- Katılım
- 1 May 2008
- Mesajlar
- 6,784
- Reaction score
- 0
- Puanları
- 0
Kayıp SemboL yazarı Dan Brown'un son kitabında Türkiye iLe iLgiLi parçaLar tartışıLıyor,işte o bölümLer
Türkiye’ye gelen Dan Brown’ın son kitabı ‘Kayıp Sembol’, Türkiye ile ilgili bölümleriyle tartışma yarattı. İşte Kartal Cezaevi’nde geçen tartışmalı bölümler
Mahkûm 37, İstanbul’daki Kartal Soğanlık Cezaevi’ndeki çoğu tutuklu gibi, uyuşturucu yüzünden buradaydı.
Beton bir hücredeki ranzada, aç ve üşümüş bir halde, daha ne kadar hapis yatacağını düşünerek karanlıkta yatıyordu. Sadece yirmi dört saat önce tanıştığı hücre arkadaşı, üstündeki ranzada yatıyordu. Obez bir alkolik olan ve işinden nefret eden hapishane müdürü hırsını mahkûmlardan çıkarıyordu. Az önce hapishanenin tüm ışıklarını söndürmüştü.
Mahkûm 37, havalandırmadan gelen konuşma seslerini duyduğunda saat neredeyse ondu. İlk duyduğu ses, şüpheye yer bırakmayacak kadar belirgindi. Bu gece geç vakitte gelen bir ziyaretçi tarafından uyandırılmaktan hoşlanmadığı açıkça belli olan hapishane müdürünün kavgacı sesiydi.
“Evet evet, uzun bir yoldan geldiniz,” diyordu. “Ama ilk ay ziyaretçi kabul edilmiyor. Devlet yönetmeliği. Ayrıcalık yok.”
Cevap veren yumuşak ve kibar ses keder doluydu. “Oğlum güvende mi?”
“O bir uyuşturucu bağımlısı.” “Ona iyi davranılıyor mu?”
Müdür, “Yeterince iyi davranılıyor,” demişti. “Burası otel değil.”
Acı dolu bir duraksama olmuştu. “ABD Dışişleri Bakanlığı’nın suçlunun iadesini isteyeceğini biliyorsunuzdur.”
“Evet, hep isterler. Gereken yapılacak ama evrak işleri birkaç hafta sürebilir... veya belki bir ay... duruma bağlı olarak.”
“Neye bağlı olarak?”
Hapishane müdürü, “Şey,” demişti. “Yeterli personelimiz yok.” Durmuştu. “Elbette bazen sizin gibi kaygılı kişiler, hapishane personelinin işlemleri hızlandırmasını sağlayan bağışlar yaparlar.”
Ziyaretçi cevap vermemişti.
Müdür sesini alçaltarak, “Bay Solomon,” diye devam etmişti. “Sizin gibi para sorunu olmayan biri için her zaman seçenekler vardır. Hükümette tanıdıklarım var. Birlikte çalışırsak, oğlunuzu buradan yarın, hakkındaki tüm suçlamalar düşmüş olarak çıkarabiliriz. Ülkesine döndüğünde yargılanmaz bile.”
Ziyaretçinin cevabı hiç gecikmemişti. “Yaptığınız teklifin doğuracağı yasal sonuçlar bir yana, oğluma paranın bütün sorunları çözeceğini veya insanın hayatta sorumlulukları olmadığını öğretmeyi reddediyorum, özellikle de böylesi önemli bir konuda.”
(...)
Kapı çarpmıştı.
Mahkûm 37 kulaklarına inanamıyordu. Nasıl bir baba, ders olsun diye oğlunu böyle bir cehennemde bırakır? Peter Solomon, Zachary’nin suçlamasının kaldırılmasını bile reddetmişti.
(...)
Ertesi gün Mahkûm 37, müdürle özel olarak görüşmüş ve ona bir teklifte bulunmuştu; her ikisine de istediklerini sunacak cesur ve dâhice bir plan.
Mahkûm 37, “Bunun işe yaraması için Zachary Solomon’ın ölmesi gerek,” diye açıklamıştı. “Ama her ikimiz de hemen ortadan kaybolmalıyız. Yunan adalarında emekliliğini kutlarsın. Bu yeri bir daha asla görmezsin.”
Konuyu biraz tartıştıktan soma iki adam el sıkışmıştı.
Ne kadar kolay olacağını hayal ederken gülümseyen Mahkûm 37, yakında Zachary Solomon ölmüş olacak, diye düşünmüştü.
İki gün soma Dışişleri Bakanlığı, Solomon ailesini korkunç haberi vermek için aramıştı.
Hapishanede çekilen fotoğraflar, sopayla dövülerek vahşice öldürülen oğullarının kendi hücresinde yerde kıvrılmış cansız bedenini gösteriyordu. Basma çelik çubukla vurulmuş, vücudunun geri kalan kemikleri ise akıl almayacak sert darbelerle kırılmıştı. İşkence yapıldıktan soma öldürülmüş gibi görünüyordu. Baş şüpheli, maktulün parasıyla birlikte ortadan kaybolduğu sanılan hapishane müdürüydü. Zachary büyük servetini özel bir hesaba aktardığını bildiren kâğıtlar imzalamış, o hesap ise cinayetin hemen ardından boşaltılmıştı. Paranın şu anda nerede olduğu bilinmiyordu.