- Katılım
- 2 Nis 2007
- Mesajlar
- 28,387
- Reaction score
- 0
- Puanları
- 0
Donanma Cemiyeti
Sene 1909.Birinci Meşrutiyet'in üzerinden bir yıl ancak geçmiştir.Dünya devletleri olanca güçleriyle silahlanmaktadırlar.Bu arada batı komşumuz Yunanistan da bu yarışın içindedir.İşte bu sıralar kulaktan kulağa yayılan haber korkuyla karışık halkı oldukça heyecanlandırır.Heberde şöyle denilmektedir:''Çok zengin bir Yunanlı olan Georgios Averof'un külli bir miktar para yardımında bulunması ile Yunan hükümeti İtalya'dan çok güçlü, yepyeni bir kruvazör satın almıştır.10.160 tonluk olan bu kruvazör hem çok süratli hem de atış gücü çok yüksektir.Böyle bir kruvazör üç beş zırhlıya bedeldir.''
Evet, gerçekten de haber doğrudur.Yunanlı milyoner Georgios Averof'un yaptığı 280 bin sterlinlik yardımının üzerine Yunan hükümeti de 680 bin sterlin ilave edrek bu savaş gemisini satın almışlar ve kuvvet dengesini kendi lehlerine çevirmişlerdir.
Biz de böyle modern ve güçlü gemiler almalıydık.Ancak bu tip gemiler hem çok pahalı hem de etrafı denizlerle çevrili devletimizin kasasında bırakın böyle gemi satınalmayı, memur ve askerlerinin maaşını bile düzenli ödeyebilecek yeterli parası yoktur.
Millet içten içe kaynamaktadır. ''Bütçede para yoksa biz ne güne duruyoruz, biz veririz''demektedirler.Bu sesler giderek yükselir ve ardından aksiyona dönüşür.Ve 14 Temmuz 1909'da Yağcızade Şefik Bey isminde gayretli bir tüccarın öncülüğünde bir dernek kurularak ilk tohum atılır.Derneğin tam ve kanuni ismi, Donanma-i Osmani Muavenet-i Milliye Cemiyeti'dir.
Donanma Cemiyeti inanılmaz bir süratle gelişir ve memleketin dört bir yanında, hatta yurt dışında bile şubeleri açılır.Cemiyetin kurucusu ve başkanı Şefik Bey, Balkapan Hanı'nda yüzyılı aşkın mazisi olan ticarethanesinden elde ettiği servetin hepsini olduğu gibi cemiyete bağışlama cömertliği gösterir.Bu İstanbul efendisinin hertarafta makes bulan ihlaslı gayretlerini duyan Sultan Reşad, Donanma Cemiyeti'ni onun şahsında tebcil için huzuruna kabul eder ve bu yorulma bilmez, cömert adamın gayretlerine binaen pırlantalı murassa bir liyakat madalyasını göğsüne eliyle takar.
Ana sütü kadar helal bu kadirşinaslık karşısında Şefik Bey ancak bizim iklimlerimizde görülebilecek örnek bir davranışta bulunur.Padişah'ın elleriyle taktığı nişanın maddi kıymetini bedesten yetkililerinden öğrenerek bu pırlanta-altın madalyanın bedelini Donanma Cemiyeti'nin kasasına nakten öder ve daha sonra nişanı göğsüne takarak şöyle der;
''Bu nişanın ödenmez kıymeti manevi değerindedir.Onun mikyası yoktur.Fakat pırlanta ve altın olarak maddi değerini tesbit ettirmek mümkündür.Halkın hamiyet fedakarlığa dayalı bir hayır cemiyetine verilmiş bu nişanın göğüsler üzerinde vicdanı rahatsız etmeden yer bulabilmesi için maddi kıymetinin o cemiyetin veznesine yatırılması icab eder.''
Padişah Mehmed Reşad da devletin istikbali adına çok önem verdiği bu cemiyeti himayesine alır ve bir aylık tahsisatını bağışlar.Ardından devletin ve sarayın ileri gelen memurları da bir aylık maaşlarını cemiyete yardım olarak verirler.Donanma Cemiyeti bir de, ''Donanma İane Madalyası'' adı altında bir madalya ihdas ederek önemli miktarda para bağışında bulunanların yardımlarına şükran ifadesi olarak bu madalyadan hediye eder.
Donanma Cemiyeti ayrıca, yayınladığı bir mecmua ile de halkın cömertliğine müracaat ederek ''güçlü bir donanma'' sloganıyla herkesi yardıma çağırmaktadır:
''Muhteşem Osmanlı!Sen, o nihayetsiz sahillerinde Osmanlı zırhlısı bekleyerek senelerce elim, haysiyet kırıcı demler geçirdin.Artık o tahassürün çok sürmeyecek.Çünkü ilk hareket büyük bir himmet azmiyle başladı.Artık komşuları düşündürmeye başlayan ilk filo, sahillerimizde geziyor.Yarın büyük bir filo, gaspedilmek mutad olan Osmanlılık hakkını şanlı toplarıyla müdafaa edecektir.İşte ilk adım!Sen o hatveyi takib et..fütur etme, tereddüt etme; her zaman söylüyoruz, hakikat yaman, istikbal müthiştir.''
Ve o zamanın imkanlarıyla Donanma Cemiyeti adına kahvelerde, halkın toplu olarak bulunduğu kalabalık yerlerde, müsamerelerde, eğlence yerlerinde ve konferanslarda sürekli yardım toplanır.
Osmanlı insanı, her zaman yaptığı gibi yine can-ı gönülden yardıma koşmaktadır.Bu cömert insanlar kendi fakr-u zaruretlerine aldırmadan varını yoğunu ortaya dökmektedirler.İhtiyarlar kefen, genç kızlar çeyiz paralarına varıncaya kadar devletlerinin bekası için maddi kıymet ifade eden herşeylerini bağışlamaktadırlar.Bu konu ile alakalı o dönemin belgelerine bir göz attığımızda oldukça göz yaşartıcı tablolar karşımıza çıkmaktadır:
...Erbabı hamiyet tarafından cemiyete terk edilen 311 adet fes bedeli olup, Mercan'da ticaret hanında 9 numaralı odada oturan Artin Beremyan Efendi tarafından 739 kuruş,
... Erenköy de açılan İttihat bakkaliye mağazasında müzayede olunmuş bir kiyye şeker esmanı(bedeli) 1362 kuruş 10 para,
...Trablusgarb harb esiri olup, şehit olarak orada ölen Tarsuslu Mustafa oğlu Bayram'ın vasiyeti üzerine bütün serveti olan 213 kuruş 30 para,
...Anadolu Kavağı'nda ahali-i hamiyetmenden tarafından kahveci Tevfik Efendi'nin müzayede olunan çay esmanı 200 kuruş,
...Teke kazasında Salih oğlu Emrullah Ağa'nın kerimesi Zekiye Hanım'ın Çeyiz sandığı satışından elde edilip cemiyete teberru ettiği 192 kuruş 20 para,
...İnas (kız) mektebi öğrencilerinin bir sene içinde el ve göz nuru ile hazırladıkları işlemelerin müzayede ile satış bedeli yekunu 987 kuruş 10 para,
...Adapazarı'nda tertip edilen horoz dövüşlerinde birinci gelen resumat memuru Nureddin Efendi'nin Cemiyet namına müzayedeye çıkardığı çilli horozun satış bedeli olarak 116 kuruş 30 para,
...Selanik eski valisi Hüseyin Kadri Bey'in Neşrettiği iki kitabının satış hasılatı olarak 1143 kuruş,
...Kadıköy inas rüştiyesi ikinci sınıf talebeleri tarafından 5220 kuruş,
...İnebolu kayıkçı esnafının hergünkü hasılatlarının yüzde yirmisi olarak bir ay içinde toplanan toplanan 6009 kuruş 10 para,
Cemiyetin asıl gayesi, daha sonraları Balkan Savaşı sırasında başımıza büyük bir bela olacak olan Yunanlıların Averof zırhlısı ayarında bir dretnot satın almaktır.Fakat o sıralar aynı nitelikte bir gemi bulamayınca Almanya'dan 10.060 tonluk 1893 yapımı iki zırhlı satın alınır.
İkisine 1.070.000 altın ödenerek satın alınan bu gemilere büyük denizcilerimizin isimleri olan 'Barboros Hayreddin'' ile ''Turgut Reis''koyulur.
Gemiler, Marmara Denizi'nden Boğaz'a girdiğinde İstanbul halkı sokağa dökülür;Sarayburnu'ndan Üsküdar sırtlarına, Şemsi Paşa kıyılarına,
Boğaz'ın ağzına ve sahillere doluşan halk heyecanla gemileri bekleşir.Barboros ve Turgut Reis zırhlıları halkın sevinç gözyaşları içerisinde süzüle süzüle Dolmabahçe Sarayı'nın önüne demir atarlar.
Deniz gücünün ehemmiyetini anlayan millet, inanılmaz fedakarlıklarda bulunmaya fasılasız devam eder.Bunun neticesinde 1912 yılında donanmamıza:Yadigar-ı Millet, Muavenat-ı milliye, Numune-i Hamiyet ve Gayret-i vataniye adlarında dört yeni muhrip daha katılır.
Tarih bir ibretler manzumesidir.
Geçmiş, geleceğimize ışık tuttuğu ölçüde faydalıdır.
Bütün kalbimizle inanıyoruz ki, mazisiyle bütünleşmiş müstakbelin aydın nasiyeli düşünen kafaları dünya muvazenesinde söz sahibi olduğunda, içimizde silinmez izler bırakan bu acı hadiseleri unutmayıp hakkını almasını bilecektir.
İngiliz Parlementosu'nun duvarında bugün bile hala asılı duran 'İngiltere'nin dostu yoktur, çıkarı vardır' levhası milletin geleceğini elinde tutmaya kararlı düşünen kafalara çok şeyler fısıldamaktadır..
Destansı Hüzün,
İbrahim Refik