AK Parti iktidarının ekonomi karnesi

AK Parti iktidarının ekonomi karnesi
AK Parti iktidarında yabancı sermaye ilgisi patlama yapmıştır: Yıllardır bir türlü gelmeyen yabancı sermaye nihayet gelmeye başlamış, yalnızca 2004 yılında gelen doğrudan yabancı sermaye, ondan önceki on yılda gelene bedel olmuştur.



2005'te yaklaşık 12, 2006'da 19 milyar dolar olarak gerçekleşen doğrudan yabancı sermaye girişlerinin 2007'de 30 milyar doları bulması beklenmektedir. İhracata dayalı büyümeye doğru: İhracat dolar bazında 36 milyar dolardan 90 milyar dolara, GSYH 150 milyar dolardan 400 milyar dolara yükseltilmiştir. Fiyat istikrarı yolunda büyük ve kalıcı adımlar atıldı: Türkiye'nin kaderi haline gelmiş kronik enflasyon sorunuyla başarıyla mücadele edildi, 35 yıl aradan sonra enflasyon ilk kez tek haneli rakamlara düşürüldü. Öte yandan bütün iyi gelişmelere rağmen hâlâ "yüksek faiz-düşük kur" olgusu vardır. Sıcak para çeşitli kanallardan istikrarsızlık unsuru olmaya devam etmektedir. Ulusal tasarrufların yetersizliği nedeniyle yatırım yapmak isteyen özel şirketlerin dış borcu hızla artıyor.



--------------------------------------------------------------------------------


Türkiye, 2001 yılında akla ziyan bir ekonomik kriz yaşadı. 1994'ten beri bu, üçüncü derin ekonomik kriz. Neredeyse 2,5 seneye bir büyük kriz düşmüş. Hangi ülke olsa bunun altında kalır. Güney Kore gibi rakiplerimiz söz konusu on yılda onlarca markayı dünya piyasalarıyla buluştururken, Türkiye bol bol ideoloji konuştu. Kendi halkına demokrasiyi çok gören kapalı toplumcu bir zümre, gölgeler adına darbeciliğe soyundu ve laiklik soslu bir iç sömürüye imza attı. 2002 yılından beri, ülke IMF'nin ve uluslararası camianın kucağında oksijen çadırından çıkmaya çalışıyor. Devlette örgütlenen vahşi kapitalizm sayesinde 50 milyar dolara varan bir para iç edildi. 2000 yılında beri Türkiye IMF'den 42 milyar dolar kaynak kullanmak zorunda kaldı. Bütün bu çökertme operasyonunun kahramanı bürokratik oligarşi ve siyaset çarşısının esnafı kenara çekilmiş, şimdi sureti haktan görünüp "ülkeyi sattılar" naraları atıyor. Evet halkımız çok ağır bir bedel ödedi, ödüyor da. Ancak bu fedakârlığın karşılığı olarak ekonomi artık oksijen odasından çıkarak atılım yapmanın bütün psikolojik ve maddi imkânlarına hazır hale geldi. İşte size "istikrarın nasıl sağlandığının" tablosu ve yeni hükümeti bekleyen sorunların bir analizi. AK Parti iktidarında;

Ekonomide alınan mesafe

Büyüme hamlesi gerçekleşti: Reel ekonomik büyüme hızı 1991-2001 dönemindeki yıllık ortalama büyüme hızı olan % 3,23'ü ikiye katlayarak, 2002-2006 arasında % 7-7,5 aralığına tırmandı.

Mali disiplin sağlandı: Aynı dönemde yakın tarihte örneği görülmeyen bir mali disiplin sağlanmış, bütçe harcamaları denetim altına alınmış, türlü savurganlıkların önüne geçilmiş, her yıl IMF ile imzalanmış anlaşmanın gereği olan % 6,5 faizdışı bütçe fazlası hedefi aşacak şekilde sağlanmıştır. Bütün bunların sonucunda bütçe açığının GSYH'ya oranı -2001 krizindeki % 17'lik rekor seviyesinden- hızla aşağı düşerek 2006'da neredeyse sıfırlandı.

Kamu borç yükü düştü: İstikrar, mali disiplin ve hızlı büyüme sayesinde iç ve dış borçların çevrilmesinde bir sıkıntı yaşanmamış, net kamu borç stokunun GSYH'ya oranı % 93'lerden % 45'lere düşürülmüştür, ki bu Maastricht Kriterleri'ni tutturan, AB üyesi ülkelerin pek çoğunun tutturduğundan daha iyi bir orandır.

Fiyat istikrarı yolunda büyük ve kalıcı adımlar atıldı: Türkiye'nin kaderi haline gelmiş kronik enflasyon sorunuyla başarıyla mücadele edilmiş, 35 yıl aradan sonra enflasyon ilk kez tek haneli rakamlara düşürüldü.

İşsizlik yavaş da olsa düşüyor: 2001 krizinin hemen ertesinde resmi rakamlara göre % 11-12'lere yükselmiş olan işsizlik zamanla yavaş da olsa azaltılmış, % 9,3 seviyesine kadar indirilmiştir. Borçlanma maliyeti azaldı: Nominal faizler % 70'lerden % 20'lere, reel faizler % 20'lerden % 10'lara düşürülmüştür.

İhracata dayalı büyümeye doğru: İhracat dolar bazında 36 milyar dolardan 90 milyar dolara, GSYH 150 milyar dolardan 400 milyar dolara yükseltilmiştir.

Özelleştirmede dev adımlar: Yıllardır sürüncemede bırakılmış bir sorun olan özelleştirme konusunda özellikle 2003 sonrasında iyi bir performans gösterilmiş, 2003-2006 arası dönemde elde edilen özelleştirme geliri, 1985-2002 döneminde elde edilen geliri ona katlamıştır.

Yabancı sermaye ilgisi patlama yapmıştır: Yıllardır bir türlü gelmeyen yabancı sermaye nihayet gelmeye başlamış, yalnızca 2004 yılında gelen doğrudan yabancı sermaye ondan önceki on yılda gelene bedel olmuştur. 2005'te yaklaşık 12, 2006'da 19 milyar dolar olarak gerçekleşen doğrudan yabancı sermaye girişlerinin 2007'de 30 milyar doları bulması beklenmektedir.

Hâlâ çözüm bekleyen sorunlar neler?

Ekonomi bir tercihler bilimidir. Zira kaynaklar kıt, yapmak istediklerimiz ise çoktur. 2001 yılında ekonominin içinde bulunduğu durum önümüze üç acil gündem maddesi koymuştu. Bunlar, kesintisiz ve sürdürülebilir, olabildiğince yüksek bir büyümenin sağlanması. Devleti saltığa çıkartan bütçe açığının bir an önce ortadan kaldırılması ve devletin işleyişini yeniden sağlamak. Bir de enflasyon belasını bir an önce yok etmek. Yukarıda açıkça gösterildi, bu hedeflerin üçüne de büyük oranda ulaşıldı. Ancak bunun zorunlu sonucu olarak aşağıdaki konular önümüzdeki yeni döneme kaldı.

Uygulanan programın istihdam yaratma kapasitesi sınırlıdır. Zira program reel ekonomiden ziyade, finans ve maliye odaklıdır.

Olumlu gelişmeler üretim, istihdam ve artan refah etkisi yoluyla tabana tam olarak yayılmamaktadır.

İç açıklar (bütçe açıkları) kapatılırken tedirgin edici boyutta bir dış açık (ticari ve cari açık) verilmektedir.

Üretimin ve ihracatta ithalat bağımlılığı azaltılamamaktadır.

Yedi kat düşürülerek tarihi başarıya imza atılan enflasyon artık % 8-10 aralığında direnmektedir.

Bütün iyi gelişmelere rağmen hâlâ "yüksek faiz-düşük kur" olgusu vardır.

Sıcak para çeşitli kanallardan istikrarsızlık unsuru olmaya devam etmektedir.

Ulusal tasarrufların yetersizliği nedeniyle yatırım yapmak isteyen özel şirketlerin dış borcu hızla artıyor.

Finansal sektör başta olmak üzere ekonomide artan yabancı etkisi toplum tarafından sorgulanır olmuştur.

Ekonomi dış âleme o kadar çok bağımlı hale gelmiştir ki, içeride ağzınızla kuş tutsanız, öngörüde bulunmak ve planlama mantığı geliştirmek oldukça zor ve karmaşık hale gelmiştir.

Tarım sektöründeki dönüşüm acıtmaktadır ve daha etkin bir mimarî gerektirmektedir.

KOBİ ve esnafın yeni düzene uyum sağlaması bir hayli zor olmakta, Anadolu sermayesi erozyona uğramaktadır.

Nasıl ki kriz sonrasının yukarıda bahsettiğimiz üç ertelenemez gündemi vardı. Şimdi de yine ertelenemez üç ayrı gündem var: Adalet sisteminin, daha genel manada bürokratik düzenin ve meslekî eğitimin reformudur. Adalet düzeni soğuk savaşa göre şekillendiğinden toplumu taşıyamıyor. Şimdi özgür bir toplum öncüllerine göre yeniden üretilmelidir. Adalet sistemi soğuk savaş, bölünme ve şeriat refleksleri gibi unsurlar üzerine kurulmuştur. Hedefi toplumun gücünü ve enerjisini açığa çıkartmak değil, tersine bloke etmektir. Seçilen kişilerin şamar oğlanına çevrilmesi bizde moda olmuştur. Oysa çöküntünün en büyük nedeni, insanı, kültürü ve kurumları ıskartaya çıkartan sistemin kendisidir. Adalet reformunu yapmadan ekonomiye ilave bir çivi bile çakma şansı kalmamıştır. Bir örnek vermek gerekirse, bilindiği üzere ekonomi aşırı merkeziyetçidir ve bu yapıdan hızla kurtarılmalıdır. Kalkınma ve demokrasi bilincini taşıma görevi halka devredilmelidir. İl Kalkınma ajansları bunun bir gereği olarak ihdas edilmişti; ancak gariptir ki "ülkenin bölünmez bütünlüğüne aykırı bulunarak" Danıştay tarafından uygulama durdurulmuştur. Türkiye'nin birçok sektörü artık dünyanın gerçeklerinin farkındadır; ancak adalet sistemi dünyadan en kopuk, en içe kapalı sınıftır. Adalet reformu, değişimin gereğini algılayamayan yargıçlara bırakılamayacak kadar stratejiktir.

Türkiye yeni bir çağa girmiş, AB üyelik müzakeresi başlamıştır. Ekonomisi ise çoktan dünyaya entegre olmuştur. Adalet sistemi de buna göre açık, demokratik ve katılımcı bir topluma, rekabetçi bir piyasa ekonomisine göre şekillendirilmelidir. Slogan ise şu olmalıdır: AB'de olan hiçbir şey bizim için lüks değildir ve bu standartlar sektirilemez. Rekabet ve kalite anlayışı kamu personeline taşınmalıdır: Bürokratlar devletin tepede yer aldığı hiyerarşik bir düzene göre yetişmişlerdir. Oysa bürokrasi, modern bir toplumda uzmanlaşmak ve delegasyon demektir. Delegasyonun ucu katılımcı demokrasilerde halka dayanır. Halkı veli nimeti ve saygı değer bir müşterisi konumunda görerek tam tatmin esasına göre konumlanmadığı sürece, halkı ezen bürokratik oligarşinden kurtulmak zordur. Seçilenlerin şamar oğlanına çevrildiği bir düzende, atananların adaletten ve denetimden yalıtılması ve performansının değerlendirilmemiş olması demokrasiye giden yolları daha baştan tıkamaktadır. İşsizlik yok, mesleksizlik ise had safhadadır: Türkiye'nin meslekî eğitimi "KIT ekonomisine" göre oluşturulmuştur. Yani mesleki eğitim piyasadan kopuk, kaynakların merkezden tahsis edildiği bir sisteme göre kurgulanmış olup, bu yüzden meslek liseleri ve hatta üniversite sanayiden kopuktur. Üniversite mezunlarının üçte birinin işsiz kalması, ekonominin insan istihdam edemeyişinden değildir. Bunu gazetelerdeki iş ilanlarından görmekteyiz. Ekonominin icap ettirdiği eleman açığı, mesleksizlik sorunu vardır. Piyasa ile uyumlu olmayı zihninde aşağılayan bir kültürden uzaklaşarak, piyasa adamı yetiştirmenin gereği kabul edilmelidir. Bu üç reforma ilave olarak, neticeleri orta vadede devşirilmek üzere ikinci en büyük hedef, dolu dizgin bizi kuşatan küresel rekabet içerisinde yerli şirketlerin başarılı bir şekilde dışa açılması ve küresel değer zincirinin içinde etkin bir şekilde konumlanmasıdır.

Tarım için dönüşüm şart

Tarımın büyük sorunlarının çözümü için taşlar yerinden oynamıştır. Sorun ciddi, derin ve kapsamlıdır. Tarımda feodal, pazardan tümüyle kopuk, verimsiz ve vergisiz bir yapı vardır. Girmek istediğimiz AB'de tarımın milli gelirdeki payı % 5, tarımsal nüfusun toplamdakine oranı % 2,5 kadardır. Bu kadar küçük bir kesimi desteklemek ve korumak suretiyle daha da zenginleştirmek mümkündür. Ancak istihdamın % 28'ini, nüfusun neredeyse % 35'ini, GSMH'nın ise % 12'sini oluşturan tarım kesiminin fakirleşmesi engellenemez. Tarımın sancılı da olsa değişimi durdurmak artık bir erdem değildir. Bunu engellemek için halkın destekler ve teşviklerle tarımda tutulmaya kalkışıldığı zaman o devlet çöker. Ancak tarım kesimi de kalkınmış olmaz. Bu dediklerimizin laboratuvar testi, bizzat Türkiye'nin yakın tarih tecrübesidir. Ancak burada anlatıldığı nedenlerden ötürü Türkiye'de tarım kesimini sadece sözde "piyasa uyumlu" desteklerle dönüştürmek imkânsızdır. Devlet yeni dönemde kaynakları da etkin kullanarak, çeşitli ziraat odalarında, devlet dairelerinde ve üniversitelerde tarladan ve çiftçiden kopuk olarak yaşayan binlerce ziraat uzmanını işin içine katmalı, performansa göre ödüllendirmelidir. Lider çiftçi modelini devlet ve özel sektör birlikte yürütmeli ve TİGEM arazileri etkin olarak bunun için kullanılmalıdır. Ancak CHP ve MHP'nin önerdiği gibi, devletin topraklarının sırf "işsiz ve fakirdir" diye köylüye dağıtılması yanlışına asla düşülmemesi gerekir. Zira amacımız tarımı köylülükten kurtarmaktır. Tarımda zaten bilinçsizlik, piyasadan kopukluk, kısaca etkin girişimcilik eksikliğinden şikâyet etmekteyiz. Sözleşmeli tarım ise üretici ve tarım kesimi arasında gerçekleşmeli, bunu temin etmek üzere devlet etkin teşvik mekanizmasını kullanmalıdır.

Üretimin ve ihracatın ithalat bağımlılığı

Bilhassa işlenmiş hammaddeler ve ara mallarında durum vahimdir. Hem yabancı sermayenin hem de yerli girişimcinin buralara odaklanması için ithal ikameci bir strateji ile bu sektörlerde katma değer ve rekabetçilik artırılmalıdır. Madem bundan böyle serbest kur esasına göre yola devam edilecek, hiç olmazsa bu kritik sektörlerde kurun neden olduğu erozyonun giderilmesi için alternatif nötralize edici araçların geliştirilmesi gerekmektedir. Son yıllarda tabir yerinde ise "köşeyi" dönenler yine finans kapitalle meşgul olanlardır. Finansa kapital kısırdır ve reel ekonominin emrine verilmezse çürütür. Yine istikrar programı sayesinde büyük sermaye durumunu toparlarken Anadolu'nun esnaf ve KOBİ dokusu dağılmaktadır. Bunun için her şeyden önce mekânsal olarak gelişigüzel bir araya gelmeyi ifade eden mevcut organize sanayi bölgelerinin (OSB)'lerin, yeniden yapılandırılması suretiyle etkin olarak kümelenmesinin temin edilmesi gerekir.

Hükümet 2006 yılında % 6,5 yerine, % 7,5 oranında bir faiz dışı fazla (FDF) verdiği halde "hükümetin harcamaları enflasyon mücadelesiyle uyumlu değildir" türü bir eleştiriye maruz kalmış, hatta "harcama üst limiti" gibi baskılara maruz kalmaktadır. Oysa enflasyon talep yönlü politikalarla düşürülebileceği kadar düşürülmüştür. Elbette talebi patlatan sıcak para ve kredi mekanizması gibi sun'î yöntemlere bilhassa dikkat etmek gereği açıktır. Ancak esas benimsenmesi gereken yaklaşım üretim ekonomisi, yani arz yönlü politika yaklaşımıdır. Talep üretimin ardından, tüketim ise artan gelirin ardından gelmelidir. Bunun için kısa vadeli tüketim finansmanının önüne geçerken, üretime yönelik finansman ve vergi politikalarının devreye girmesi gerekmektedir. Kalkınmanın temel kısıtı haline gelen tasarruf-yatırım açığının kapatılması gerekmektedir. Bunun için ulusal tasarrufların artması ve yabancı tasarrufları ikame etmesi şarttır. Tasarrufun kaynağı olarak şu aşamada kamu kesimi ve şirketler görülmelidir. Şirketlerin maliyetlerinin düşürülmesi ve verimlilik artışı yoluyla kârlılıklarının artırılması esastır. Artan kârların yeniden yatırıma dönüştürülmesi için en gerekli adım, makro ekonomik dengenin kurulmuş ve korunmuş olmasıdır.

YARIN: Partilerin seçim beyannamelerinde demokratikleşme

MARMARA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ


DOÇ. DR. İBRAHİM ÖZTÜRK
alıntıdır...
 

alpgg

New member
e bütün ülkeyi sattı bırakta gelsin o kadar para az bile geldi hatta :mad:
 

ekarna

New member
akp mi satmış memleketi
sen akp nin sattığı bi memleket göster bana bilip bilmeden konuşuyosunuz
bence sen ruhunu satmışsın yabancılara baksana nickine o bile türkçe değil daha ne olsun
 

unknown1

New member
hala akp yi savunn insanlara sesleniyorum ve söylüceklirm uçuk kaçık değil... Annemin arkadaşı özel tercümanlık yapıyor ve bu yıl yaptığı tercümeler arasında Ege Bölgesindeki 3 ilin metre kare ile ingilizlere ve yunanlara satılmasıyla ilgili.... ! Bazılarınız bu söyledikleremi einanmayacak ama umarım hepimiz gerçeği anlayacağız!
 
Bu ülkede herkes futboldan siyasetten we dinden anlar !!! Ama 3'ünde de durumumuz ortada... TR'nin durumunu değerlendiren we gidişin iyiye olduunu söyleyen we bu işin tahsilini yapmış o konu üzerinde uzmanlasmıs yüzlerce ekonomist,uluslararası şirket bilmiyor siz biliyorsunuz ekonomiyi bi tek we sadece sizin doğrularınız war pes doğrusu!!!
 

ephemerid

New member
Yiğidi nem Duvarı gam öldürürmüş :clap
Hangi konuya baksam, Akp Türkiye yi satıyor tarzında cümlelerle karşılaşıyorum... Başlarda bu tür cümleler çok dokunsada artık umursamıyorum... Çünkü saçmalık... Ordan burdan çıkma düşünce yapılarını kendilerininkiymiş gibi savunan ve yanlış olduğunu idrak edemeyen insanların sayısı hiçte az değil... Biri çıkıpta sağlam bir kaynaktan delil sunabilmiş değil...
Sizin gezegende delil var mı delil??? :victory
 

sedapinar

New member
Bilir misiniz bilmem de: ''Yabancılara Taşınmaz Mal Satışı”na ilişkin Kanunun 3 Temmuz 2003 tarihinde AKP iktidarı tarafından çıkarıldı.Ancak bu kanunun Anayasa Mahkemesince iptal edilmesine rağmen aynı iktidarca 5444 Sayılı yeni bir yasa çıkarılarak yürürlüğe konmuş ve bu şekilde Toprak satışına yeniden hız kazandırılmıştır.Yani yasanın mimarı ve mucidi Akp hükümeti.Daha ne delili gerekli anlamadım.
Tespit edilen resmi rakamlara göre, AKP iktidarı döneminde yabancılara yapılan Toprak satışı 178 MİLYON M² ye ulaşmıştır. Ayrıca gayri resmi satışlar, şirketlere Satışlar ve Türk vatandaşları üzerinde gözüken dolaylı satışlarla bu rakamlar da yer almamaktadır.

Gelişmiş ülkelerde yabancılara tarım arazisi satışı yapılmazken hatta bazı ülkelerde kendi vatandaşlarına dahi toprak satışı yokken, Milletlerarası Karşılıklılık ilkesine aykırı olarak aziz şehitlerimizin kanıyla sulanan Ülke toprakları, onların kemiklerini sızlatma pahasına peşkeş çekilmek suretiyle satılmaktadır.
Olay sadece Taşınmaz Mal Satışı olmayıp ülkemiz üzerinde uzun vadeli ve de Planlı bir şekilde stratejik önemi olan yerlerin Tarım Arazisi ve başka adlar altında yabancılara satılmasıdır.
Dünyada resmi olarak vatan toprağını mülkiyetinin devri ile satan iki ülke vardır.Biri Türkiye Diğeri Filistindir.
Ayrıca Başbakan '''Ben Ülkeyi Pazarlamakla Mükellefim" ve de Kemal unakıtan ''Babalar gibi satarım '' diyerek bu konuya sahip çıkarken sizler hala neyi savuyorsunuz neyin kanıtını istiyorsunuz doğrusu onu da anlayamadım.
Birkaç delil daha:
 

ephemerid

New member
Olay biraz çarpıtılıyor gibime geliyor...
1-) Yabancıların ülke genelinde edinebileceği arazi miktarı akparti döneminde artmamış aksine azaltılmıştır...
2-) Olayın özünü iyi kavramak gerekiyor... Yasaya göre Yabancılara gayrimenkul satışındaki ilk şart, o ülkeden de karşılığının olmasıdır. Yani, diğer ülke bizim vatandaşlarımıza toprak edinme hakkı veriyorsa, bizde onlara Türkiye den toprak edinme hakkı veriyoruz... Bize bu hakkı tanımayan ülkelere toprak satışı yapılmıyor zaten...
3-) Amaç Yabancı sermaye ye Türkiye kapılarını aralayabilmek... Zaten satılan toprak eğerki amacı dışında kullanılıyorsa bu durumda hukuki işlem başlatılıyor...
Son olarak bir alıntıyla devam edeyim...
""""Bu gün yabancıların sahip olduğu 181.540 Dönümlük taşınmazın 149.377 dönümü Suriye uyruklulara aittir. Dolayısıyla Suriye uyruklular dışında tüm yabancı ülke vatandaşlarının edindiği alan 32.163 dönümdür.
Bu arada bizim vatandaşlarımızın Suriye’deki gayrimenkulleri 1.024.261 Dönüm olup, 2.284.902 Dönüm de üzerinde hak iddia ettiğimiz arazi bulunmaktadır.""""


Yani yaptığınız tek şey olayları çarpıtarak halkın galeyana gelmesini sağlamak...
 

esfanu

New member
Başka bişey bilmezler, muhalefetten başka.
Bu akşam bir programda genç bir arkadaş CHP nin 6 okuna bir tane daha ekledi MUHALEFET okuymuş adı.Oldu yedi tane okları,sekizinciside BAYKAL doğal olarak,gelişme var,hayırlı olsun.
 

sedapinar

New member
Kime satıldığı değil önemli olan satılmış olması.Kaldıki toprak satımındas karşılıklılık ilkesi hiç bir zaman tam olarak uygulanmadı.Suriye'de bizim vatandaşlarımıza ait topraklar Suriye devleti tarafından satılmamıştır.Sadece arap kökenli Türk vatandaşlarının ordaki miras hakları yoluyla elde edilmiştir.Bunların çoğuda Suriye ile vatandaşlarımız arasında mahkemeli durumdadır.Bir başka örnek yahudilerin Türkiye'den toprak alımı ile ilgili.İsrail ile karşılıklılık anlaşmamız var.Yani bizde onlardan toprak alabiliyoruz.Ancak asıl saptırılan
İsrail’de toprak satısı devlet tarafından kısıtlanmıştır.toprakların yüzde 80.4’ü devlete, yüzde 13.1’I Yahudi Ulusal Fonu’na, geriye kalan yüzde 6.5’u ise İsrailli Yahudi ve Araplara ait. Yani yahudilerin İsrail'de toprak alım hakları yokken bir Türk nasıl gidip ordan toprak alabilir.

Yabancıların Türkiye’de sahip olduğu taşınmazların durumu ile ilgili Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, büyük bir tehlikeye dikkat çekti. Ve Türkiye tarihinde ilk kez bu konuda resmi bir rapıor yayınlandı.Raporun dikkat çeken noktaları şöyle;
GİDİŞAT ÇOK TEHLİKELİ

YABANCI uyruklu kişiler ile yabancı ülkelerde kurulan şirketlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde taşınmaz edinmelerini inceleyen Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, büyük bir tehlikeye bir kez daha dikkat çekti. DDK, şirket ve il bazında acilen sınırlama istedi.

YAĞMAYA SON VERİLMELİ

kesin ve güvenilir bilgilere ulaşılamadığını vurgulayan DDK uzmanları, satışın artış eğilimi gösterdiğin kaydederek şu öneriyi yaptı: Yabancıların taşınmaz edinimi işlemleri yakından izlenmeli ve buna göre politika belirlenmeli. Yabancılar dairesi daha hızlı ve etkin çalışsın.

Toprak satışlarıyla ilgili kesin bilgilere ulaşılamadığına yer verilen raporda “Yabancıların Türkiye’de edindikleri taşınmazlar, hızla artıyor” denildi

Raporun öneriler kısmında “Taşınmaz edinimi işlemleri yakından izlenmeli, Yabancı İşler Dairesi yeniden organize edilmeli” ifadeleri kullanıldı

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK), yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde taşınmaz edinmelerini inceledi.
Yabancıların Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde edindikleri taşınmazlara ilişkin genel durumun belirlenmesini kapsayan ve 31 Aralık 2004 tarihine kadar yapılan işlemlere dayandırılan rapora göre, 7 coğrafi bölgede de yabancı gerçek kişilere ait taşınmazlar var. Karadeniz Bölgesinde Gümüşhane ve Bayburt; Doğu Anadolu Bölgesinde
Ağrı, Bingöl, Bitlis, Erzincan, Erzurum, Hakkari, Muş, Van; Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ise Siirt dışındaki 70 ilde yabancılar taşınmaz edindi. Türkiye’de, miras yoluyla gerçekleşenler de dahil olmak üzere taşınmaz edinen yabancı gerçek kişilerin sayısı 51.012, bunlara ait taşınmaz sayısı 47.240, bu taşınmazların yüzölçümü 272.871.200 metrekare. Gerçek kişilerin 12.924’ü Türk asıllı Yunan uyruklu, 2469’u Suriye uyruklu, 35.619’u da diğer yabancı uyruklulardan oluşuyor.Taşınmazların sayı olarak 11.508’i Türk asıllı Yunan uyruklu, 4596’sı Suriye uyruklu, 31.136’sı ise diğer yabancılara ait. Taşınmazların yüzölçümü olarak 3.688.066 metrekaresi Türk asıllı Yunan uyruklulara, 241.467.705 metrekaresi Suriye uyruklulara, 27.715.420 metrekaresi ise diğer yabancılara ait bulunuyor. Taşınmazların nitelikleri açısından yüzölçümü büyüklüğüne göre sıralamasına bakıldığında, birinci sırayı 231.806.494 metrekare (yüzde 84.95) ile arazi, ikinci sırayı 31.808.269 metrekare (yüzde 11.66) ile bağ ve bahçe, üçüncü sırayı 5.055.918 metrekare (yüzde 1.85) ile arsa, dördüncü sırayı 3.972.203 metrekare (yüzde 1.46) ile konut, beşinci sırayı 175.637 metrekare (yüzde 0.06) ile işyeri ve altıncı sırayı 52.680 metrekare (yüzde 0.02) ile turistik tesis alıyor.

En gözde araziler Güneydoğu ve Akdeniz’de
Arazi niteliğindeki taşınmazların yüzde 1’i Türk asıllı Yunan uyruklu yabancılara, yüzde 93’ü Suriye uyruklulara, yüzde 6’sı diğer yabancılara ait. Arazi cinsinden yapılmış edinimlerin coğrafi bölgelere göre dağılımına bakıldığında; birinci sırayı yüzde 48.5 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi, ikinci sırayı yüzde 47.8 ile Akdeniz Bölgesi, üçüncü sırayı ise yüzde 1.48 ile Marmara Bölgesi alıyor. Yabancı gerçek kişilere ait toplam 13.833 konutun 2.410’u Türk asıllı Yunan uyruklulara, 402’si Suriye uyruklulara, 11.021’i diğer yabancılara ait bulunuyor. Yabancı gerçek kişilerin Türkiye’de sahip oldukları taşınmazların toplam yüzölçümü açısından yüzde 47’si Güneydoğu Anadolu Bölgesinde. İkinci sırayı Akdeniz Bölgesi alıyor, bunu Marmara, Ege, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri izliyor.


Araplar birinci Almanlar ikinci
Taşınmazların toplam yüzölçümü büyüklüğüne göre en büyük paya 241.467.705 metrekare alanla Suriye uyruklular sahip. Suriye uyrukluları 7.515.874 metrekare ile Almanya, 4.724.552 metrekare ile Lübnan, 4.279.531 metrekare ile Yunanistan, 3.664.104 metrekare ile İngiltere, 2.821.824 metrekare ile ABD, 2.761.663 metrekare ile Mısır, 841.262 metrekare ile Fransa, 788.103 metrekare ile Avusturya ve 681.420 metrekare ile Hollanda izliyor.

Hatay ve Kilis alarm veriyor

Yabancı gerçek kişilere ait taşınmazların dağılımında alan büyüklüğü açısından ilk sırayı, 117.205.283 metrekare (yüzde 43) ile Hatay alıyor. Hatay’ı 55.030.989 metrekare (yüzde 20.2) ile Kilis, 50.067.410 metrekare (yüzde 18.3) ile Mardin ve 23.050.427 metrekare (yüzde 8.4) ile Gaziantep, 5.473.282 metrekare (yüzde 2) ile İstanbul, 3.483.903 metrekare (yüzde 1.3) ile Muğla, 3.237.154 metrekare (yüzde 1.2) ile Adana, 2.652.082 metrekare (yüzde 1) ile Antalya, 2.325.332 metrekare (yüzde 0.9) ile İzmir ve 1.678.414 metrekare (yüzde 0.7) ile Bursa izliyor.

Daha çok arazi ve bahçe gitti
Rapora göre, Türkiye’de taşınmaz edinmiş olan yabancı uyruklular, Suriye uyruklular dışında 48.543 kişi, bu kişilere ait taşınmaz sayısı 42.644, bu taşınmazların yüzölçümü 31.403.495 metrekare. Taşınmazların nitelikleri açısından yüzölçümü büyüklüğüne göre sıralamasında birinci sırayı 17.521.977 metrekare ile (yüzde 55.80) ile arazi, ikinci sırayı 6.094.332 metrekare (yüzde 19.41) ile bağ ve bahçe, üçüncü sırayı 4.789.482 metrekare (yüzde 15.25) ile arsa, dördüncü sırayı 2.778.923 metrekare (yüzde 8.85) ile konut, beşinci sırayı 166.155 metrekare (yüzde 0.53) ile işyeri ve altıncı sırayı 52.626 metrekare (yüzde 0.17) ile turistik tesis alıyor. Yabancı gerçek kişilerin Türkiye’de sahip oldukları taşınmazların toplam yüzölçümü açısından en büyük paya yüzde 38.92 ile Akdeniz Bölgesi sahip.

İsrailliler 2003’te
atağa kalktı

Devlet Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan raporda, çeşitli ülke vatandaşlarına ait taşınmazları konusunda bilgilere de yer verildi. Buna göre, 31.12.2004 itibarıyla İsrail uyruklulara ait taşınmazların tamamı 10 ilde toplanıyor. Bu taşınmazların yüzölçümü 78.868 metrekare. Bunların yüzde 56.8’i (44.760 metrekare) İstanbul’da, yüzde 21.2’si (16.755 metrekare) İzmir’de, yüzde 19.1’i (15.062 metrekare) ise Antalya’da. İsrail uyrukluların, en fazla taşınmazı edindikleri yıllar 2003 (yüzde 39.1), 2000 (yüzde 25.1), 2004 (yüzde 21.8). İsrail uyruklulara ait taşınmazların yüzölçümü bakımından (tespit edilen rakamlar) yüzde 64.5’i (50.903 metrekare) arsa, yüzde 28.6’sı (22.564 metrekare) arazi türü taşınmazlar. Taşınmazların yüzde 61.8’i satın alma, yüzde 32.4’ü miras yoluyla edinildi.

Konutta Ege liste başı
Yabancıların mülkiyetinde bulunan konutlarda da ilk sırayı Ege Bölgesi alırken işyerleri ise Marmara Bölgesinde yoğunlaşıyor. Toplam 1.556 işyerinin 1.132’si (yüzde 72.8) bu bölgede. Marmara Bölgesini; yüzde 15.03 ile Ege, yüzde 14.31 ile Akdeniz, yüzde 1.19 ile Karadeniz, yüzde 0.52 ile İç Anadolu, yüzde 0.43 ile Güneydoğu Anadolu ve yüzde 0.18 ile Doğu Anadolu bölgeleri izliyor. Yabancı gerçek kişilere ait turistik tesis niteliği taşıyan 247 yabancı taşınmaz bulunuyor.

Tapu ve Kadastro yetersiz

Tapu ve Kadastro’nun satılan toprakların tespitini yapmakta yetersiz kaldığına dikkat çekilen raporda “AB üyesi ülkeler ile Türkiye arasındaki milli gelir farkının 5-6 kat düzeyinde olması, bu ülke uyrukluların, taşınmaz edinmelerini kolaylaştırıyor” ifadelerine yer verildi

Rapora göre, yabancılara ait taşınmazların nitelik ve niceliğinin belirlenmesi açısından, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce düzensiz biçimde tutulan istatistikler bir yana bırakılırsa, kesin ve güvenilir bilgilere ulaşılamıyor. Tapu kayıtları yurt genelinde ve tam sayım esasına göre yeniden taranıp, sağlıklı biçimde merkezi bir bilgi işlem ortamına aktarılmadıkça, bunu sağlamak olanaklı değil. Yabancıların Türkiye’de edindikleri taşınmazlara ilişkin istatistik bilgilerinin tutulmasına gereken özen gösterilmiyor.

Bilgi akışı yok
Merkezdeki kayıtların daha sağlıklı tutulması için, yabancıların taşınmaz edinimine ilişkin istemlerinin sonuçlandırılması sırasında her işlem için düzenlenecek bilgi formlarının Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne gönde-rilmesi gerekiyor. Genel Müdürlüğe, doğru ve düzenli bilgi akışı yok. Sağlıklı bir izleme ve değerlendirme yapılamıyor. Yabancıların Türkiye’de sahip oldukları taşınmazların ve sınırlı ayni hakların durumu tam olarak bilinemiyor. Yabancıların taşınmaz edinimi açısından yasal sınırlayıcı kuralları alt düzeyde tutan ülkeler, genellikle kişi başına milli gelirleri yüksek olan ve ekonomik kalkınmalarını büyük ölçüde tamamlamış ülkeler.

Stratejik alanlar
AB üyesi ülkeler ile Türkiye arasındaki milli gelir farkının 5-6 kat düzeyinde olması, bu ülke uyrukluların, Türkiye’de taşınmaz edinmelerini kolaylaştırıyor. Yabancıların Türkiye’de taşınmaz edindikleri il ve ilçelere genellikle; doğal, kültürel ve tarihsel özelliklere sahip, sosyo-ekonomik yönden veya turizm açısından gelişmiş yerler.
Raporda, inceleme sırasında; yabancılara günümüze kadar satılmış taşınmazların sağlıklı bir envanterinin olmadığı, yabancıların Türkiye’de taşınmaz edinimlerinde, yüzölçümü bakımından yasayla belirlenmiş olan üst sınırın kimi durumlarda aşıldığı, yasalara göre Türkiye’de sadece bina edinebilecek bazı ülke vatandaşlarının, bina dışında başka taşınmazlar da edindikleri, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bünyesindeki Yabancı İşler Dairesi Başkanlığının hizmetin etkili ve hızlı yürütümü bakımlarından yetersiz olduğunun tespit edildiği kanısına varıldığı dile getirildi.

Karşılıklılık ilkesi
Raporun sonuç bölümünde, yabancılara taşınmaz satışının tarihsel gelişimi ile konuya ilişkin yasal düzenlemeler ve Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin kararları irdelendi. 29.12.2005 günlü, 5444 sayılı Yasa ile yapılan düzlenmelere işaret edilen raporda, bu son düzenleme ile yabancı ticaret şirketleri açısından Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri arasında yer alan karşılıklılık ilkesi ve edinilecek miktar sınırlamasının ortadan kaldırıldığı kaydedildi.

2006’da da sürüyor
Raporda, son düzenlemede yabancı gerçek kişiler için öngörülen “illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere” sınırlamasının, il yüzölçümlerinin büyüklüğü dikkate alındığında, çok sayıda yabancının taşınmaz edinmesine olanak sağlayacağı, uygulamada bir sınırlama oluşturmayacağı ifade edildi. Rapora göre, yabancı uyruklu gerçek kişilerin Türkiye’de edindikleri taşınmazların sayı ve alan olarak artışı, 2005 ve 5444 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 2006 yıllarında devam etti.

Satış devam edecek
Tapu Yasası’nın 35. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptali üzerine yabancıların taşınmaz edinme işlemlerinin durdurulduğu 26.07.2005 - 20.01.2006 tarihleri arasındaki yaklaşık 6 aylık dönem çıkarıldığında, 01.01.2005’ten 31.05.2006 tarihine kadar olan 11 ayda; Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün 20.06.2006 günlü, 2185 sayılı Yazısına göre yabancı gerçek kişiler toplam 5.336.723 metrekare alanında değişik türde 9.806 taşınmaz edindi. Raporda, “Artış eğiliminin süreceğini gösteren bu veriler, izlenecek politikanın biçimlenmesinde de belirleyici olmalıdır” denildi.

İlçeler bile yağmalandı!

Hatay’ın Reyhanlı ve Mardin’in Nusaybin ilçesi de yabancıların talanından nasibini alan bölgeler oldu

Rapora göre, Türkiye’de yer alan tüm ilçeler (il merkezleri dahil) için taşınmazların toplam yüzölçümü büyüklükleri dikkate alınarak yapılan sıralamada; birinci sırayı 73.068.633 metrekare (yüzde 26.78) ile Reyhanlı alıyor. Hatay’da bulunan toplam 117.205.283 metrekarelik yabancı taşınmazının 73.068.633 metrekaresi (yüzde 62) Reyhanlı’da. Bu ilçeyi 52.944.595 metrekare (yüzde 19.4) ile Elbeyli, 40. 069. 172 metrekare (yüzde 14.7) ile de Nusaybin ilçeleri izliyor.

Sınırlamalar yetersiz kalıyor, önlem alınmalı

Raporda, şu önerilere yer verildi:

“Yabancı ülkelerde kendi yasalarına göre kurulan ticaret şirketlerinin Türkiye’de taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilmelerinin karşılıklılık koşuluna bağlanmalı.

Yabancı ülkelerde kendi yasalarına göre kurulan ticaret şirketlerinin edinebilecekleri taşınmaz yüzölçümü konusunda şirket ve il bazında sınırlamalar getirilmeli.

Yabancıların Türkiye’de taşınmaz edinebilecekleri alanların yüzölçümü açısından il ölçeği yanında ilçe ölçeğinde de sınırlamaya yer verilmeli.

Yabancıların taşınmaz edinimi işlemlerinin yakından izlenerek değerlendirilmesi ve buna göre politika belirlenmeli.

Türk vatandaşları veya Türk şirketlerinin yabancı ülkelerde mülk edinirken karşılaştıkları sorunlar kapsamlı biçimde araştırılmalı, o ülke vatandaşlarının Türkiye’de taşınmaz edinimi işlemlerinde bu durumun dikkate alınmalı.

Yabancıların Türkiye’deki taşınmazlarının sağlıklı bir envanteri çıkarılmalı, kayıtların sistemli ve düzenli biçimde tutulmalı, bu bilgilerin düzenli aralıklarla ilgili kuruluşlara raporlanmalı.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bünyesinde yabancılara ait taşınmazlara ilişkin istatistik bilgilerinin kaydedildiği Yabancı İşler Dairesi daha hızlı ve etkili çalışacak biçimde yeniden organize edilmeli.

Yabancılara yönelik taşınmaz mal satışının yoğunlaştığı tapu sicil müdürlüklerinin yerleşim, personel ve teknik açılardan eksiklikleri giderilmeli.”

Bunların hepsini bir yana koysak bile bir metrekare vatan toprağı dahi kutsaldır satılamaz.O topraklar bizlere şehitlerimizin emanetidir.O şehitler bunları yapanlara haklarını asla helal etmesinler.
 

Vtnsvr

New member
Orucu erikle aç, enflasyon eksiye düşsün...

DOMATES yüzde 50 zamlandı...

Kabak yüzde 25.

Patlıcan 20.

Salatalık 22.

Yumurta 9, ayçiçeği yağı 11.

Çocuk ceketi, yüzde 40, çocuk ayakkabısı yüzde 23 pahalandı.

Havuç yüzde 48.

Lahana yüzde 75.

*

Kaç çıktı eylül enflasyonu?

Yüzde 1.

*

Erik ucuzlamış çünkü.

*

Hamileler hariç, kimsenin bu mevsimde aklına bile gelmeyen eriği hesaplamış arkadaşlar... Tam da bu mevsimin sebzesi, pırasayı hesaplamamışlar...

Diyorlar ki, "Henüz tezgáha çıkmamış ürünleri hesaba katmıyoruz..."

E biz ne yedik dün akşam?

Helsinki pazarından mı aldık o pırasayı?

*

Palto, kaban, bot, çizme, kazak gibi, kışa hazırlık alışverişlerini enflasyon hesabına dahil etmemişler...

Şemsiyeyi dahil etmişler.

Niye?

Memlekete 2 senedir yağmur yağmadığı için, bi onun fiyatı aynı kaldı da, ondan!

*

Devletin verilerine göre...

Omleti, yumurta ve ayçiçeği yağı ile yaparsan, enflasyon yüzde 10...

Ama aynı omleti, motor yağı ve sakatatla yaparsan, enflasyon yüzde sıfır.

*

Tercih senin...

"Anormal insanlar gibi" domates, biber, havuçtan salata yap, ayağına çizme, üstüne ceket giy, enflasyon yüzde 30.

"Normal insanlar gibi" ruj ye, parfüm iç, bisiklete bornozla bin, hazır fiyatı makulken sezaryen yaptır, enflasyon yüzde 1.

Ve hatta...

"Daha da normal" davranıp, karnını yatak bazasıyla doyur, CD ye, deodorant iç, kamera al, durup dururken kontakt lens tak, enflasyon eksi.

*

Doğalgaz mesela...

Hiç artmamış fiyatı.

Nasıl alıyoruz doğalgazı?

Dolarla.

Dolar 1.7'den 1.2'ye düştüğünde, doğalgazın fiyatı aynı kalıyorsa, doğalgazın fiyatı aynı mı kalmıştır, yoksa yüzde 40 zamlanmış mıdır?

*

Neyse...

Demiş ki gazeteler:

"Eylül ayı enflasyonu, beklenenden fazla çıktı."

Haklılar...

Rahmi Koç'la senin maaşı topla, motor yağıyla domatesi topla, böl ikiye...

Milli gelir yukarı.

Enflasyon aşağı.

*

Çok bile yüzde 1.
 

memcos

New member
"Anormal insanlar gibi" domates, biber, havuçtan salata yap, ayağına çizme, üstüne ceket giy, enflasyon yüzde 30.

"Normal insanlar gibi" ruj ye, parfüm iç, bisiklete bornozla bin, hazır fiyatı makulken sezaryen yaptır, enflasyon yüzde 1
cok dogru bir tespit varmı daha otesi bu gercekten...

ak parti daha neyi satsın yaa neyi satacakta nalayacaksınız adam dereleri de satıcam babalar gibide satıcam sat sat bitmio demedi mi daha ne diyecekte anlıyacaksınız..
 

HTML

Üst