Eğitim kalitesiyle birçok dünya liderinin takdir ettiği yurtdışındaki Türk okullarına bir övgü de Kazak başbakanından geldi. Atırau Kazak Türk Lisesi'ni ziyaret eden Başbakan Karim Masimov, Türk liseleri hakkında son derece olumlu fikirlere sahip olduğunu belirterek, "Bu okulları açanlara teşekkür ediyorum." dedi.
Okul Müdürü İsmail Elma'dan okulun tarihi, projeleri, bilim olimpiyatları ve üniversite giriş imtihanlarındaki başarıları hakkında bilgi alan Karim Masimov, öğrencilerle yakından ilgilendi. Zaman zaman öğrencilerle İngilizce konuşarak 4 dilde verilen eğitimden oldukça memnun olduğunun altını çizdi. Başbakana eşlik eden bölge valisi Bergey Rıskaliyev de bu yıl içerisinde bir de Kazak-Türk kız lisesi açma sözü verdi. Başbakanın ziyaretinden memnuniyet duyduklarını belirten okul müdürü İsmail Elma da okullarının Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in gelişmiş 50 ülke arasına girme hedefleri yolunda bıkmadan, usanmadan, samimi bir gayretle çalışmaya devam edeceklerini söyledi.
Hüseyin Güngör, Atırau
08 Şubat 2009, Pazar
kaynak
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Meclis Başkanının Üç Oğlu
Hasan Ay Bey, bir eğitim gönüllüsü olarak Afrika'ya gider. Müdür olarak vazifeye başladığı ilk gün, bakar ki, bir bayan elindeki bir kağıtla odasına girer. Kağıdı masasına bırakıp yüz üstü secde eder gibi yere kapanır. Böyle bir şey bizim inançlarımıza ters olduğu için hemen "Lütfen kalkın, oturun, ne istiyorsanız anlatın, konuşalım." der.
Kadıncağız kalkmaz, hep bir şeyler söyler. Müdür bey, anlaşamayacağını anlayınca finans müdürü Ferhat Bey'i çağırır. O der ki: "Hocam bu hanımın üç çocuğu okulumuzun imtihanına girmiş, ikisi kazanmış ama lise ikide olanı kazanamamış. İdarecilerimizle görüşmüş, onlar kabul etmeyince size gelmiş. Eğer çocuğu kabul edilmezse akşama kadar buradan kalkmayacağını söylüyor." "Peki öyleyse kalksın konuşalım." der. Ferhat Bey, "Alacağınıza dair söz vermesseniz kalkmayacakmış." diye karşılık verir. Bunun üzerine Hasan Bey, masasının üzerine kadının koyduğu zarfı açar bakar ki, antetli kağıda, meclis başkanı, "Bu bayanın çocuğunu okulunuza kabul edin." diye yazı yazmış ve kırmızı kalemle imza atmış. "Tamam alacağız, kalkıp otursun." der. Kendisine, bu mektubu nasıl yazdırdığını sorar. O da, "Benim eşim, meclis başkanı idi, iki ay önce vefat etti. Yerine gelen meclis başkanı da eşimin yakın arkadaşı olduğu için bizim problemlerimizle ilgileniyor." der. Hasan Bey, idarecilere "Bu çocuğu niçin almadınız?" diye sorar. "Çocuk gelecek sene mezun olacak, eğer imtihanları kazanamazsa okulun başarısı düşecek, bu yüzden almadık." derler. Bunun üzerine "Meclis başkanının ricasından sonra almamak ayıp olur. Ben gönderiyorum, kaydını yapın." der. Hanımefendi, büyük bir memnuniyetle ayrılır.
İki yıla yakın bir zaman geçtikten sonra, okullar tatile gireli bir ay olmuştur. Müdür beyin odasına eğitimden sorumlu müdür yardımcısı Ali Bey gelir, beraber çay içerlerken, o gün mezun olan öğrencilerden birisi gelir ve Hasan Bey'e, "Hocam, bugün sizi ziyarete gelmedim." der. "Peki niçin geldin?" deyince "Müslüman olduğumu bildirmeye geldim." der. "Müslüman olmaya neden karar verdin? Çok iyi düşündün mü?" diye sorunca "Ben yıllardır rüyamda Müslüman olduğumu görüyorum. Dün yine rüyamda bir câmiye girdim. Câmi çok kalabalıktı. Baktım annem Müslüman hanımlar gibi kapanmış, beraber diz çöküp dua ediyoruz. Annem bana diyor ki, 'Oğlum sen niye Müslüman olmuyorsun? Bak ben Müslüman oldum. Hocam ben biliyorum ki, annem Müslüman değil. Ama ben tâ küçük yaştan beri hep buna benzer rüyalar görüyorum. İki yıldır bu okulda sizleri de yakından tanıyınca, çok düşündüm, kesin kararımı verdim." der.
İşte bu delikanlı, vefat etmiş olan meclis başkanının oğludur. Müdür beyin gözlerinin önüne, secdeye kapanan hanımın hayali gelir. Bir sene sonra bir Kadir Gecesi, bir tebrik mesajı alır. İsmi hatırlayamaz. Arayınca o öğrenci olduğunu, İngiltere'de bir üniversitede tahsiline devam ettiğini öğrenir...
Aslında bu Türk Koleji paralıdır. Gerçi, Batılıların kolejleri 17 bin dolar alırken bu okulda üç bin dolar alınmaktadır... Ama ülkenin en başarılı okuludur. Eğitim başarılarının ötesinde, sigara, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıkların olmadığı, insanlığa yakışır edep, terbiye ve ahlâkî güzelliklerin verildiği nâdide bir eğitim yuvasıdır... Anne, üç çocuğunu rahatlıkla öbür okullarda da okutabilirdi, ama işte bu sebeplerden, o ictimaî durumuna rağmen, yerlere kapanıp yalvarmak pahasına yavrusunun bu irfan yuvasında yetişmesini istemektedir...
Abdullah Aymaz, Zaman
19.01.2009
kaynak
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Hiçbir Türk okulunda İslâm anlatılmaz. Hiçbir öğrenci İslam – Namaz – Türklük gibi öğelerle eğitim süreci boyunca karşılaşmazken, “beyin yıkama seremonisi” günün hangi saatinde, ne şekilde tatbik edilir, insanlar bunu nerelerinden uydurur doğrusu ben çok merak ederim. İslâm Kerimov’ a şahsım adına hiç kızmadım. Kendi düşen ağlamazmış, kendi ipini çekip, ülkesine Evangelist vesair diğer tarafların okullarını lâyık görüyorsa o kendisinin bileceği iştir. Bütün dünya “Türk Okulları” diye çalkalanırken, kurulduğu ülkelerde neredeyse devletin en üst kademesinden askeri üst seviyeye kadar tüm büyüklerin çocuklarına ikinci evleri olmuşken, hatta bazen kayıt yaptırabilmek için görüldüğü üzere meclis başkanlarından ve başbakanlardan bile torpil yaptırmaya kadar işi vardırabilirken, Özbekistan’ da alınan bu kararı akıl ve izan sınırlarında anlamaya çalışmak mümkün değildir. Kerimov, yaptığı hatayı bir gün muhakkak anlayacak, sular tersine dönecek ama boşa geçen zaman ülkesinin zarar hanesine yazılacak. Bütün dünyada Türk Okullarında okuyanlar, yukarıdaki örneklerde de olduğu gibi, en kaliteli mezunlarını verip, dünyanın sayılı üniversitelerinde okuyup oralardan mezun olduktan sonra, hangi Afrika ülkesi olursa olsun, kendi ülkelerine geri döndüklerinde, o ülkede artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak. Bu Türki devletlerde de böyle. Etrafındaki devletler, modern eğitimin kalifiyesiyle pişmiş öğrencileri ve onların çağdaş düzeyde yakaladıkları eğitim seviyeleri ile, ivmelenen dünya yarışındaki kulvarlarda ayakları yere sağlam basarcasına yerlerini alırken, İslâm Kerimov’ un ülkesi o gün kimbilir hangi ülkenin sömürgesi altına girmiş bir halde, battığı bataklıktan kurtulmaya çalışacak ama elinden çıkan maddi – manevi zenginliklerin birçoğunu artık geri döndürmeye vakıf olamayacak, yine Türklerden medet umacak. Ona hatırlatmak istediğim “görünen köy kılavuz istemez” bir Türk atasözüdür.