AKP'ye İkinci Dava Hazırlığı !!/YaLçınkaya Vazgeçmedi !

SickDreTh

Altın Üye
Altın Üye
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
12,449
Reaction score
0
Puanları
0
Konum
¤ۣۜ..¤ Mevzu Bahis Vatansa,Gerisi Teferruattır ¤ۣۜ

Ak Parti'ye ikinci dava hazırlığı
06 Ağustos 2008 Çarşamba 09:11
AK Parti davası sonuçlandı. Ama Başsavcı vazgeçmedi. Partiye ikinci bir dava hazırlığı iddası var. Bakın bu kez ne davası açılacak?
Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya Ak Parti'ye bir kez daha dava açmak için harekete geçiyor. Yalçınkaya, davanın gerekçeli kararın ardından partiye "hazine cezasından yoksunluk" cezanının verilmesine neden olanların partiden ihraç edilmesini isteyecek ya da yeniden kapatma davası açacak.

İLK SEÇENEK YENİ DAVA

Taraf Gazetesi'ne göre; Mahkemenin gerekçeli kararının yayımlanmasıyla hangi söz ve eylemlerin ceza nedeni olduğu belli olacak ve Yargıtay Başsavcısı, yeni kanıtlarla yeniden kapatma davası açabilecek.

İKİNCİ SEÇENEK İHRAÇ

Ancak, bunun dışında yargı çevrelerinde gerekçe sonrasıyla ilgili öne çıkan yeni iddia 'Başsavcılığın, kapatma davası için bilgi-belge biriktirmekle birlikte öncelikle, AKP'nin hazine yardımından yoksunluk cezası almasına neden olanların partiden ihracını isteyeceği' yönünde.

ERDOĞAN'A CEZA MÜMKÜN

Başsavcılığın, bu yola gitmesi ilginç bir tabloya neden olacak. Anayasa Mahkemesi'nin gerekçesinde AKP'ye yaptırım kararına neden olanlar arasında eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, bazı bakanlar ve milletvekillerinin yanı sıra Başbakan Erdoğan'ın da yer alması çok muhtemel. Bu durumda Başsavcı'nın 'partinin laikliğe aykırı faaliyetler nedeniyle ceza alınmasına neden oldukları için partiden ihraç edin' diyeceği kişiler arasında Başbakan Erdoğan da bulunacak.

YAPMAZSA NE OLUR?

Siyasi Partiler Yasası'nın 102. maddesine göre, Başsavcılığın ihraç istemi bir ay içinde yerine getirilmediğinde, Anayasa Mahkemesi'ne yeni dava açıp, partinin hazine yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasını isteyebilecek. İhraçlar olursa dava düşecek, ancak olmadığında mahkeme davayı karara bağlayacak

internethaber
 
AKP ergeç kapanacak . AdaLet yerini buLacak
 
... yancıkkaya sen fena kaşıyon seni halk kaşıyacak halk. aylardır ülkemi krize soktun. senide halkımız öyle bir krize sokucak ki bekle sen.
 
başsavcım dur hele bi bu adamlar bundan da yırtar kaldı ki boştan ceza verdirip neden adamlara prim yaptırasın bırak zaten nefesin enseelerinde biraz bekle
 
AKP kapatılsaydı ülkede önüne geçilemez kriz olcaktı
 
en azından sahipsiz olmadıgını anlayıp ayaklarını denk alırlar bu sefer..
 
lan yancıkkaya sen fena kaşıyon seni halk kaşıyacak halk. aylardır ülkemi krize soktun. senide halkımız öyle bir krize sokucak ki bekle sen.

arkadaşım sen galiba kendini dokunulmaz felan sanıyorsun
TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN başsavcısını hedef gösteriyorsun bilmiyorum farkettinmi?
 
İşçi Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek'in Anayasa Mahkemesi'nin "AKP davası" kararı ve "laiklik düşmanlarının yaşam biçimleri"ne ilişkin değerlendirmesini aşağıda sunuyoruz.

ANAYASA MAHKEMESİ KRİZİ ÇÖZMEDİ, ORTADA BIRAKTI
Anayasa Mahkemesi, Türkiye'nin önüne gelen hukuki sorunu çözmedi, ortada bıraktı.
Sinoplu Diyogenes gibi, elimde fener bir mahkeme kararı arıyorum! Bu karar, bir karar değil, bir kararsızlıktır.
Bu karar, bir çözüm değil, çözümsüzlüktür.
Bu karar, bir çare değil, çaresizliktir.

CUMHURİYET YIKICISINA
CUMHURİYET YÖNETİMİNİ VERMEK
Hale bakın siz:
AKP, laiklik karşıtı faaliyet odağı!
Ve o Cumhuriyet yıkıcısı AKP, Türkiye'yi yönetmeye devam edecek!
Çözüm mü bu?
Anayasa Mahkemesi'nin türban kararı, gerçekten karardı ve çözümdü!
Bu kez aynı Mahkeme, "Ben bu yükü kaldıramam" diyor.
Tarih, Anayasa Mahkemesi 30 Temmuz 2008 günü bir karar veremedi diye yazacaktır.

ÇÖZÜMÜ YARGITAY BAŞSAVCILIĞI GÖSTERDİ
Yine tarih yazacaktır: Türkiye'yi içine girdiği derin krizden kurtaracak hukuki çözümü Yargıtay Başsavcılığı gösterdi. Cumhuriyet'in yasallığı ile Cumhuriyet yıkıcılığının yasallığı cephe cepheye gelmişti.
Bu durumlarda devrim ile karşıdevrim arasında arabuluculuk yürümez. Yürümeyeceği görülecektir.
Bu sürecin kahramanları kurumlar düzeyinde Yargıtay Başsavcılığı ve İşçi Partisi'dir.

ABD-AB-AKP-YAŞ-TÜSİAD ORTALAMASI
Bu kararın etkenleri şöyle sıralanabilir:
-ABD ve AB bastırdı. Ergenekon soruşturması, ekonomik baskılar ve tehditler... Ve en sonunda Güngören'de patlatılan dinamitler, havaya uçuşan kollar bacaklar...
-Yüksek Askeri Şura toplantısına 24 saat kalmıştı, bu acele neydi?
-TÜSİAD, uzlaşın kucaklaşın çağrıları yaptı.
Anayasa Mahkemesi bütün bu etkenlerin ortalamasını aldı, hukuki değil, siyasi bir karar verdi.
ABD ve AB, bu kararla iftihar ediyor.
Tayyip ve Abdullah Gül feslerini havaya attı.
10 üye, "AKP'nin laiklik karşıtı odak haline geldiğini" söylemiş oldu. Türk Ordusu'ndan ve Cumhuriyet kuvvetlerinden gelecek hoşnutsuzluğu yatıştırmak için "ilgililere" bir araç sağlandı.
Avunmak çözüm değildir. Avutmak ise geçici bir çaredir.

TÜRKİYE 13 MART 2008'E DÖNDÜ
Türkiye 13 Mart 2008'e döndü.
Tek farkla; İşçi Partisi önderleri ile Atatürkçü komutan ve aydınlar hapiste!
Bu kriz, zaten yargının kılıcıyla çözülemezdi. Çözüm, önünde sonunda milletin omuzlarındaydı.
Kolaycılığa bel bağlamakla bir yere varılmaz.
Anlamayanlar, belki anlar.
Anayasa Mahkemesi, beni Atatürk Devrimi'nin ön cephesinde mücadeleye zorlamayın dedi, bu da anlaşıldı.
Yargıyı yormayalım!
Milletimizi, büyük zorlukları yenmeye hazır etmek zorundayız. Bu, bizim görevimiz, Öncü'nün görevi. Devrimci görev!

ATATÜRK GİBİ OLACAĞIZ
Her olumsuzluğun, olumlu bir yanı da vardır.
Milletin başına geçme görevi önümüzdedir.
AKP kapatılsa, önümüzde yine o görev vardı. Şimdi daha kesin olarak var!
AKP kapatılsa, Tayyip-Abdullah Gül ikilisi, krizin sorumluluğundan kaçmaya kalkışacaklardı. Şimdi kaçamazlar.
AKP ile halk karşı karşıyadır artık.
Biz ise halkın başında olacağız, Atatürk olacağız!
Atatürk için İstanbul'da bir çözüm kalmamıştı. Durum aynı durum!
Halka güveniyoruz, halkı örgütleyeceğiz.

LAİKLİK SALTANAT VE ŞATAFATA KARŞI OLMAKTIR
Aydınlık bu sayısında önümüzdeki dönemin en önemli propaganda temasını getiriyor.
Halk işçisinden sanayicisine kadar yoksullaşırken, AKP yönetimi saltanat ve şatafat peşindedir.
İşte AKP'yi o saltanat düşkünlüğü yıkıma götürüyor.
Laiklik ise saltanat ve şatafata karşı olmaktır.
AKP kapatma davası, aslında bir "yaşam biçimi" davasıdır.
Türkiye halkı nasl yaşayacak, soru budur.

TAYYİP-GÜLLER NASIL YAŞAMAK İSTİYORLAR
AKP yöneticileri de olayı aynen böyle anladılar.
Tayip Erdoğan ve AKP kurmayları, kapatma davasını, biz istediğimiz "yaşam biçimi"ni sürdürmek istiyoruz diye karşılamışlardı.
Tayip Erdoğan şöyle söylüyordu:
"Laiklik 'yaşam biçimi' olarak tanımlandığı zaman, otomatik olarak farklı yaşam biçimlerinden biri tercih edilmiş olacaktır. O zaman sorulması gereken soru 'hangi yaşam biçimi laik yaşam biçimidir?' sorusu olacaktır. İddianamede yer alan tanım 'bir uygar yaşam biçimi' vurgusunu yapmaktadır. O zaman hemen 'uygar olamayan yaşam biçimleri'ni 'laik yaşam biçimleri'nin karşısına koymamız gerekecektir. Uygar olmayan yaşam biçimleri konusunda ampirik araştırmalar karşımıza geniş bir yelpaze çıkartmaktadır. Laiklik bir yaşam biçimi değil, tersine farklı yaşam biçimlerini bir arada ve barış içinde yaşatan prensibin adıdır." (Vatan, 17 Haziran 2008)
Acaba öyle mi?
Mecburen laiklik dersine girmek zorundayız.
Laiklik, bir yaşam biçimidir. Başka da bir şey değildir ve olamaz.
Bütün dünyada böyledir, Türkiye'de de böyledir.

LAİKLİĞİN DAR VE GENİŞ TANIMLARI
Laikliğin dar ve geniş olmak üzere iki tanımı yapılmaktadır.
Birincisi, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Başka bir deyişle devlet işleri, din kurallarına göre yürütülmeyecektir.
İkinci tanım, din işleri ile devlet ve dünya işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Başka deyişle devlet ve dünya işleri, din esaslarına göre düzenlenemeyecektir; yürütülemeyecektir.

İKİ TANIMDA AYNI KAPIYA ÇIKAR
Laikliğin bu iki tanımı, aslında aynı kapıya çıkar. İkinci geniş tanım, aslında birinci tanımın açılması ve berraklaştırılmasıdır.
AKP'nin Anayasa Mahkemesi'ne "cevabını" yazan kurmayları da kabul etmişlerdir ki, devlet işleri din hükümlerine dayanarak düzenlenemeyecek ve yürütülemeyecektir. Kısacası din, siyasete karışamayacaktır.
Bunun anlamı nedir ?
Devletin üç işlevi, üç faaliyeti vardır;
-Kanun koymak:Yasama
-Kanunları uygulamak: Yürütme
-Bireyler, kurumlar ve devlet ile özel ve tüzel kişiler arasındaki anlaşmazlıkları kanunlara göre çözmek, kanunlara aykırı eylemlerde bulunanları devlet yaptırımıyla cezalandırmak: Yargı.
Sonuç olarak Laiklik, devletin bu üç faaliyetinin, yani kanun koyma, kanunları uygulama ve anlaşmazlıkları devlet yargısıyla çözme faaliyetinin din kurallarına göre değil, çağdaş toplumun gereklerine göre yürütülmesidir.

DEVLET TOPLUM YAŞAMINI DÜZENLER
Peki kanunlar neyi düzenlemektedir ?
-Devlet ve toplum yaşamını düzenlemektedir.
Kanunlar kime uygulanmaktadır ?
-Topluma uygulanmaktadır; toplum yaşamına uygulanmaktadır.
Devlet yargısı hangi anlaşmazlıkları çözmektedir ?
-Toplum içindeki, toplum yaşamına ilişkin anlaşmazlıkları çözmektedir.
Demek ki devlet, toplumun yaşamını düzenliyor, toplum yaşamını biçimlendiriyor; toplum yaşamında belli hukuk kurallarının uygulanmasını sağlıyor ve yine toplum yaşamındaki anlaşmazlıkları çözüme bağlıyor.
Özetle devlet, toplum yaşamına belli bir biçim veriyor.

ŞERİAT DA TOPLUM YAŞAMINI DÜZENLER
İlk Çağ ve Orta Çağ'ın krallıkları, sultanlıkları da toplum yaşamına belli bir düzen vermiyorlar mıydı ?
-Veriyorlardı.
O devletler de ticareti, mülkiyeti, ekonomiyi, evlenmeyi, aile ilişkilerini, mirası, vergiyi, devlet ile kulları arasındaki ilişkileri; özetle devlet ve toplum hayatını düzenliyor ve uyguluyorlardı.
Devlet kurulduğundan beri toplum yaşamına biçim vermek içindir.
Muazzez İlmiye Çığ'ın kitaplarına yazdığı Sümer Kanunları, Hamurabi Kanunları, Atina site devletinin düzenlemeleri, Roma Hukuku, Çin imparatorluğunun ve Hun Kağanı Maotun'un (Mete) yasaları, Hazreti Muhammed'in kurduğu devletin şeriat hükümleri, Cengiz Yasaları, İngiliz Kralının Manga Carta'sı, Fatih'in Kanunları ve ismini yasa koyuculuktan alan Kanuni Sultan Süleyman'ın Kanunnameleri, hepsi ama hepsi toplum yaşamına biçim veriyorlardı.

BİÇİMLENDİRİLMEYEN BİR TOPLUM YAŞAMI NEREDE VAR?
Her toplumsal-ekonomi sisteminin bir yaşam biçimi vardır ve o yaşam biçimi çağına göre devlet tarafından düzene sokulur. Devlet de bunun için vardır. Devlet öncesi tanımlarda yaşama biçim veren hukuk değil, fakat kabilelerin töreleridir, gelenekleridir vb. Yani devlet öncesi toplumların yaşamının da bir biçimi vardır.
Biçimsiz yaşam, bir tek Tayip Erdoğan'ların bilgiye dayanmayan laflarında bir faraziye olarak bulunmaktadır.
AKP'nin bilgisiz kurmaylarının Anayasa Mahkemesi'ne yazdıkları savunmada dedikleri gibi "efendim toplum istediği biçimde yaşayacaktır" iddiası, kuyruklu bir yalandır !
Devlet varsa, hukuk olacaktır ve hukuk da toplum yaşamını düzenleyecektir. İnsanlar bireyler halinde yaşadığına, birlikte üretim yaptığına, alışveriş yaptığına, evlendiğine, toplum hayatında bin bir çeşit ilişkilere girdiğine göre, her bireye göre bir özgürlük, toplum içinde çeşitli grupların yaşam biçimlerini kendilerinin düzenlemesi vb. bunlar safsatadır.
Bireyin özgürlük alanı, toplumun yaşam biçimi çerçevesi içindeki özgürlüktür.

"TOPLUM İSTERSE ŞERİATI YAŞAR" DİYENLER HALKI ALDATIYOR
Hazreti Muhammet de büyük bir devrimci, bir devlet kurucusu ve yöneticisi olarak toplumun yaşamına biçim veren şeriat hükümleri getirdi; ticaret hukuku, aile hukuku, miras hukuku, borçlar hukuku vb. kuralları koydu ve uyguladı. O zaman mesele nereden çıkmaktadır?
Önce şu gerçeği bütün açıklığı ve kesinliğiyle saptayalım:
Mesele, toplum yaşamını Orta Çağ'ın Şeriat hükümlerine göre mi düzenleyeceğiz, yoksa çağdaş hukuka göre mi meselesi değildir.
AKP'de, Yahudi, Hristiyan veya İslam şeriatçılığı adına ortaya çıkanlar da Şeriatı uygulayamazlar; Şeriat kurallarına göre yaşayamazlar. Bunu onlarda bilmektedirler. Bu akımların kardinalleri, psikoposları, hahamları, papazları, şeyhleri, halklara yalan söylemekte, toplumu kandırmaktadırlar.
Bunu anlamak kolaydır. Açalım, kutsal kitapların toplum yaşamını düzenleyen Şeriat hükümlerine bakalım, hangisini uygulayabilecekler? Bu hükümlerle ilk düzenleme dönemlerinde yeni bir toplum kurulmuştur. O şeriatla, 7-8. yüzyıllarda mülkiyet sistemi güvence altına alınmış, ticaret hayatına güvence getirilmiş, toplum hayatı biçimlendirilmiştir. HZ. Muhammet'in getirdiği devlet düzeni ve hukukla büyük üretim patlaması sağlanmış, büyük uygarlıklar kurulmuştur. Ama bütün bu düzenlemeler, o çağın toplumsal yaşamına, ekonomik hayatına, üretim güçlerine ve ilişkilerine göredir.

LAİKLİK HEM GEREKLİ HEM ZORUNLU
İşte laiklik burada gerekli ve zorunlu oluyor.
Yalnız gerekli değil aynı zamanda zorunlu! Yani kaçınılmaz!
Zorunlu çünkü AKP de olsa, şeriatçının en inatçısı da olsa, iktidara gelenler, toplum yaşamını Şeriat hükümlerine göre düzenleyemeyeceklerdir. Bu deveyle ticaret yapacağız gibi bir iddiadır, artık mümkün değildir.
Bakınız Tayyip Erdoğan "Deveden inenler, bir daha binemezler" demiyor; "Trenden inenler, bir daha binemezler" diyor. Öyleyse toplumun yaşamı, devenin yün çıkrığının, dokuma tezgâhının, su değirmeninin ve sabanın bulunduğu çağa göre değil, elektrik motorunun, nükleer enerjinin, nano teknolojinin, sigortanın, poliçenin, bononun, çekin, kredi kartının, bankanın vb. çağına göre düzenlenecektir. Bugün, bir başka "yaşam biçimi" geçerlidir.

YAŞAM HER ZAMAN DÜNYEVİDİR
Yaşam, dün olduğu gibi bugün de dünyevi kaygılarla, hâkim sınıfların dünyevi ihtiyaçlarına göre, bugünün dünyasındaki ilişkiler temelinde biçimlenmiştir. Yenilikler de yaşanan sürecin gerçeklikleri ve ihtiyaçları zemininde olacaktır. Şeriat da dünyevi idi; dünyayı düzene sokmak içindi. Tanrı iradesiyle güvence altına alınması, bu gerçeği değiştirmez.
Öyleyse bu Tayip Erdoğan'ların, Abdullah Gül'lerin veya açıkça "şeriatçıyım" diyenlerin dertleri nedir, bunlar ne yapıyorlar, bu milletten istedikleri nedir? Niçin iki-üç yüzyıldır böyle ortalığı karıştırmaktadırlar?
Bunlar şeriat düzeni falan kuramazlar, o çağlar arkada kaldı.
Bunlar, bu milletin alın teriyle ürettiklerine el koymak, hortumlamak, Yirmi yaşındaki haramzadelerine gemiler alıp saltanat sürmek, bu ülkeyi ABD ve AB ile birlikte parçalamak, Türk ordusunun direncini kırıp ABD Ordusunun silah gücüyle bu toplumu kendi saltanatlarına "ram etmek", insanlarımızı sadaka dilenen zavallılara dönüştürmek için, bu kavgayı yürütüyorlar.
Dincilik, işte emperyalizm ile birlikte bu milleti kendi kulları haline getirmek için kullandıkları bir sömürü aracıdır onlar için. Türban dedikleri ise, haçlı irticanın siyasal köleleştirme, cariyeleştirme aracıdır.

GÖZÜ DOYMAZ ÇIKARCILAR VE GÖRGÜSÜZ SALTANAT DÜŞKÜNLERİ
Bu büyük mücadele iki "yaşam biçimi" arasındadır.
Bu mücadele bütünüyle dünyevidir.
AKP yönetimi, bakın hepsi şatafat peşinde, çıkar peşinde. Bugünkü iktidar sahipleri Türkiye'nin en çıkarcı, en menfaat düşkünü, en gözü doymaz kesimleridir. Onların kitabında Hz. Muhammed'in sofradan yarı aç kalkan kıt kanaat yaşamı yok; herkesin sofrasına el uzatıp çocuklarının altına gemicikler çekme vicdansızlığı ve utanmazlığı var. Onların yaşamında Mevlana Celalettini Rûmî'nin "Alemin bal ve şerbetinden bana ne, işte önümde benim ayran tasım..." yok! Onların işi milletin önünden aldıkları ayranı tekrar millete yüksek faizle borç verip, bu millet aç yatarken, şerbeti bal küplerine doldurmak var. Onların hayatında Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli gibi toplumla birlikte ekin ekmek, orak biçmek yok, çamaşır savtına emeğiyle katılmak yok! Ekin eken, iş işleyenlerin yarattıkları zenginlikleri çeşitli mekanizmalarla iç atmak, talan etmek var!
Rahmi Koç, daha 2001 yılında Tayyip Erdoğan'ın servetinin 1.5 milyar dolar olduğunu açıklamıştı. Bugün kim bilir ne kadar? Milyarlarca dolar serveti, alın teriyle, namuslu ticaretle, dürüst işadamlığıyla kazanırım diyen beri gelsin!

LAİKLİK DÜŞMANLIĞI HARAM YİYİCİLİKTİR
Yaşam biçimlerine bakın şu laiklik düşmanlarının!
Görgüsüzlük, gözü doymazlık, kendi milletine karşı emperyalistlerle işbirliğinin her çeşidi var bunlarda.
O kadar ki, artık milletin olan saraylardaki eşyaları bile kendi görgüsüz yaşamının süsü haline getirme ihtirasını, o gözü doymaz şatafat düşkünlüğünü millet ilk kez bunlarda gördü.
Osmanlılar sultandı ve onların şeriatları vardı. Sultan olmadan saltanat sürmeye kalkışanların Şeriatı işte böyle uygulanıyor.
Şu laiklik düşmanlarının yaşam biçimindeki manzaralara bakın siz! Onlardaki bencilliğe!
Onların doymayan gözlerine!
Parmaklarındaki pırıldayan pırlantalara!
Ve o pırlantaları bir an için zihinlerinizde Hz. Muhammed'in, Hz. Fatma'nın parmaklarına takın, yaşadıkları yaşam ile Müslümanlığın ilk önderleri arasındaki uçurumu canlandırın!
Laiklik, Laikos sözcüğünden geliyor, "halka ait" demek, sade
Türkçede "halkın" anlamına gelir.
Laiklik halkındır!
Laiklik, saltanata karşı mücadelede halkın hâkimiyeti davası için ayağa kalkanların bayrağı idi.
Saltanat sahipleri, "Bu tac ve tahtı bana Allah verdi" diyorlardı, kendi çıkarları için Allah'ın adını kullanıyorlardı.
Laiklik mücadelesi, bugün de aynı dünyevi zemindedir.
Laiklik, yine saltanat düşkünlerine karşı mücadelenin bayrağıdır. Laiklik düşmanlığı, bugün saltanat düşkünlerinin ABD ve AB emperyalistleriyle çıkar birliği içindeki haram yiyicilerin meslek ve meşrebidir.
 
... yancıkkaya sen fena kaşıyon seni halk kaşıyacak halk. aylardır ülkemi krize soktun. senide halkımız öyle bir krize sokucak ki bekle sen.

Sözlerine Dikkat Et, 2. Sefferin Olmaz, Herkes Kendince Görevini Yapıyor, Sen Beğenmeyebilirsin, İstediğin Eleştiriyide Yapabilirsin, Fakat Hakaret Etmeden, Tekrarı Olduğunda Ceza Alacaksın Haberin Olsun...
 
Akp nin kapatılmasına destek veren kesim sunu dusunmüyo Kriz de ne oLunucağını .. Kriz Zengini yüLceLten Fakiri çökerten sey ... Hanqiniz bunu düsünüyoR .. hepinizi bir düsünce almıs gidiyo.. bu üLkede söz konusu hükümet mi olmalı yoqSa miLLet mi .. ßiZ ßu yüZden kayßediyoRuz Zaten .
 
Yalçınkaya Türkiye nin başsavcısıdır.Onu oraya atamışlar , şunu bilmelidir ki türk halkıda onu Türkiye'nin BAŞBELASI makamına atamıştır.Yalçınkaya'dan Türkiye'yi krize sokacak yeni davalar bekliyoruz bizi mahçup etme . Yeni görevi hayırlı olsun.
 
Bu adam'ın harbi diyorum bi yerleri kaşınıyor!! bu ülke 1 ayda milyarlarca dolar kaybetti bu savcının neye hizmet ettiği belli değil. Türkiyede Kriz çıkması için ne kadar adi,şerefsiz varsa toplanmış darbe şakşakcılığı yapıyorlar.Dünyanın hiçbiryerinde böyle saçmalık olmadı ALLAH BELANIZI VERSİN ne diyim elimden başka birşey gelmiyor ama AHIRETTE ellerim yakanızda hesabını soracağım..
 
yok artık bu ütopya olur artık halk davanın laiklikle alakası olmadıgına kesin kanaat getirir amaç farklı ülke karıssın ekonomik kötü gidiş hızlansız
 
Bu adam'ın harbi diyorum bi yerleri kaşınıyor!! bu ülke 1 ayda milyarlarca dolar kaybetti bu savcının neye hizmet ettiği belli değil. Türkiyede Kriz çıkması için ne kadar adi,şerefsiz varsa toplanmış darbe şakşakcılığı yapıyorlar.Dünyanın hiçbiryerinde böyle saçmalık olmadı ALLAH BELANIZI VERSİN ne diyim elimden başka birşey gelmiyor ama AHIRETTE ellerim yakanızda hesabını soracağım..


ya dostum türkiyede kapatılma davası açılmasada kriz olucaktı ama kapatılma davası açıldıgından dolayı olan ekonomik krizi kapatmaya bagladılar. dünya genelinde hani şu dünyanın en iyi bankaları varyaa city grup falan onlar zarar açıklıyorlar bunlar sana bişey anlatıyormu bilmiyorum. KRİZ egerki avrupalı dewletler isterse kapatma davası açılmadan ortaya çıkar. borsandan paralar 1 günde çıksa krize girersin. dünyanın en çok para kazandıran borsasıdır nerdeyse verdigi parayla türk borsası.

bu savcının neye hizmet ettigi belli degil demissin iyi yada kötü onu zamanla görücez dostum, ama egerki bu ülkenin kötüye gitmesinde ak partinin de rolu varsa bende senin dediklerini savcıya senin için söylüyorum bilesin bilmem anlatabildimmi.

hayatın boyunca sadece düşün hangi avrupalı ülkee bizim millet olarak dewlet olarak ileriye gitmemizi isterlerkii ak partinin kapatılmasına bu kadar karşı çıktılar. onlar karı olmadıkları ülkelerin adlarını bile almazlar ama her ne hikmetse ak partiyle yattılar ak partiyle kalktılar...

bir gün öyle bir parti gelecekki avrupalı dewletlerin hiç biri istemicek o partiyi o zaman o partiyi canı gönülden desteklicem
 
Halkı nasıl kapatacaklar onu merak ediyorum
 
Başımıza daha neler gelecek bakalım...
 
arkadaşım sen galiba kendini dokunulmaz felan sanıyorsun
TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN başsavcısını hedef gösteriyorsun bilmiyorum farkettinmi?

hakaret etti die basarsınız kaLayı türkiye cumhuriyetinin ba$savcısı diyip yüceLttiğin adam sırf kendi yabtığı ........... doLayı ergenekondan tırstığı için kapatma davası açar sağa soLa buLa$ır sen açmısın tokmusun Hiç umrunda olmaz üLkeyi krize sokar miLLeti gerer sen haLa buna türkiye cumhuriyetinin başsavsısı die yüceLtme yabarsın ne demek dokunuLuzma mı sanıosun kardeşim haLkızzz biz haLKKK bizden üst bi merci yok o adam o davayı açarken benim üLkemi krize soktuğu zaman o noLuyo ozaman canımızı aLsaLar susucakmıyız Yok öyLeeee tamam saygı duyuLur ama bunLar artık saygı fLn boyutunu a$tıLar k.bakma yetti ama üLkeyi değiL kendi çıkarLarını dü$ündüğü apaçık ortada bnu görmemek için kör oLmak Lazım.. üLke için kimsenin bi$e yabtığı yoqq bırakın yaa..miLLet aç ya açç iş buLsun aş versin saçma sapan $eyLer pe$inde ko$acakLArına..Tc'nin ba$savcıyı diye yüceLtin böLe yüceLtin..şuratından şer damLıyo adamın şerr..!!!
söz konusu oLan miLLet oLmaLııı miLLet hükümet değiLLL


o türkiye cumhuriyetinin savcısı bende tc vatandaşı oLduğuma göre benim savcım benimm yoLdan çıktığı yerde beni miLLetmi dü$ünmeyib kendini dü$ündüğü yerde gözümü yumar agzımıda açarım kimse karı$amaz her fırsatta LaikLiq özgür dü$ünce ortamı var diye çığırıoLar buda bnm dü$üncem

sözüm mecListen dı$arı : it ürür kervan yürür .. bizim kervanımız yürüyo çoq şüqür...bo$ çabaLar bunnar.. :hhsigara

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili osman paksütün eşide ifade verdi hayroLa bi$emi oLmu$ acaba :D ( bu adamda kabatıLsın demi$ti karısından ders aLıyo heraLde:D
 
iyi de niye ceza aldığı ortadayken ve anayasa mahkemesi bu cezayı verebilmişken bir daha dava açmaktaki amaç nedir? bence türkiyenin ipini çekmektir.
 
Geri
Üst