında Rize'de tespit edilen "Askur/Azgur" adlı Oğuz Boyu'nun Rize'nin doğusundaki Askuros deresine adını verdikleri anlaşılmaktadır. Rumca'da kelimelerin sonuna eklenen "os" şeklindeki ek, kelimeyi bu son haline getirmiştir.

M.Ö.120 yıllarında Sakaların Arşak kolundan gelen Val-Arşak'ın oğlu Arşak, yendiği Pontluları baskı altında tutabilmek için Kafkas Geçitleri ötesindeki Bulgarlardan (Balkar Türklerinden) kalabalık bir kolu ülkesine getirterek Buğdayı bol düzlüklere (Bayburt çevresine) ve Çoruh solundaki dağlara yerleştirildi. Bu yüzden Bayburt-İspir kuzeyindeki sıradağlara Balkar'dan hece kayması ile "Barkal" ve buradan güneye esen yele de "Barkal-yeli" denilmektedir. Rize'de Hemşinlilerin en güzel yaylaları Barkal Dağı'ndadır. M.Ö.77-57 arasında bölgeyi kaybeden Arşaklılar, M.Ö.56-33 arasında yeniden Çoruh boyları ve Rize bölgesine hakim oldular.

İlk Partlı hükümdarı Arşak tarafından M.Ö.250'lerde İran'da Hamadan topraklarına yerleştirilen ve gittikçe yükselen "Manua" adlı pehlivan yapılı yiğidin uruğunu (360 yıl sonra) Ardaşes tatlılık ve taltif ile getirterek onlara arazi vermişti. Revan kuzeyinde yerleşen bu uruğa "Amad-Uni" (Hamad-hanedanı) denilmeye başlandı. İşte bu Horasanlı Türkmenler, sonradan ateşe tapan Sasanlı İran baskısından kaçarak Bizans idaresindeki Rize bölgesine M.S.626 yıllarında gelip Hemşen/Hemşin bölgesine yerleşerek adlarını bölgeye vermişlerdir. Arşaklı hükümdarı III.Tiridat'ın katibi Agatangelos'un Yazdığına göre Hıristiyanlık bazı Türkmen boylarında benimsendi ve Gümüşhane'deki Sadak, Trabzon, sonra Kalarç'tan (Aşağı Çoruh - Rize) Nusaybin'e varıncaya kadar yayıldı.

Lazlar Ve Hemşinlilerin Rize'ye Yerleşmeleri

Türklerin "sarı saçlı, gök gözlü" sarışın ve kumral Kıpçaklılar kolundan gelen Lazların ataları, ikiz-adlı olarak tanınmıştır. ALAZAN = Alazlar, LAZLAR, ÇANARLAR şeklinde anılmışlardır. M.Ö. V. yüzyılda Herodot İskitlerin (Sakalar) ekincilikle uğraşan Alazon (Alazlar) boyundan bahseder. İslam kaynakları ve Ermeni kaynakları bu savaşçı ahaliyi Sanarlar veya Çanarlar olarak kaydederler.

M.S. 23-79 yılları arasında yaşayan Romalı PLINIUS, Karadeniz'in doğu kıyısında Lazlar adlı bir kavim yaşadığını bildirir. M.S.131 yılında Karadeniz kıyılarını gemi ile dolaşan Romalı ARRIANNOS Sokum'a kadar hakim olan Lazlar ve kralları Malasus'tan bahseder. Böylece, biri Karadeniz'in kuzey batısında Bucak kesiminde, biri doğusunda Abaza-Megrel arasında ve biri de Kuzey Azerbaycan'da Şirvan batısında İki Alazan boyunda olmak üzere üç bölgede Alazon, Çanar ve Laz kollarının dağılarak yaşadığını görüyoruz. Bunlardan Karadeniz'in kuzeyindeki kolun 958 yılında Hazar Kağanı Yusuf'un ünlü mektubunda bir hazar uruğu olarak "Çan" veya "Çanar" adının bir şekli olarak "Zanar" deyimini hem Lazlar hem de göç ederek boşalttıkları bölge adı olarak kullanmaktadırlar.

Öteden beri Türkiye'yi bölüp parçalamayı gözeten Ruslar ve Gürcüler, Lazların Müslüman Gürcü ve Megrel soyundan olduğu yalanını Ansiklopedilere ve okul kitaplarına yazmışlardır. Lazların, 1555'te kayıtlı bilgilerde açıkça görüldüğü gibi eşlerinin ve çocuklarının namusuna sahip olmayan Gürcü-Megrel kültürü ile bir ilgilerinin olmadığı sosyolojik olarak da açıkça ortadadır. Namusu için adam öldüren bir anlayışa sahip olan Lazların bunlarla bir alakasının olmadığı açıktır.

Hemşinliler:

Horasan'dan M.Ö. 250 yıllarında boy beyleri Mauna ile HAMADAN bölgesine muhafız Türkmenler olarak gelen, oradan Küçük Arşaklı Hükümdarı ARDAŞES tarafından 110 yıllarında saygı ve özenti ile getirilip, Gökçegöl-Akagöz dağı arasına yerleştirilince, Hamadan'a gelişlerine göre AMAD-UNILER adıyla anılan kabile, tabiatiyle 301 yılında Türkmen Dedesi Horasanlı Pren soyundan Arşaklı Aziz Grigor'un eliyle, çağın "Hak Dini" sayılan Hz. İsa Dinine girmişlerdi. Fakat, anadilleri Türkmen-Oğuz ağzını unutmadıklarından, Rize'nin doğu kesimine göçerken de yine adlarının Türkçe olduğunu görüyoruz. Mamikonlu HOHANES'in bildirdiğine göre, Bizans Kayser'i Herakliyus, Sasanlı Şehinşahı II.Khosrov'a savaş açtığı sırada (626 yılında) Gürcü beyi Vaştyan'ın tahrip ettiği Dampur şehrini Amad-Uni'li uruğu beği Hamam, yeniden imar ederek kendi adını verip Hamamaşen (Hamam-Abad/Hamam'ın şenlendirdiği) dedi.

Selçuklu Fethi ve Çepni Türklerinin Yerleşmesi (1080)

2.Selçuklu Sultanı Alparslan (1063-1072), 1064'te Ağrı dağı çevresi ile Kars ilini fethettikten sonra, 2. Batı seferinde Tiflis'i Arap-Caferoğulları Emirliğinden aldı. 1068 yılında da Ahıska, Ardahan ve Ardanuç çevresini aldı. 3.Batı seferinde ise 1071 Malazgirt Zaferiyle büyün Doğu Anadolu'yu ve bu arada Erzurum - Gümüşhane - Erzincan bölgelerini fethetmişti. Sultan Melikşah (1072-1092) çağında Selçuklular, Danişmendli Emir Ahmed başbuğluğundaki ordusu ile Bizans'ın müttefiki sayılan Abhaz-Gürcistan Kralı II.Giorgi'nin kalabalık ordusunu 24 Haziran 1080 günü yenerek büyük bit zafer kazandı. Bu sebeple bütün Çoruh boyları ile birlikte, Acara-Rize-Trabzon bölgeleri de fethedilip Karadeniz kıyıları ele geçirildi. Gürcistan kaynaklarına göre bu zafer üzerine, Türkistan'dan göçüp gelen Ebu Yakup ve isa Böri başçılığındaki kalabalık Türkmenler develeri, at yılkıları ve koyun sürüleriyle birlikte bu yeni fethedilen bölgelere gelip yerleştiler. Bu sırada 80 bin obalı Türkmen Çepnilerin de Trabzon bölgesi ve çevresine gelip yerleştiği anlaşılıyor.

Ancak I.Haçlı Ordusu'nun İznik'i alması ile güçlenen Bizanslılar 1098 yılında donanma ile gelerek Türklerin Trabzon emiri olan Sülü Beğ'den Trabzon'u almışlardır. Bundan sonra denizden takviye alarak kasabalarda tutunan Bizanslıların köylerdeki Türkmenleri buralardan söküp uzaklaştıramadıkları sonraki kaynaklardan anlaşılıyor.

Kıpçaklı Kumanlı Türklerinin Rize Bölgesine Yerleşmeleri (1204)

Abhaz-Kartel Kralı IV.David 1098 yılında Kıpçaklar Hükümdarı Şara-Khan oğlu Atrak'ın kızı ile evlendi. Selçukluların zayıflamasını fırsat bilerek kaynatasının milletinden yararlanmak isteyen IV.David, Kıpçak milletinin hem komşuluk hem de yoksullukları yüzünden istifade edeceğini düşünerek, Atrak Han'a elçiler gönderip 1118 yılında 40.000 seçkin savaşçı ve 5.000 köle olmak üzere 45.000 kişiyi Tiflis, Arpaçay boyları ile İspir ve Bayburt dışındaki bütün Çoruh havzasına yerleştirdi.

1195'te Kafkasların kuzeyinden "Yeni-Kıpçaklar" gelince, onlara da Tamar dağında Eski Kıpçakların yurtlarından yerler verildi. İşte bu yüzden eski Başkumandan Kıpçaklı Kubasar'ın ailesi ve akrabası göçerek Rize bölgesine geldiler. Bugünkü Kumbasar ailesi, 1195 yılında Rize'ye yerleşen ve 1461'de Osmanlı'nın bölgeyi fethi ile Müslüman olan soylu Kubasar hanedanına mensuptur.

Abhaz-Gürcistan Kraliçesi Tamar, haçlı ordusuna yenilerek kendisine sığınan Komninoslu I.Alexis'e Kıpçaklı ordusu ile yardım ederek, onun Nisan 1204 yılında Trabzon İmparatorluğu adıyla yeni bir devlet kurmasının temin etti. Bu sırada Rize ve Trabzon bölgesine Kıpçaklı askerlerden bir çokları gelip yerleştiler.

Fetih Öncesi Durum

1214 yılında yenilerek Sinop şehri ve limanını Selçuklulara bırakan Trabzon İmparatorluğu, giderek ancak Giresun-Trabzon-Rize kesimini elinde tutabiliyordu. Ellerinde tuttukları yerlerde dahi, kırlık alan, kaleler dışında bulunan yerlerle yaylalarda Türkmen obaları ve Rize'de dahil olmak üzere bir çok yerde Çepniler yaşıyorlardı ve hakim durumda idiler. 1228 yılında Melik adlı bir serdar önderliğinde Bayburt üzerinden gelerek Maçka yoluyla Trabzon'a varan bir Selçuklu ordusu şehrin surları önüne kadar varmıştı. Surlara kapanan tekfur askerleri dışarı çıkmadıkları için geri dönmüşlerdir.

Bölgedeki kalabalık Çepniler Trabzon devletine vergi vermeyip, savaşta Selçuklu ordusuna asker vermekle yükümlü idiler. 1264 yılında Sinop üzerine sefer yapmak isteyen II.Andronikos'u kalabalık Çepniler engellemişlerdi.

Osmanlı fethine kadar Trabzon bölgesi; Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Ordu'daki bayramlı Türkmenlerinin akın edip, haraç aldıkları bir yer olmuştur. Rize ve Trabzon'daki Kıpçaklı Türkmenler çoklukta olup, bu yüzden babası Basil ölünce 1340'ta Trabzon'da tahta geçen kızı Anna'ya Türkçe "Ana-Kutlu" deniliyordu.

1390 yılında Giresun'u alan Hacı Emiroğlu Süleyman, şehri Bayrameli'ye (Ordu'ya) bağlamıştı. Trabzon tekfurluğu 1453'te İstanbul'u alan Fatih'e haraç ödemeye başlamıştı

Osmanlı'nın Bölgeyi Fethi (1461)

Fatih Sultan Mehmet,Komninoslu bir anadan doğan ve Komninoslulardan evli olan Akkoyunlu Padişahı uzun Hasan'a rağmen, 1461 yazında ordusuyla gelince tekfur aman dileyerek savaşsız teslim oldu.

Aynı 1461 yılında, doğuda Çoruh-Ağzı'na kadar ki yerler ve arada Rize'de savaşsız fethedilerek bütün buralar yeni kurulan Trabzon Sancağı'na bağlandı. Şehir ve kasabalara gönüllü ve sürgün olarak Çorum-Amasya-Tokat ve Samsun bölgelerinden Türkler getirilerek vergilerden muaf olarak 1464 yılına kadar yerleştirildi.

İkinci Fatih devri iskanı 1466'da Konya/Karaman-eli fethedildikten sonra şehir ve kasaba halkının çoğu İstanbul'a, azı Trabzon Sancağındaki şehir, kasaba ve köylere, Rumeli ile Trabzon ve Rize köylerine yerleştirildi. Bu yüzden her iki iskan sırasında gelen Müslüman Türkler, buralardaki Kıpçaklı ve yerli ahaliyi gönüllü Müslümanlığa kazanırken, Osmanlı vergi defterlerinde kimlerin hangi göçmenin irşadıyla Müslüman olduğuna işaret edilmiştir. 1486 yılından, yani Fatih'ten 25 yıl sonra tutulan ilk tapu Tahrir Defterinde şimdiki Rize bölgesi; Rize, Atina (Hemşin dahil Pazar) ve Lazluk (Ardeşen, Fındıklı (Viçe), Arhavi, Hopa) adlı üç kaza halinde Trabzon'a bağlı olduğu belirtiliyor.

Sultan II. Bayezid oğlu Şehzade Sultan Selim (Yavuz)'in 1511 yılına kadar ki 20 yıllık Trabzon Sancak Beyliği sırasında 1501-1507 yıllarında aşırı Şiilik ile Akkoyunlu Sunni Devletini yıkan Şah İsmail'in kırgın ve zulmetinden kaçan Akkoyunlu Türkmenleri, en yakın Osmanlı toprağı olan Trabzon Sancağına aileleriyle gelip sığındılar. Yavuz bunları Trabzon ve Rize bölgesine iskan ederek geçimlerini kolaylaştırmak için onlardan kurduğu ordu ile Kutay şehrini alarak Batı Gürcistan'ı kendine tabi kıldı.

Şehzade Sultan Selim çağında Trabzon ve Rize yöresine o kadar kalabalık Akkoyunlu Türkmeni gelip yerleşti ki, bugün KE sesini Ç ve GE'yi C biçiminde söyleyenlerin lehçesi, Tebriz ve Revan Türklerinin konuşmaları gibidir. Göze "Coz", Gemiye "Cemi", Katipe "Çatip" diyen bu lehçe, Erzurum merkez ve yakın köylerine Kanuni Sultan Süleyman'ın 1534-1545 yıllarında yerleştirdiği Tebriz'li Akkoyunluların lehçesiyle de aynıdır.

Rize-Trabzon bölgesine dördüncü iskan, Yavuz Sultan Selim'in Padişah olduktan sonra, Mısır-Kölemen Sultanlarına meylettiği anlaşılan Maraş-Elbistan'daki Dulkadiroğulları Türkmen Beyliği'ni 1515'te ortadan kaldırınca, oradan gönderdiği Maraşlı ve Dulkadirli oymakları ile olmuştur. Bu yüzden Dulkadirli uruğunun KÖROĞLU oymağı kolundan Rize'de Hemşinliler içinde birkaç ailesi Ankara'da yerleşmiş 18-20 kadar "Köroğlu" soyadını devam ettirenler vardır. Bunun gibi "Kürdoğuları" adlı Hemşinli aileler de, Şah İsmail zulmünden kaçıp, Sancakbeyi Şehzade Selim'e sığınanların torunlarıdır.

Fetihten sonra Osmanlı Defterdarlığının tutturduğu ilk beş Tapu Tahrir Defteri, bu konularda önemli bilgiler içermektedir. Bu defterlerden birinde Mapavri (Çayeli) ahalisinin "Müslüman", Atina (Pazar) ahalisinden bazı Hemşenli ve öteki yerlilerin "Kadim (eski) Müslüman", Lazluk kesiminde de 35 köydekilerden "Kadim (eski) Müslüman"lar, yani Osmanlı fethinden önce Müslüman olanlar vardır. (Çayeli'nden sadece "Müslüman" diye bahsetmesinin sebebi, fetihten önce küçük bir yerleşim yeri olan Çayeli'nde esas yerleşimin fetihten sonra gerçekleşmesi sebebiyle olsa gerek... A.R.Saklı)

Rize Adının Menşei

Sakaların Kahalyb boyundan kalma olarak Erzincan'ın eski adı ERİZA/EREZ şeklinde idi. Alaz adının başındaki A sesi yutularak Laz biçiminde söylenmesi gibi, Rize'de Eriza'dan türemiş olabilir. Rize'ye eski Erzincan'ın adı, adaş olarak verilmiş olabilir.


Arkeolojik bulgular

Bugün bile Gürcistan içlerinde Çaniyeti olarak adlandırılan köyler bulunmaktadır. İlginç olan Lazca ile oldukça yakın bir dili konuşan Megreller, Lazlar’ın yaşadığı bölgeyi Çanişi “Lazistan” yani Çanlara ait bir bölge olarak adlandırırken Çan adını kendilerinin dışında değerlendirmektedir.

· Çaniyeturi (Lat (DMS) 41° 58' 0N Long (DMS) 41° 55' 60E Altitude (meters) 92 m)

· Ḉana (Lat (DMS) 42° 52' 44N Long (DMS) 43° 9' 7E Altitude (meters) 1668 m) adlı köyler bulunmaktadır. · Çaniyeti (Lat (DMS) 41° 52' 43N Long (DMS) 41° 59' 1E Altitude (meters) 199 m)

Kobuleti kasabası civarında yapılan arkeolojik incelemelerde, MÖ 5. yüzyıla ait 42 tanesi güneşin doğuş yönüne dönük 167 mezarda bulunan 49 sikkeden Sinope kaynaklı bir tanesi dışında diğerlerinin bizzat Kolha sikkesi olduğu görülmüş, Ege kaynaklı çanak çömlek kalıntıları, 2 mezarda silah araç gereçleri (üç tane demir mızrak, altı bronz ok ucu) bulunmuştur.

Kolhların yazılı dilleri olmamasına rağmen ölen asillerin adlarının Yunan harfleriyle yazılı olduğu görülmüştür (Tsetskhladze, 1994)

Elde edilen bulgulardan Yunanlıların ticaret amacıyla bölgeye geldiği, Yunan kültürüyle etkileşimin başladığının işaretleridir.

MÖ 335 yılında Pseudo Skylax tarafından hazırlanan bir coğrafya kitabında bölge hakkında bilgi verilmektedir:

Kuzeyden güneye Dioskuria (bugünkü Sohumi), Gyenos (bugünkü Oçamçire yakın-larında), Phasis (bugünkü Poti), adlı Yunan kolonileri ve Gyenos, Kherobios, Khorsos, Arios, Phasis akarsuları bulunur. Phasis’den daha aşağıda Ris, İsis, Latronum nehirleri ve Apsarus bulunmakta, ardından Byzeri kabilesi, Daraanon ve Arion dereleri, Ekekhiri/ Ekriti kabilesi, Arabis/Arkhabis deresi, Limne kenti, Bekhiri kabilesi ve Bekhiri adlı Yunan kolonisi, Makrokephali kabilesi (<? Makron’lar), Psoron limanı (? Bugünkü Araklı) ve Yunan kolonisi Trapezus kenti (bugünkü Trabzon)





Tarihi kimlik

1910 yılında Osmanlı Lazistanı’nı gezen Rus dilbilimci N. Marr Megrellerle Çanları özdeşleştirmiştir. Marr, Çanileri, Çoruh’un do-ğusundaki yerli halk olarak tanımlayıp, böl-genin Gürcü (Kart) ve Ermenilerin gelmelerinden önceki yerli halkı olduğu kanaatindedir (Marr, 1910)

10. yüzyılda Arap coğrafyacı Abul Feda, Trabzon’un bir Laz limanı olduğundan bahsedecek ABFD 40, 13. yüzyılda ise Roma’lı tarihçiler Trabzon krallarından küçümseyerek, Lazlar’ın yöneticisi olarak söz edecektir (Nikephoros Gregoras, i, 149)

Trabzon İmparatorluğu’nda şehirli elit Helenler ve taşralı Tzan’lar arasında yaşanan iktidar mücadelesi sırasında Laz savaşçılar Anna Anachoutlou’yu iktidara getirmişlerdir (17 Temmuz 1341)

Lazlar, Trabzon İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından, kısa bir süre için varlıklarını bağımsız sürdürmüşlerse de Osman-lı egemenliği altında 1580 yılında toplu olarak İslam’a geçmişlerdir. 1396’da Yıldırım Beyazıt’a, 1402’de Timur’a esir düşen, Bavyera’lı seyyah Schiltberger, 1427’de yayınladığı anılarında bölge hakkında:

“Kereson (Giresun) şehrine vardık. Lasia bölgesi de yukarıda adı geçen krallığa (Tarbesanda Krallığı) aittir, verimli bir memleket olup şarap (üzüm) yetiştirilir, ahalisi Rumdur... Kursi (Gürcü) Krallığındaki ahalinin dini, Rum inancıdır, kavgacı insanlardır... Baş-kenti Kathon (Chari) olan Megral (Megrel), ahalisi Rum dininden olan küçük bir böl-edir” notlarını düşmüştür SCH 106-7.

Evliya Çelebi ve Aşık Çelebi (Menazırü’l-Avalim) bölgeyi bizzat gezmişler ve Trab-zon’un güneybatısındaki Çepnilerin dışında Trabzon Eyaleti’nin geri kalan halkını Laz olarak nitelemişlerdir:

“Gerçekten de eyalet halkının çoğu Laz ve hepsi de kul oğlu kul yeniçeriler olup Trabzon merkezindeki halkın bile anlamadığı bir dille konuşurlar” (Evliya Çelebi) MG 62.

Evliya Çelebi, Kanunî Sultan Süleyman'ın emri ile İstanbul’da kurulan Yeniköy Kasabası’nın 3.000 kadar evden (hâneden) oluştuğunu ve burada yaşayan halkın tamamının ‘Trabzonlu’ olduğunu belirtmiş ve Arnavutköy'de 1.000 kadar Rum ve Yahudi evi bulunduğunu ve Rum Hristiyanlar’ın çoğu-nun Laz olduğunu kaydetmiştir (Zillioğlu Mehmed (Evliya Çelebi), Seyahatname I, İstanbul 1314, s. 452-458)

Roma’lı tarihçi Chalcocondyles’in kayıtlarından, Trabzon’un fethinin hemen ardından (1461) şehir merkezi nüfusunun bir bölümünün İstanbul’a gönderildiğini biliyoruz LWRY 5. Anlaşılan, aradan iki asır geçtikten sonra bile, İstanbul’da gönderilen Trabzon şehrinin asil aileleri, kendilerini Laz olarak tanımlamakta ya da en azından yabancılar tarafından farkedilecek ölçüde Karadenizlilere özgü gelenekleri devam ettirmektedir. Hanefi Bostan, Robert Mantran’ın (17. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul I, trc. M. A. Kılıçbay- E. Özcan, Ankara 1986, s. 57) bu kişilerin ‘Trabzon kökenli Rumlar’ olduğu yorumunu da aktarıp, Evliya’nın gözlemiyle birleştirerek XVI. asırda İstanbul'un Yeniköy ve Arnavutköy kasabalarında Trabzon Sancağı’ndan sürülen yaklaşık 3.500 hane Hristiyanın yaşadığı anlaşılmaktadır dedikten sonra bunların çoğunun Trabzon sancağının kaza ve nahiyelerinden ve bir kısmının da Trabzon şehrinden sürüldüklerini belirtir.



Coğrafi Dağılım ve etnisite


Günümüzde, kendini Laz olarak adlandıran üç topluluk bulunmaktadır:

1. Ana dili Lazca (Bk. Lazuri nena) olan ve batıda Rize ili Pazar ilçesinde Melyat Deresi’nden, doğuda Sarpi köyüne kadar Pazar (Atina), Ardeşen (Artaşeni), Çamlıhemşin (Vijadibi), Fındıklı (Viçe), Arhavi (Arkhabi), Hopa (Xopa) ve Borçka ilçelerinde otoktan olarak, Sapanca, Akçakoca, Düzce, Yalova, Karamürsel, İzmit ve Gölcük kentlerinde 93 harbi (1877 Osmanlı-Rus savaşı) muhacirleri olarak yaşayan bir halk topluluğu.

Büyük kısmı 1877 yılında Osmanlı topraklarına göç etmiş olan Gürcistan Lazlarının bugünkü sayısı, Gürcü hükümetinin Megrel ve Lazları da Gürcü etnik kimliği içerisinde değerlendirmesi yüzünden net olarak bilinmemektedir.

2. Ana dili Türkçe olan Doğu Trabzon ve Rize’nin batı sahilinde yaşayan halk topluluğu.

Yöresel Türkçe üzerine yapılan araştırmalarda Lazi Dilinin (Lazuri nena) dolayısıyla Kafkas gırtlağının Türkçe konuşulan Batı Rize ve Trabzon’u, hatta daha da batısını etkilediğini göstermiştir (Brendemoen 1990 b: 56-58)

M. Meeker, eski Osmanlı belgelerinide araştırarak, 19. yüzyılın başlarında Of ilçesi dolaylarında, toplulukların ve insanların kaynaşmasında dilin herhangi bir önemi olmadığını ileri sürmüştür ki, yerliler ve sonradan gelenlerin bugün tek parçalı bir etnisite görünümü vermesinin sebebi de bu durum olmalıdır.

Trabzon’lular, komşuları Gümüşhane ve Bayburtlular tarafından “Laz” olarak adlandırılırken, onlar muhataplarını “Halt” (< Haldiya’lı), Lazca konuşan halkı ise Laz olarak değil “mohti ve komohti” (Bk) terimleriyle tanımlamaktadırlar.

Brendemoen’in textlerinde 90 yaşındaki Sürmene’li kadın ise Sürmenelileri Laz olarak tanımlarken Çaykara’nın Haldiya ile olan sınır köyünü bu tanımın dışında tutmaktadır “Xaldizen şeydedur şera tarafında//onlar xalt biz laz” BR 74 (Sürmene Arpalı)

Trabzon’un doğusunda yeralan İkizdere’de, iç bölgelerde yaşıyanlar sahilden gelen, muhtemelen kendilerinden farklı bir etnisiteye sahip olmayan köylüleri Laz olarak adlandırmaktadır:

“Bu[[ konuşmalar, yaylacı olmayıp, yaylayıcıya inek veren kimseler arasında geçmektedir. Bu konumdaki kişilere, yaylacının tabiri ile Laz adı verilmektedir. Savurganlık yapan yaylacıya komşusundan şöyle eleştiri gelir.

- O Paçi... o sütleri harca, harca...Yayla inimine bakayım “Lazlara” ne hesap verecesun.

- Çok konuşma... sen cendu “lazlarunun” sorilarına veap hazırla” RK 295 (İkizdere)”, “25 Ağustosda, yaylada evi bulunmayanlar (Laz’lar), ineklerini almak üzere topluca yaylaya gelirler” RK 29]]7.

İlginç olan Trabzon’dakinden farklı olarak, etnik olmaktan çok coğrafi bir ayrımı ifade eden benzer bir tanımın Giresun’da da kullanılmasıdır. Giresun’lu dağ köylüleri Giresun sahiline Cenik adını vermektedirler ki bu tanımın Çanik kelimesinden kaynaklanmış olması kuvvetle muhtemeldir. Trabzon ağzında (özellikle Sürmene civarı) /c/ harfi-nin /ċ/ (IPA dz) formunda telaffuz edilme eğilimi vardır. Kısacası Giresunlu’nun can dediği Trabzon’da dzan, Rize’de tsan/ḉan-dır.

Bölgeye yabancı olan birisine bu karmaşık tanımlamaları açıklamak için günü-müzde kullanılan bir tabir de “gerçek Lazdır”. Laz olanlar ve olmayanlar arasında gerçek ve sahte kavramları, cumhuriyet sonrası ulus ideolojisinin zoraki kimlik ta-nımları da işin içine girince, içinden çıkılmaz tartışmalara, Batı Rize’li Türklerin, Lazlara “Megreli dönmesi” olarak köklerini hatırlat-masına, karşılığında kendisinin de “Horumi” olarak nitelenmesine kadar uzayabilmek-tedir.

Burhanettin Oğuz, Pont Grekleri olarak tanımladığı Karadeniz Rumları ile Karadeniz’li Türklerin giyim, folklor ve menşei bakımından aralarında büyük benzerlik olduğunu, bu halkların Türk, Grek veya iki-sinden evvelki halklarla alakasının teşhis ed

3. Ana dili Rumca olan ve tamamına yakın bölümü 1923 mübadelesinde Yunanistan’a gönderilen, bir kısmı ise Osmanlı dönemi sırasında Rusya ve diğer eski Sovyet Cumhuriyetleri’nde yerleşmiş halk topluluğu (Bk. Urum, Romeika)

Meeker, Laz kelimesinin Bizans Dönemi’nde bugün kullanıldığı anlamıyla kullanıldığını belirtmiştir:

“Geç dönem Bizans’ta kullanılan Laz sözcüğü belki de bugün Türklerin kullandığı Laz sözcüğüne benzerdi. Sözcüğün anlamındaki bu dönüşüm belki de Rum olmayan Pontus halklarının bribirinden ayrı, özerk sayısız kabileler halinden daha homojen, Bizanslaşmış, Rumlarla çeşitli asimilasyon süreçlerinden sonra imparatorluğa katılmış bir topluluğa dönüşmeleriyle aynı dönemlidir”(Meeker, 1970: 25-6)



Terim karmaşası

N. Marr notlarında, Laz kabilelerinin geçmişte Karadeniz sahili boyunca yayıldıkları için Kızılırmak’ın eski adı olan “Hallys”in Lazca ğali “ırmak” kelimesininden kaynaklandığını iddia etmekteyse de bu iddiayı (ya da tam tersini) kanıtlayabilecek maddi delil bulunmamaktadır.

Yine N. Marr notlarında (1910), sıklıkla karıştırılan Laz kavramına, modern yazarlar tarafından pek çok kez alıntı yapılarak kullanılan Fevzi Bey adlı arkadaşının gözlemiyle açıklık getirmeye çalışır:

“İstanbul’da Samsunlular ve Sinoplular dahil bütün Trabzonlular’a, Trabzonlular da Rizeliler’e Laz derler. Ancak diyor Fevzi Bey ‘bizim şehirliler, Rizeliler ve geri kalanlar doğruyu söyler. En azından biz Rizeliler’e Laz demiyoruz” N. MARR 66. Marr, Meeker ve Benningahus Karadeniz Türklerinin kendileri ve Anadolulular tarafından Laz olarak adlandırılmalarını tartışmışlardır.

Frunze, 1921’de ziyaret ettiği bölgede Laz kelimesini yarı bir dili olan bir çeşit Gürcü olarak tanımladıktan sonra, Giresun’lu Topal Osman’ı ve Laz müfrezesini hatta Samsun Batum arasında erkekler tarafından takılan geleneksel erkek başlığını (kukula, kabakak) takan herkesi bu gruba dahil etmiştir:

Mihail Vasiyeviç Frunze, 1921 (Trabzon)

... Kentte yaşayanların önemli çoğunluğu Türkler’den meydana gelmiş. Giydikleri geleneksel başlıkları kırmızı fesleriyle hemen ötekilerden ayrılıyorlar. Türklerin yanısıra, sayıları gittikçe azalmasına rağmen Rum-lar’da giyiyor fesi. Ama onlarınki daha uzun. Bir de Laz’lar var bu yörede. Bunlar Karadeniz bölgesi’nin güneydoğusundaki köylerde yerleşmişler çoğunlukla. Onlar da kendilerine özgü başlıklarıyla seçiliyorlar. Bir başlık ve başlarının çevresine sarık gibi bağlanan bir sargı. Bu sargının en belirgin rengi koyu, bazende sarımsı gri. Lazlar ayrı bir dil konuşan Gürcülerdir; hemen hemen eski ulusal benliklerini tümüyle yi-tirmişler ve artık Türkiye’nin bu uçta en sağlam parçası haline gelmişler. Sayıca aşağı yukarı yarım milyon kişiler. Bunlar son derece yiğit ve çalışkan insanlar; ordu içinde mükemmel bir kaynak. İslam dininin ve Türk Devleti’nin desteği olma görevlerine yalnızca Lazistan’da değil, Türkiye’nin ö-teki bölgelerinde de yerine getiriyorlar. Kısa bir süre önce Lazistan’ın en etkili önderlerinen biri olan Osman ağa, gönüllü Lazlardan topladığı bir kuvvetle, Türklere karşı ayaklanan Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki Kürtleri ve Samsun Sancağı’ndaki Rumlar’ı kan ve ateşe boğdu AAST 213

Fıkra Kahramanı olarak

Modern Türk toplumunca üretilen ve Laz fıkrası olarak Temel kimliğinde karakterize edilen fıkralarda, Osmanlı döneminin Karagöz oyununda, hızlı ve gülünç bir şive, bir merhaba ve “anami tanaymisun, babami tanamisun?” girişiyle başlıyan yüksek sesli konuşmasını karşısındakinin cevap vermesine izin vermeden on beş dakika aralıksız sürdüren, gemicilik yapan, öfkesi birdenbire parlayıp sönen, Laz karakteri de aynı ölçüde Trabzon veya Rize’lidir. Gerek fıkralarda gerekse Osmanlı döneminde revaçta olan doğaçlama Karagöz oyunu dialoglarında, Laz’ın Türkçe dışında başka bir dil bildiğine dair en ufak bir ima bulunmamaktadır
 
onu bunu bilmem lazlar cok uyanıq insanlar :)
 
Etimoloji

Etnik bir terim olarak Laz kelimesi, ilk olarak Pliny’nin Naturalis Historia adlı ese-rinde geçmekte olup, Prokopius’un da belirttiği gibi birden fazla Kolhis kabilesi tarafından zamanla benimsenmiş bir isim olmalıdır.

Evliya Çelebi (17. yüzyıl) hatta onu kaynak alan modern Türk tarihçilerinin bile Lazları bir Doğu Kafkas kavmi olan Lezgiler’le karıştırması, bazı tarihçilerin Lazların Türk olduklarını ispatlamaya çalışması (Goloğlu 1973 s.109) ya da Rumların halk etimolojisinde, bir dönem Türklerin dilini kestiği yöre halkının, Helazi yerine Lazi demesi gibi siyaset kokan önermeler gerçeklikten uzaktır.

V. Minorsky, Çan kelimesinin Yunanca Sannoi/Tzannoi kelimeleriyle aynı şeyi ifade etiğini (ISLM Laz), Prokopius ise Tzani veya Kolhian olarak bilinen halkın artık Lazi olarak adlandırıldığından bahsetmiştir (Prokopius, Peri ton Polemon I, XXIII, 12-15).

W.E.D Allen ve N. Marr ise başka bir Kolhis kabilesi olan Svan’ların, Gürcüce Çaneti olan Laz Bölgesi’ne Lazan adını ver-diklerini, bu adın La (bölgesel ön takı) + Zan (Laz’ların eski adı) etimolojisine sahip olduğunu belirtmektedir (Allen, 1929: 153), (Marr, 1910b: 66)

Pek çok ilkel dilde kabile adının “adam” kelimesi, ya da “yiğitlik, cesaret” çağrıştıran bir kelimeyle özdeş olduğu göze alındığında Megrelce Wan-i (Xan-i) “güç, kuvvet” MNG 667 [kraft, stärke], La + (Megrelce) zana (zana) “üst; çok yüksek, zirve [oberer]” MNG 117 birlikteliğinden “dağlılar ya da soylular” gibi bir anlamda çıkartılabilirse de bu önermelerin gerçekliği tartışılabilir. Zugdidi civarında alçak ve düz ovalarda yaşayan Megreller de aynı dili konuşan ve tüm Kolhis’e hükmeden akrabalarını dağlılar olarak kendilerinden ayırmış olabilirler.

Zehiroğlu, Lazi adının ilk ortaya çıktığı Phasis nehrinin kuzeyinde, özellikle iç kesimlerde ‘Laşketi, Latali, Lenojedi, Lenketi, Lçkhumi’ gibi yer adlarına dikkat çekmiştir AMC 61.

Tüm Kolhis halklarına hükmeden bu kabilenin adı zamanla “güçlülerin/soyluların toprağı; dağda yaşayanlar” anlamına gelen Lazani kelimesinden gelmiş olabilir.

Minorsky, herhangi somut bir kanıt sun-madan “Rumca konuşan Karadenizli’ler” olarak tanımladığı Karadeniz’li Rumların Laz orijinli olduğunu, MS 7. yüzyıldan sonra Bizans yönetimi altında Rumlaşıp, günümüzde ise Türkleştiği kanaatindedir.

Megrelce de ċan-i/tzan-i (wan-i) “güney veya batıdan gelen deniz rüzgarı” MNG 546 aynı zamanda Tzan adı verilen halkın Megrellere göre yaşadığı coğrafi konumu çağrıştırmaktadır. Bu durumda Megreller’in Çanlar’ı kendileri dışında tanımladığını bir ihtimal yaşadıkları coğrafyaya göre Lazi’ler ve Tzaniler olarak tanımladıklarına işaret edebilir.

Strabon’un, bir halk adı olan Kolhi (κολχοί) ve o halkın yaşadığı coğrafyanın adı olan Kolheti (κολχίς) kelimelerini eş anlamda kullanması tesadüf olmayabilir.

Bugün anadili Lazca olan veya daha batıda Rumlaşan Laz’ların ortak ve orijinal adı çeşitli şivelerde Can/Ċan/Tzan/Ḉan olması da (Tonluluk ve tonsuzluk yönünden kararsızlık gösteren Trabzon ağzında /ċ/ ve /ḉ/ yani dz ile ts seslerinin karışması sık rastlanılan bir olaydır [Brendemoen, 1989: 13]), Giresun sahiline ve Samsun bölgesine neden Canik denildiğini, Bizans tarihçilerinin Trabzon yerlilerine neden Tzan olarak andığını da bu bağlamda Türklerin ve Rumların geçmişte bu dili konuştuklarına dair bir bilgiye sahip olmamalarına rağmen Laz adını sahiplenmelerini bir ölçüde aydınlatabilmektedir.

Macar Türkolog Ignácz Kúnos 1891 yılında, Doğu Karadeniz’e hiç gitmeden, İstanbul’da Laz denizcilerden geleneksel türküler derler ve Lazları İstanbulluların anlamadığı garip bir Türkçe konuşan bir halk olarak tanımlayıp, Trapezan’ın Lazlar’ın ana merkezi olduğunu belirtir:

“Bu Lazlar, Samsun ve Trabzon limanları arasındaki Karadeniz’de yaşarlar ve dilleri, İstanbul’daki halkın büyük zorlukla anlayabildikleri diğer Türkçe dialektlerden çok farklıdır. Çok hızlı konuşurlar, sayısız yabancı kelime kullanırlar ve ses uyumunu öyle karıştırırlar ki, konuşmaları bozulmuş Türkçe izlenimini uyandırır. Türkleşmiş, belirli yerlerde hala kendi dilini kullanan yabancı bir soy oldukları düşünülür. İstanbul kayıkçılarının çoğu Laz olduğundan, İstanbul’da bile dillerini tanımak için büyük bir fırsatım oldu” ETK 58.

Kúnos’un, Lazca konuşan halktan çok Trabzon ve civarındaki Türkleri işaret etmesi bölgeyi tanımaması kadar o dönemde Trabzon ve çevresinde yaşıyan Türk ve Rumların, Anadolu Türkleri ve Rumları’ndan ayırıcı kültürel farklılıklarını tanımlamak için Laz kelimesini fazlasıyla sahiplenmelerinden kaynaklanmaktadır. Gerek anadili Rumca olan Trabzon’lu Rumların, Rumca’nın Trabzon dialektini, gerekse anadilleri Türkçe olan Karadenizliler’in, Trabzon ve Rize Türkçe dialektini, zaman zaman Lazca olarak nitelendirmeleri bilgisizlikten ve ait oldukları dil gruplarından haberdar olmamalarından değil, kendilerini geleneksel olarak Laz olarak tanımladıklarından, doğal olarak konuştukları dilin de kendi kabile isimleriyle tanımlanacağı düz mantığıdır.

MS 3 - 4. yüzyıllar arasında kurulan ve MS 561 yılında yıkılan Lazi Krallığı döneminde, genel olarak Can/Çan/Zan olarak anılan birbiriyle akraba olan veya olmayan pek çok Kolh kabilesi, Giresun civarından, Kafkasya’nın iç bölgelerine değin yaşa-dıkları bölgede Laz/Lazi adını benimsemiş, bu isim Roma, Trabzon ve Osmanlı İmparatorlukları döneminde de geleneksel olarak kullanılmaya devam etmiştir.

Bugün Rize’nin doğusunda yaşayıp adı Lazca (Lazuri nena) olan, Megrelce’yle akra-ba bir Kafkas dilini konuşan halktan farklı olarak, ana dili Türkçe veya Rumca olup, Laz adını benimseyen batıdakiler, asimilasyona uğramış aynı kabile mensupları değildirler. Kafkasya’nın Arap ordularının işgaline uğradığı dönemde bazı Kolh kabileri güneye bugün yaşadıkları bölgeye göç etmek zorunda kalmışlardır ve bugün Lazca konuşmaktadırlar. Batıdakiler ise ilk çağlardan beri yerlisi oldukları topraklarda yaşayan ve Anabasis’te (MÖ 401) Mossionik, Makron, Kolh ardından bir dönem Heniokhi olarak adlandırılıp, Lazi Krallığı döneminde diğer Kolh klanlarıyla birlikte aynı adı benimseyen halklardır. Çeşitli dönemlerde Yunanlı, Haldiyalı ve Türk klanlarıyla karışmalarına rağmen kısmen varlıklarını korumuş olmalıdırlar.

Tabii ki, önemli bir ayrıntı gözden kaçırımamalıdır. Tarih boyunca Laz’larla içiçe yaşamış olan Abhaz kabileleri hep kendi adlarıyla anılmış ve antik çağ yazarları tarafından bile Kolhlarla karıştırılmamıştır. Bizanslı yazar Agathias, Misimyalılar ve Apsiller gibi Abhaz kabilelerinden ve bu kabilelerin topraklarının arasında Çibili/Çivilon (τζιβιλι, τζιβιλον) kalesinden bahsederken, her iki halkın da Kolhların yani Lazların egemenliği altında yaşadığını belirtmekte ama Lazca’yla akraba bir dili konuşan bu halkı Kolh/Laz kimliği dışında tutmaktadır. Yazarın bu yaklaşımı, Kolh/Laz/Çan isimlerini taşıyan halkı oluşturan doğu ve batı klanlarının, bir zamanlar konuştukları dil veya dillerin (muhtemelen aynı dilin dialektlerinin) en azından Abhazcayla Lazca ile olduğundan daha yakın olması gerektiği düşündürmektedir.
 
Bunların çoğu yanlış ben %100 lazım ve laz lar sadece rizenın pazar ilçesıyle fındıklı ilçesı arasın da kalan insalardır hopada da az da olsa laz lara raslarsınız.ben bu trabzonlulara ve rize merlezlılere laz denmesınden oldum olası rahatsıszım bıde bu tv lerde kı sözde laz şivesıne karşiyim çünkü lazlar o şiveyı kullanmazlar. o şiveyı trabzonlular ve rize merkezdekıler kullanır.gerçek lazcayı kullanan yerler:(pazar,ardeşen,fındıklı,hopada da az olsada var.) diğerlerı laz deıldır.bunun altını kırmızı kalemle çizmek ıstıyorum ama sana da emeğinın karşiliği olarak bı teşekuru borç bılırım.
 
"Günümüzde, kendini Laz olarak adlandıran üç topluluk bulunmaktadır:..."
burayı okumadı heralde b0çi asıl LaZlar dediğin yerlerde ama buradaki insanlarda LaZlığı hakediolar:) -yani onlarda LaZ-
 
ben rizelıyım ama laz değilim ........dil bılmıyorum
 
LaZiSH' Alıntı:
"Günümüzde, kendini Laz olarak adlandıran üç topluluk bulunmaktadır:..."
burayı okumadı heralde b0çi asıl LaZlar dediğin yerlerde ama buradaki insanlarda LaZlığı hakediolar:) -yani onlarda LaZ-
hiç alakası yok abı benım dedığım yerlerrın dişindakıler laz deıl lazcanın l sını bılmezler hatta fazlada sevmezler hele ardeşenlılerı sevmezler fazla bızı ama lazlığın bı karızması var onu kulanıolar o başka. mesela kımse plakasına kürt yazmaz ama laz olmayan trabzonlular bıle plakasına laz yazar:d
 
b0çi' Alıntı:
hiç alakası yok abı benım dedığım yerlerrın dişindakıler laz deıl lazcanın l sını bılmezler hatta fazlada sevmezler hele ardeşenlılerı sevmezler fazla bızı ama lazlığın bı karızması var onu kulanıolar o başka. mesela kımse plakasına kürt yazmaz ama laz olmayan trabzonlular bıle plakasına laz yazar:d

güzel dedin b0çicim onlar da LaZlığın karizmasını kullanıolar:)
ama LaZ olmayan herkes onların LaZ olduğunu zannedior:D
 
bu yanlışı deıştırebıldıkse ne mutlu bıze ya meraketım şimdi sen lazmısın yanınerelısın. şimdi flot yapmayındıe kızacaklar ama bu son
 
Ben çayelindenim herkes bizim LaZ olduğumuzu söyler ben değil ama amcmlar falan LaZca bilirler...
 
selamun aleykum bir laz olarak ardeşenli olarak boçiye de destek veriyorumsende kardes guzel birsey yapmıssın insanları bilgilendirmek için okurlar mı bilmem ama laz olan okur galiba.merak ettım lazish nerelisin
 
eline sağlıq kardeshims..bende erzurumluyum bizim oraları da bi araştırsana : )) EHE EHE ;)
 
Bu şimdi Trabzonlulara Bi Hakaret Mi Oluyo Arkadaşim Bizde Lazcanin Sadece şive Deil Kürtce Gibi Ayri Bi Dil Olduğunu Biliyoruz O şive Kürt Insanlarin Türkçe Konuşmaya çalişirken Oluşturduğu şive Nin Aynisidir Ayrica Unutmaki Sadece O Bölgede Deildir Lazlar Ve Hülya Polat Kaim Koyuncu Gibi Sanatcilarda Lazca Türküler Söyler Ve Unutmaki Volkan Konak Trabzaonludur K.koyuncu Ise Artvin Li Ben Bunu Bi Hakaret Olarak Algiliyorum Bilmem Yanlişmiyim Ve Asla Aslima Ve Hemşerilerime Hakaret Ettirmem!!!!!!!!!!!!!!!!




...ewet Trabzonlu Arklarin Tşk Ve Yorumlarini Görelim...
 
S@yko' Alıntı:
Bu şimdi Trabzonlulara Bi Hakaret Mi Oluyo Arkadaşim Bizde Lazcanin Sadece şive Deil Kürtce Gibi Ayri Bi Dil Olduğunu Biliyoruz O şive Kürt Insanlarin Türkçe Konuşmaya çalişirken Oluşturduğu şive Nin Aynisidir Ayrica Unutmaki Sadece O Bölgede Deildir Lazlar Ve Hülya Polat Kaim Koyuncu Gibi Sanatcilarda Lazca Türküler Söyler Ve Unutmaki Volkan Konak Trabzaonludur K.koyuncu Ise Artvin Li Ben Bunu Bi Hakaret Olarak Algiliyorum Bilmem Yanlişmiyim Ve Asla Aslima Ve Hemşerilerime Hakaret Ettirmem!!!!!!!!!!!!!!!!




...ewet Trabzonlu Arklarin Tşk Ve Yorumlarini Görelim...
LaZca Trabzon'da bir dil değil bir şivedir..LaZ olmamak bi hakaret değildir..
...ewet LaZ Arklarin Tşk Ve Yorumlarini Görelim...(aman ha-şaka-):p :D
 
LaZiSH' Alıntı:
LaZca Trabzon'da bir dil değil bir şivedir..LaZ olmamak bi hakaret değildir..
...ewet LaZ Arklarin Tşk Ve Yorumlarini Görelim...(aman ha-şaka-):p :D



sen daha trabzonlu bile deilsin nerden biliyosun ayrıca benim bahsettiğim dil olması deil trabzonluların da laz olduğu dur
 
eline sitede Lazlar hakkında arama yaptın zaten ilk aklıma gelnde sen olmuştun
na bu da senin konu:D
 
Geri
Üst