ßLu£
Banned
- Katılım
- 16 Eki 2007
- Mesajlar
- 6,839
- Reaction score
- 0
- Puanları
- 0
Olay gazetesi yazarı Adnan Baştopçu kalemini, yanıltıcı reklamları nedeniyle aldatıldığını sonradan fark ettiği Aydın Doğan'ın PO'suna öyle bir dokundurdu ki!
Bir ‘keriz’ hikayesi daha...
Keriz silkelemenin en temel hususlarından biri şu kanımca.
Silkelenecek kerizin, keriz olduğundan haberi olmaması lazım.
Dahası kendisini bir miktar uyanık sanması, silkeleyecek olanın menfaati icabı.
Buyurun rahatlıkla modern zaman dolandırıcılığı sayılabilecek şu hikayeye:
Arabama benzin aldım. Kredi kartı fişindeki yazı dikkatimi çekti.
‘28 Eylül’e kadar Axess üyesi POAŞ istasyonlarından farklı günlerde yapacağınız 100 TL ve üzeri dördüncü akaryakıt harcamanıza 40 TL chip para fırsatı sizi bekliyor’
Bu mesajdan aklımda kalan şu iki emir oldu.
1. Benzini mütemadiyen PO’dan al.
2. Mutlaka kredi kartını kullan.
Zaten tam seyahate gitmek üzereydim. Birkaç kez depoyu dolduracaktım. İstasyonun PO olmasına dikkat edersem, ohhh, gelsin 40 TL chip para!.. Bu ‘fırsat’a, Kasımpaşa’lı Ali Güneş’in Galatasaray maçında çizgi üzerindeki topa yaptığı ‘plonjon’ gibi atladığımı utanarak itiraf ediyorum.
İnanmazsınız, dağ başında kalmayı göze alarak pas geçtiğim istasyonlar oldu.
Sırf PO’dan benzin alabilmek için. PO’lara benzinimin son damlasını harcayarak ulaştığım anlar oldu. (Bir keresinde, sırf PO’dan benzin alabilmek için, başka bir istasyondan sadece 10 liralık benzin alıp yoluma devam ettim. 100 liranın üzerindeki alışverişi PO’dan yapabilmek için...)
Ne yaparsınız, İstanbul’da çocuk okutuyoruz ve 40 TL chip para, kısa günün karından bile iyi para.
4 kere benzin aldım PO’lardan. Baktım chip para konusu sessiz, coşkusuz.
Bir kez daha aldım. Hasılı, PO’nun genel hasılatına 500 küsur liralık bir katkı yaptım.
Ve fakat Axess kartımda herhangi bir hareket hala yok.
Dolayısıyla, şimdi fark ettiğim şu iki acı gerçekle birlikte yaşıyorum.
1. Benim benzin aldığım PO’ların acaba kaçı Axess üyesiydi!
2. Metinde fırsat deniyor, vereceğiz demiyor ki. Fırsat bu adı üzerinde, ya tutulur, ya da kaçar!
Hasılıkelam beyler ve bayanlar!
Cebinizde cep telefonu ve kredi kartı varsa, her an her yerde düdüklenebilir, okuduğunuz metinleri tam idrak edememekten dolayı mağdur edilebilirsiniz!
Axess deyince aklıma eskiden olsa rahmetli Sakıp Sabancı gelirdi, şimdilerde nedense Güler Sabancı geliyor, PO deyince de Aydın Doğan.
Her iki şahsiyete de saygım sonsuz. Kendilerinden alışveriş yapan insanları ‘metin üzerindeki detaylar’ marifetiyle düdük... Pardon, dikkatli olmaya sevk ettikleri için sonsuz bir minnettarlık duygusu ile selamlıyorum. Müşterileri olan benim gibilerle bu tip ve tarz ilişkilere girdikleri için onları artık ‘akrabam’ sayıyorum!..
Cinayet ve haberciliği...
Münevver Karabulut cinayeti ‘memleket meselesi’ haline getirilmeseydi, belki de çözülmeyecekti. Ve fakat, memleket meselesi haline getirilmesi, benzer durumdaki mağduriyet sahibi insanların, aynı standardı kendileri için istemeleri sonucunu doğurdu.
Haklı olarak ‘Benim çocuğumun katilini de bulun’ diye feryat eden anne babalar çıktı ortaya.
Dolayısıyla her cinayette, ‘medya ısrarı marifetiyle unutulmama’ gibi bir standart nasıl yakalanacak?
Bir saptamam da, olayın bu kadar büyütülmesinden doğacak sakınca üzerine...
Bu cinayetin sonrasında gelişenler, benzer manyaklık eğiliminde olanlarda, ‘vay anasını be ne ses getirdi hareket, yapacaksan böylesini yapacaksın’ özentisi yaratmaz mı?
***
Cem Garipoğlu’nun teslim olduğu günlerde izinliydim. Gelişmeleri evde televizyondan izledim.
Eski bir haberci olarak söylüyorum, özellikle teslimin ertesi günü yapılan yayınlar fecaatti.
İncir çekirdeğini doldurma ihtimali olmayan bir yığın detay haberleştirilmiş, üstelik bu salakça detaylar ‘sadece bizde var’ havasıyla yayınlanıyordu.
Kimi de ne yapacağını şaşırmış gibiydi.
Münevver’in Bolu’daki mezarı başından canlı yayın ve/veya Cem’i cezaevine götüren aracın takip edilmesi vs...
Bunların habere ne eklediğini çok merak ettim doğrusu.
Bir ‘keriz’ hikayesi daha...
Keriz silkelemenin en temel hususlarından biri şu kanımca.
Silkelenecek kerizin, keriz olduğundan haberi olmaması lazım.
Dahası kendisini bir miktar uyanık sanması, silkeleyecek olanın menfaati icabı.
Buyurun rahatlıkla modern zaman dolandırıcılığı sayılabilecek şu hikayeye:
Arabama benzin aldım. Kredi kartı fişindeki yazı dikkatimi çekti.
‘28 Eylül’e kadar Axess üyesi POAŞ istasyonlarından farklı günlerde yapacağınız 100 TL ve üzeri dördüncü akaryakıt harcamanıza 40 TL chip para fırsatı sizi bekliyor’
Bu mesajdan aklımda kalan şu iki emir oldu.
1. Benzini mütemadiyen PO’dan al.
2. Mutlaka kredi kartını kullan.
Zaten tam seyahate gitmek üzereydim. Birkaç kez depoyu dolduracaktım. İstasyonun PO olmasına dikkat edersem, ohhh, gelsin 40 TL chip para!.. Bu ‘fırsat’a, Kasımpaşa’lı Ali Güneş’in Galatasaray maçında çizgi üzerindeki topa yaptığı ‘plonjon’ gibi atladığımı utanarak itiraf ediyorum.
İnanmazsınız, dağ başında kalmayı göze alarak pas geçtiğim istasyonlar oldu.
Sırf PO’dan benzin alabilmek için. PO’lara benzinimin son damlasını harcayarak ulaştığım anlar oldu. (Bir keresinde, sırf PO’dan benzin alabilmek için, başka bir istasyondan sadece 10 liralık benzin alıp yoluma devam ettim. 100 liranın üzerindeki alışverişi PO’dan yapabilmek için...)
Ne yaparsınız, İstanbul’da çocuk okutuyoruz ve 40 TL chip para, kısa günün karından bile iyi para.
4 kere benzin aldım PO’lardan. Baktım chip para konusu sessiz, coşkusuz.
Bir kez daha aldım. Hasılı, PO’nun genel hasılatına 500 küsur liralık bir katkı yaptım.
Ve fakat Axess kartımda herhangi bir hareket hala yok.
Dolayısıyla, şimdi fark ettiğim şu iki acı gerçekle birlikte yaşıyorum.
1. Benim benzin aldığım PO’ların acaba kaçı Axess üyesiydi!
2. Metinde fırsat deniyor, vereceğiz demiyor ki. Fırsat bu adı üzerinde, ya tutulur, ya da kaçar!
Hasılıkelam beyler ve bayanlar!
Cebinizde cep telefonu ve kredi kartı varsa, her an her yerde düdüklenebilir, okuduğunuz metinleri tam idrak edememekten dolayı mağdur edilebilirsiniz!
Axess deyince aklıma eskiden olsa rahmetli Sakıp Sabancı gelirdi, şimdilerde nedense Güler Sabancı geliyor, PO deyince de Aydın Doğan.
Her iki şahsiyete de saygım sonsuz. Kendilerinden alışveriş yapan insanları ‘metin üzerindeki detaylar’ marifetiyle düdük... Pardon, dikkatli olmaya sevk ettikleri için sonsuz bir minnettarlık duygusu ile selamlıyorum. Müşterileri olan benim gibilerle bu tip ve tarz ilişkilere girdikleri için onları artık ‘akrabam’ sayıyorum!..
Cinayet ve haberciliği...
Münevver Karabulut cinayeti ‘memleket meselesi’ haline getirilmeseydi, belki de çözülmeyecekti. Ve fakat, memleket meselesi haline getirilmesi, benzer durumdaki mağduriyet sahibi insanların, aynı standardı kendileri için istemeleri sonucunu doğurdu.
Haklı olarak ‘Benim çocuğumun katilini de bulun’ diye feryat eden anne babalar çıktı ortaya.
Dolayısıyla her cinayette, ‘medya ısrarı marifetiyle unutulmama’ gibi bir standart nasıl yakalanacak?
Bir saptamam da, olayın bu kadar büyütülmesinden doğacak sakınca üzerine...
Bu cinayetin sonrasında gelişenler, benzer manyaklık eğiliminde olanlarda, ‘vay anasını be ne ses getirdi hareket, yapacaksan böylesini yapacaksın’ özentisi yaratmaz mı?
***
Cem Garipoğlu’nun teslim olduğu günlerde izinliydim. Gelişmeleri evde televizyondan izledim.
Eski bir haberci olarak söylüyorum, özellikle teslimin ertesi günü yapılan yayınlar fecaatti.
İncir çekirdeğini doldurma ihtimali olmayan bir yığın detay haberleştirilmiş, üstelik bu salakça detaylar ‘sadece bizde var’ havasıyla yayınlanıyordu.
Kimi de ne yapacağını şaşırmış gibiydi.
Münevver’in Bolu’daki mezarı başından canlı yayın ve/veya Cem’i cezaevine götüren aracın takip edilmesi vs...
Bunların habere ne eklediğini çok merak ettim doğrusu.
Adnan Baştopçu
Kaynak
Kaynak