Bu aşağıda söyleyeceklerim tamamen filmin yönetmeni, senaristi ve (varsa) askeri danışmanı içindir!
Film, fragmanların dan anlayabildiğimiz kadarıyla, güzel mesajlar vermeye çalışan ve insanları uyandıran bir film gibi algınanıyor. Fakat filmin ayrıntılardan birçok sonuç çıkarabiliriz.
Bir insan bir işe girişirken, bir hedefi ve niyeti vardır. Bu hedef doğrultusunda sezarın hakkını sezara vermelidir. Yoksa haksızlıklarla birilerini inciterek, çatışma ortamı yaratabilir. Kol yapacağız derken bacak kırmamalıyız.
En önemlisi bu işi hangi amaçla yaptığıdır. Yani Levent Semerci bu işe girişirken, gerçekten o insanları düşünüp gözünden yaşlar gelerek mi yaptı, yoksa film gösterime girdikten sonra gişelerden akacak parayı düşünüp gözlerinde dolar işaretleri belirerek mi yaptı.
Cahillik mi yoksa Kasıt mı? (İkisi de birbirinden kötü)
TSK İç Hizmet Kanunu gereği, Subay ve Astsubay’lar tekmil verirken rütbe ve soy isim söylenecek şekilde tekmil veririler. Mesela Ütğm Vural, Üçvş Engin gibi. Erbaş ve Erler ise isim, soyisim ve doğum yeri (memleket) söyleyecek şekilde tekmil verir.
1)
‘Muhabere Astsubayı Üstçavuş Kamil ATEŞ Çorum Emret Komutanım’ diye kanunen bir Astsubay’ın verebileceği böyle bir tekmil çeşidi yoktur. Doğrusu ‘Üstçavuş Ateş’ dir. Bu kadardır ve böyle olmalıydı. Bu, Erbaş Erin tekmiliyle Subay ve Astsubay tekmilinin karışmış olduğu cahilce bir durumdur.
2) Film içerisinde, sümsük bir tipin özellikle Astsubay olarak seçilip, başına komando beresi bile verilmeden askerlerin arasında, arkalara yerleştirilmiş olması ve subayların, arkada bekletilerek, bağırılan ve ‘suçlu bir kesim’ yerine konulmuş topluluğun içine sokulmamış olması bir birliğin düzenini göstermez. Bir birlikte, bir şey zuhur ettiyse, bunun sorumlusu tüm rütbelilerdir. Yani orda bulunması gereken sadece gariban yerine konulmuş bir Astsubay değildir. Taadat (içtimaa) alanı bir ibadet alanıdır ve sadece en kıdemli kişi ayrı durur. O ayrı duran rütbeliler, bu bağıran, çok bilmiş arkadaşın akrabalarımı acaba da ayrı duruyorlar.
3) Bağırarak
‘Astsubayım uyumaaaaaa’….. Bu nasıl bir ifade şeklidir. Sen nesin de, kimsin de ‘Astsubayım’ şeklinde aitlik ekiyle bağırarak hitap ediyorsun. Astsubay sahibimi oldun.
Filmin içerisinde geçen, bu durumlar kasıtlı olarak, belli statüleri aşağılamak gibi bir iğrenç amaç gütmemektedir. Kimse, bir zümreyi diye, başka bir zümreyi aşağılayamaz.
Film içerisinde bir tane bile Uzman Çavuş görememiş olmamız, filmin yapımcılarının ne kadar yanlı olduklarını ortaya çıkarıyor. Bu durum ya bir kara cahilliktir veya özellikle bir kasıttır. Gel gör ki dağları kim daha fazla. O kahramanca lanse edilen, telkin işini dağlarda kimler yapıyor acaba. Antalya Kemer de film çekmeye benzemiyor bu işler. Bi iş yapacaksanız herkesin hakkını verin. Hadi diyelim ki bu tür ortamları orda ki hiç kimse bilmiyor, Hakan Evrensel demi bilmiyor.
Bu filmin bir askeri danışmanı var mıydı acaba? Eğer Hakan Evrensel bu konuda, askeri danışmanlık yaptı ise bu kişinin askerliğinden, askeri bilgisinden ve Astsubaylara karşı art niyetinden dolayı insanlığından şüphe etmek gerekir.
Bu, Türk filmlerinin ortak zaafıdır. Köprü dizisinde daha ceng eden bir Astsubay veya Uzman Çavuş görememiştik. Polis teşkilatının tüm yükünü polis memurları çekerken, Arka Sokaklar dizisinde hep komiserler kahraman oldu.
Bu ve buna benzer yapımlar Türkiye deki yalaka takımı yönetmen ve senaristlerin eserleridir. Ve yine bu insanlar; alabildiğince yalaka, üst kademelere yaranarak prim yapmaya çalışan, kendi doğruları olmayan, onun yerine başkalarının düşündüğü, güdülebilir insan tipidir.
5) Komutan, bir astının iç çamaşırının rengine kadar bilen insana denir. Askeri adap ve işleyiş gereği, Amir konumundaki bir insan, bir astına herkesin önünde ‘Sen lojmanda mı kalıyorsun, ‘karın’ var mı gibi şaçma sapan sorular sormaz, sormamalıdır ve ayıptır. Bunu ancak o birlik dışından gelen bir üst rütbeli komutan sorabilir. Eğer bilmiyorsa ve o ana dek öğrenmediyse o ‘komutan’ değildir. Birliğindeki bir Astsubay’ın (ki kuruluş gereği o birimdeki kıdem bakımından 3.veya 4. kişidir) evli olup olmadığını bilmeyen aciz biri o birliğe nasıl hükmedebilir acaba.
6)
‘Sizi kendi ellerimle vurup, isminizin altına eğitim zaiyatı diye imza atarım’ çok ilginç bir ifade olmakla birlikte sanki ordumuz patagonya ordusu, kanunu nizamı yok da, bir insanın kaderi, bir başka insanın iki dudağının arasındaymış gibi lanse edilmiştir. Ortaçağ da mı yaşıyoruz, nesin sen, neyin altına imza atıyorsun, sana kim verdi o yetkiyi….
Burası Laik Demokratik Sosyal bir HUKUK devletidir.
7) Kimdir bu insanlar ve amaçları nedir?
LEVENT SEMERCİ
Almanya da yaşıyor, arada üç - dört günlüğüne Türkiye’ye gelip, deli paralara reklam çekip gidiyor. Tüketicilerin bilinçaltını sömürdüğü yetmemiş gibi, şimdi de halkın saf duygularını sömürerek para kazanmaya çalışıyor.
Hakan EVRENSEL
Üsteğmenliğinde ordudan nasıl ve niçin ayrıldığını açıklamayan, ayrıldıktan sonra gazetecilik ve yazarlık yapamaya çalışan eski bir askerdir.
Kendi sitesinde şöyle ifade ediyor;
“Bir yerlerde yanlış var, ama nerede?” diye sormaya başladı. Yanlışın ne olduğunu ordu içinde bulamayacağını anlayınca çok sevdiği, askerlik mesleğinden ‘KENDİ İSTEĞİ’ ile ayrıldı.
(
http://www.hakanevrensel.com/hakkinda.htm)
926 sayılı TSK Personel Kanunu gereği; Muvazzaf Subay ve Astsubaylar 15 yıl mecburi hizmet süresine tabidirler.
Bir insan askeri okul okudu ise muvazzaftır, sözleşmeli olamaz. Bu insanın üsteğmenliğin de orduyla ilişiğinin kesildiğine göre mecburi hizmet süresini tamamlamadığı apaçık görülüyor. Bu rütbede ki bir asker, ordudan kendi isteği doğrultusunda ayrılamaz. Kendi isteği ile ancak firar edebilir, sağlık sebebiyle malulen emekli olur veya YAŞ kararı ile kovulmuş olabilir.
8) KULLANMAK VE ALET ETMEK
Çok daha acı olan kısma geldik.
O bölgede insanlar dağ tepe dolaşsın, aylarca göreve gitsin, arkadaşı şehit düşsün, kendisi şehit düşsün ve birileri, seçim zamanı birtakım siyasi partilerin Şehitler üzerinden siyaset yapıp, Mehmetçiği iğrenç emellerine alet edip, halkın saf duygularını sömürdüğü gibi; Levent Semerci ve saz arkadaşları da, Şehitler ve o kadar Mehmetçik üzerinden film yaparak ve halkın saf duygularını sömürsün ve pirim yapsınlar, para kazansınlar. ödüller alsınlar, şampanya kaldırsınlar ve sevinsinler. Birileri ölsün birileri de bunun üzerinden para kazansın. Olayın esas kahramanları yine birilerinin güzel maskelenmiş iğrenç emellerine alet olsun.
Neymiş ‘Biz oralarda ki arkadaşlarımız için bir şeyler yapmak istedik, o yüzden bu tür bir film çekme gereği
duyduk’ Çanakkale destanının, Kurtuluş destanının daha doğru dürüst bir filmi yok. Bu insanlar önce onları çeksin. Gündemdeki konuları değerlendirerek insanların duygularıyla oynamasınlar.
Hayatın gerçekleri ve renkleri farklıdır. Açtırmayın kutuyu, söyletmeyin deliyi. Daha burada söylenemeyecek çok şey var.
Bundan sonra bu filmi ve çekenide, paylaşanıda, izleyenide, izletenide şiddetle kınıyorum.
Saygılarımla SoulSky