- Katılım
- 20 Ağu 2007
- Mesajlar
- 4,147
- Reaction score
- 0
- Puanları
- 0
1.Bermuda Şeytan Üçgeni
Bermuda şeytan üçgeni olarak bilinen yer, Batı Atlantik Okyanusu'nda, üçgen bir koordinat içinde kalan esrarengiz bir alan. Yaklaşık olarak 1,140,000 kilometrekare çapında. Bölge, Bermuda Adası ile Güney Florida arasında kalıyor. Bu bölgenin ilk raporları 15. yüzyıla ait.
En önemli rapor ise 1945'teki Flight 19 denilen hava filosunun tamamen ve iz bırakmadan kaybolması. Bundan sonra bölge dikkati çekmeye başlıyor. 1942'de Colombus, burada navigasyon cihazlarının iyi çalışmadığını, yanlış yönleri gösterdiğini söylüyordu.
Bu konu ilk defa Vincent H. Gaddis adlı bir araştırmacı tarafından 1964 yılında bilimkurgu dergisi Argosy'de duyuruldu. C. Berlitz ise 1974'te bu bilgiler üzerine yazdığı kitabı ile bestseller ünvanına ulaşmıştı.
Bu bölge üzerinde iz bırakmadan kaybolan araçların (deniz ve hava) adedi yaklaşık olarak 200. Henüz bir açıklama getirilmiş değil.Yani kaybolan uçakları bir kenara bırakın, buradaki gemileri bile sualtı araştırması ile bulmak mümkün olmamış.
Daha sonraları yayınlanan "The Bermuda Triangle Mystery Solved by Larry Kusche" adlı kitap da doğrusu hem ilgi görmedi hem de yazılan teoriye inanılmadı. Gelelim burası hakkındaki bazı teorilere:
USO veya UFO'lar tarafından insan ve araçlar kaçırıldılar.
Atlantis burada battı, bu sebeple halen bazı sualtı medeniyetleri var ve kaybolmalara sebep oluyorlar. Piri Reis Haritası'ndaki "The Island of Hispaniola" aslında Atlantis'tir diyorlar.
Burada başka zamanlara açılan bilmediğimiz bir kapı var, bazı kondisyonlarda açılıyor ve araçlar buradan değişik bir mekân ve zamana atlıyorlar.
Uçak Kaybolma Listesi
* Piper Aztec N1435P, December 21, 1979
* Beech 58 Baron N9027Q, February 11, 1980
* Piper Turbo Arrow N505HP, July 5, 1982
* Beech H35 Bonanza N5999, September 28, 1982
* Piper Navajo N777AA, October 20, 1982
* Beech Queen Air 65-B80, November 5, 1982
* Cessna T-210-J N2284R, October 4, 1983
* Cessna 340A N85JK, November 20, 1983
* Cessna 402B N44NC, March 31, 1984
* Cessna 337 N505CX, January 14, 1985
* Cessna 210k Centurion N9465M, May 8, 1985
* Piper Cherokee Lance N8341L, July 12, 1985
* Piper Navajo N3527E, March 26, 1986
* Twin Otter charter, August 3, 1986
* Cessna 402C N2652B, May 27, 1987
* Cessna 401 N7896F, June 7, 1987
* Cessna 152 N757EQ, December 21, 1987
* Beech Queen Air N884G, February 7, 1988
* Cessna 152 N4802B, January 24, 1990
* Piper Cherokee N7202F, June 5, 1990
* Piper Comanche N8938P, April 24, 1991
* Grumman Cougar N24WJ, October 31, 1991
* Cessna 152 N93261, September 30, 1993
* Piper Cherokee Six N69118, August 28, 1994
* Piper Aztec N6844Y, September 19, 1994
* Piper Cherokee II N5916V, December 25, 1994
* Aero Commander 500-B N50GV,May 2, 1996
* Piper Cherokee Archer N25626, August 19, 1998
* Aero Commander 500 N6138X, May 12, 1999
Gemi Kaybolma Listesi
* Distant Horizons
* Marine Sulphur Queen, A 504-foot T-2 Tanker
* Poet, A 520-foot cargo ship
* Silvia L. Ossa, A 590-foot ore carrier
* Samkey, A 416-foot Liberty Ship
* Witchcraft, December 22, 1967
* Polymer III, A 43-foot power yacht, 1980
* Kalia III, A 38-foot sailing yacht, 1980
* Saba Bank, A 54-foot yacht, 1974
* Drifters ve daha bir çoğu.
2. Çanakkale'de Kaybolan Alay
"Bölükler Anzak Koyu'na çikarken 1915'te Gelibolu'da yartlar korkunçtu: Dizanteri, erleri yere yikip, her tarafa cesetler yayildikça, kabus büyüyordu..."
10 Agustos 1915 Çanakkale... Günesin göz kamastiran parlakligi, toplarin bitmez, tükenmez gürlemelerine karisiyor... Gelibolu Savasi'nin son dönemi, Cehennemi Çanakkale'ye tasimis... Siperler firin gibi... Savas kokusu ile dolu sicak bir rüzgar, ovada eserken, ince bir koz tabakasini da havaya kaldiriyor.
Yiyeceklerin, siperlerin, ölü ve yaralilarin üzerine bulutlar halinde çöken iri yesil sinekler, dizanteriye yakalanan Ingiliz askerlerini büsbütün perisan ediyor... Ve Mehmet Akif'in dedigi gibi "O ne müthis tipidir ki; savrulur enkazi beser"
iNGiLiZ KOMUTAN YENiILECEKLERiNi ANLAYINCA
Ingiliz askeri tarihinin en büyük yenilgilerinden birine adim adim yaklasiyor. Ingiliz komutan Sir Ian Hamilton, korkunç bir yenilgiye ugrayacaklarini sezmis, savasi kazanmanin tek yolunu, taze kuvvetlerle birlikte yapilacak büyük bir saldirida görmüstü.
NORFOLK ALAYI GELiYOR
Kraliyet Norfolk Alayi, taze kuvvetlerin bir parçasi olarak 29 Temmuz 1915'te Ingiltere'de gemilere bindirildiler. Savas tecrübeleri yoktu. Ordu mensuplarinca tatil gecebi askerleri diye anilan savunma birliklerine bagliydilar. Norfolk alayi, savas hatti gerisinde iklime alismalari için bekletilmeden 10 Agustos günü Suvla Koyu'nda unutulmaz bir macera yasamak hayali yerine, cehennemi andiran kabusla kucaklastilar.
BASLARINA GELECEKTEN HABERSiZ
Sahile yakin bir yerdeki tuz gölü, kavurucu yaz günesinin etkisi ile kurumus ve günesin
parlakligini ve isisini ayna gibi Norfolk alayinin üzerine yansitiyordu. Kuzeydeki Kireçtepe, iki yaninda Kavaktepe ve Tekketepe, güneydeki Saribayir arasinda kalan Suvla düzlügü, dev bir arenayi andiriyordu. Ingiltere'nin Dereham Kasabasi'nda toplanan Norfolk alayi 4. ve 5. taburlari, anayurtlarindan uzak bu topraklarda, kendilerinden önce gelenlere mezar olan bölgede saskina döndüler. Savasta hersey olabilirdi ama, Norfolklular, savasin disinda baslarina gelecek olayi asla düsünemezlerdi...
iNGiLiZLERiN BOSUNA HÜCUMLARI
Sir Hamilton, Tekke ve Kavaktepeleri'ne bir gece karanliginda ani ve hizli bir saldiri yapmayi planlamisti. Bu is için 12 Agustos gecesi 54. tümen ilerlemeye basladi. Içlerinde Norfolk tugayi da bulunuyordu. Tepelerin yamacina kadar gemecekler ve safak sökerken saldirmak üzere hazirlanacaklardi. Fakat, gece yürüyüsünün yapilacagi bölgede, Küçük Anafarta Ovasi denilen yerde, Türk askerinin pusuya yattigi saniliyordu. Bu yüzden Bir Norfolk tümeni önden yolu açsin diye 12 Agustos ögleden sonrasi harekete geçti.
Bu öncü tümenin ilerleyisi tam bir bozgunla sonuçlanmisti. Gelibolu savasinda Ingilizler'in gösterdigi saskinlik ve beceriksizlik, topçu atisinin 45 dk. önce baslamasina neden oldu. Bosuna cephane harcayan Ingilizler, savas alaninida hiç incelememislerdi. Araziyi bilmiyorlardi. Hedeflerin yerini çalakalem belirlemislerdi. Gücünden habersiz olduklari Türk
birliklerini yarimadanin diger tarafinda çizilmisti.
4. Norfolk Taburu, geride olmak üzere 163. tümen, gün isiginda çiplak ovayi geçmeye çalismanin bariz bir hata oldugunu anladiginda, ancak 900 m ilerleyebilmisti. Türkler'in direnci, Ingilizler'in tahmin ettiginden çok daha büyüktü. Ingiliz tümenin büyük bir kismi yogun makineli tüfek atisi altinda kaldigi için oldugu yerde çakilmisti. Ancak sag tarafta yer alan 5. Norfolk taburu daha az bir mukavemetle karsilastigi için ilerlemeye devam etti...
BULUTUN iÇiNE DOGRU
Iste tam bu sirada 22 kisilik bir Yeni Zelanda sahra birliginin gözleri önünde Norfolk alayinin 4. taburuna bagli çok sayida asker, karsilarindaki tepeye yürümeye basladilar. Tepenin üzeri ekmek somunu biçimli beyaz bir bulutla kapliydi.
Ingiliz askerleri, yavas yavas tepeye yaklastilar ve bulutun içinde kayboldular. Son asker de bulutun içine girdikten sonra, bulut sanki kargosunu almis gibi yavasça havalandi ve rüzgarin aksi yönüne dogru hareket etti...
Dahasi gökyüzünde bu bulutun kopyasi olan 3-4 bulut da rüzgara ragmen yerlerini koruyorlar.Ve sanki diger buluta eskortluk ediyorlar...
KOMUTAN HAMILTON ANLATIYOR
Kumandan Hamilton, Ingiliz Savas Bakani Lord Kitchener'e gönderdigi telgrafta, olayi
söyle anlatiyordu:
"Savas sirasinda, 163. tümen her bakimdan üstün oldugu bir anda, çok garip bir sey meydana geldi... Türkler'in zayiflamakta olan kuvvetlerine karsi, Albay Sir H. Beauchamp, cesur ve kendinden emin bir subay olarak büyük bir gayretle, hizla ilerledi ve savasin en güzel kismi böyle basladi. Mücadele daha kizismis ve iyice kizismisti.
Bu askerlerin çogu yarali ve susuzluktan perisan bir haldeydiler. Bunlar, kampa ancak gece vakti geri dönebildiler. Fakat, Albay, 16 subayi ve 250 askeriyle önüne düsmani katmis, hizla ilerlemesine devam ediyordu...
Daha sonra bunlardan hiçbir haber alamadik.Ormanlik bölgeye hücum ettikten sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmadi. Içlerinden hiç biri geri dönmedi."
267 kisi, hiç bir iz birakmadan kaybolup gitmisti.
YENiLGi KAÇINILMAZ OLDU
O gün ögleden sonra baslayan ilerleyisin basarisizlikla sonuçlanmasi, Sir Ian Hamilton'in
savasi kendi lehine döndürme ümidini de yok etmisti. Böylece, 1915 yili sonunda Müttefik Kuvvetler, geri çekilerek, büyük bir yenilgiye ugradilar. Gelibolu savasi, sekiz buçuk ay sürdü.ve 46 bin askerin ölümüyle sonuçlandi. O zamanin savaslari için, korkunç bir rakamdi bu. 1916'da Ingiliz Hükümeti, savasin kaybedilme nedenlerini arastirmak üzere, resmi bir kurulu görevlendirdi.
GiZLENEN RAPOR
Gelibolu Kurulunun Son Raporu adi altinda bastan asagi sansür denetiminden geçmis bir rapor, önce 1917'de ve daha sonra da 1919'da yayinlandi. Raporun asli, 1965 yilina kadar ortaya çikarilmadi.
1918 sonunda, ingilizler, gelibolu'ya sanki galip gelmisçesine geri döndüler. Isgal Kuvvetleri'nin bir askeri savas alaninda gezinirken, Kraliyet Norfolk Alayi'na ait bir rozeti buldu. Çevrede yaptigi bir sorusturma sonunda, bir Türk çiftçisinin kendi arazisinde buldugu bir sürü cesedi, yakindaki bir dereye attigini ögrendi.
DOSYA KAPANMADI
8.5 ay süren Çanakkale Savasi Bogaz'in iki yani için de tam bir Cehennem olmustu. Savasin tarihi yazildi. Ölenlerin , yaralilarin, kayiplarin sayisi tespit edildi. Fakat bir tek sey, özellikle unutulmadi. Kaybolan Norfolk Alayi Askerleri... Ikinci dünya savasindan kalan Philedelphia Efsanesi gibi bu savastan da bu olay tüm gizemiyle kalmisti ortada. Bir çok kitapta bu olaya genis yer verilir hatta bazilari bunun Çanakkale Savasi'nin kendisinden de önemli oldugunu düsünüyor.
Philedelphia 2. deneyinde de Eldridge 'in ilk görüldügü limanin NORFOLK olmasi sanki
bu isimde bir sey var diye düsündürüyor.
Güncel bir konu Titanik... Herkes filmini konusuyor ama arkada inanilmaz bir tarihi gizem
var. Olaydan bir asir kadar önce bir yazar kitabinin içerigini bir transatlantigin üzerine kurmustu. Romaninda dev bir transatlantik Avrupa-Amerika seferine çikiyor ve bu ilk seferinde gemi evet bir buz dagina çarparak batiyor. Romandaki geminin adi TITANIA ve ölçüleri asagi yukari Titanik'le ayni.
3. Philedelphia Deneyi
1943 Haziran'i. Philedelphia Limani'nda siradan bir donanma destroyeri Eldridge'e hiç de öyle siradan olmayan kargolar yükleniyor. Tonlarca elektronik malzeme ve 75 KVA'lik iki devasa jeneratör, 4 manyetik kule ve sadece yapanlarin ne oldugunu bildigi bir sürü cihaz. USS Eldridge adeta yüzen bir trafo merkezi gibi bu yüklerle. Ve tabi baslarina gelecek
olaylardan habersiz mürettebat
.
Emir geliyor: Salteri açin. Kurulan düzenekler gemiyi yapay bir yildirim saganaginin içine aliyor. Dev kulelerden yayilan elektromanyetik alan gemiyi kusatiyor. Gemi yavas yavas yesil bir sisin altinda yitip gidiyor saskin bakislar arasinda. Ve çok kuvvetli mavu bir isik beliriyor geminin oldugu yerde.Yaratilacak elektromanyetik zirhla radar dalgalarina karsi
görünmez olmak isteyen ABD donanmasi için bu bekleneni asan bir durum. Düsman radarlari gemiyi göremez artik ama çiplak gözle de görünmüyor gemi. Koca gemi saydamlasiyor sanki.
Akim kesiliyor. Ve Eldridge görünmeye basliyor yeniden. Deneyi planlayanlarin bile kafasi karisiyor. Bu kadarini kimse beklemiyor. Hatta Gökkusagi Projesi olarak adlandirilan
projenin beyni Morris K. Jessup bile sasiyor bu ise. Sasmayan tek kisi ise deneyle ilgili en ince detaylara kadar her türlü bilgiyi Morris'e veren Carl Allen. Tam bir bilmece adam. Deney kadar esrarengiz bir adam.
Deneyden sonra gemide çok büyük bir degisiklik görünmüyor. Ama tayfalar için ayni seyi söylemek güç. Midesi bulananlar, basi dönenler, aklini kaçiranlar hiç de önemli degil digerlerinin yaninda. Bazi tayfalar yari görünmez, bazilari duvarlardan geçebiliyor, bazilari kendiliginden alev alip yaniyor ama en ilgici 5 tanesinin T1000 misali geminin metaliyle kaynasmis olmasi.
28 Ekim 1943'te final deneyi yapiliyor. Bu kez hayvanlar da kobay. (deneylerin vazgeçilmezleri). Akim veriliyor jeneratörlere. Jeneratörler yükselticilerle kat kat arttirilan enerjiyi kulelere gönderiyor. Kulelerse yekpare bir elektromanyetik alanla geminin kusatilmasini sagliyorlar. Gemi yine optik görünmez oluyor. Ve efsane basliyor; Eldridge Norfolk'ta, Eldridge Virginia Limaninda, ve Eldridge dünyanin bir çok limaninda görünüp kaybolan bir hayalet gemi.
Deney basladiktan 5 dk sonra Philedelphia Efsanesi'ni baslatan destroyer 630 mil uzaktaki Norfolk limanina ulasiyor. Olusturulan 10larca yildirimin gücüne esit enerji alani gemiye yeni bir boyutun kapisini açiyor ve gemi zamanda, mekanda seyahat etmeye basliyor. Karadelikler ve Karadelik Buharlasmalari gibi bilgiler bu denli birikmeseydi bu deney tümüyle muallakta kalirdi.
Ama Karadeliklerin, teorik fizikcilerle el ele verip gündeme getirdigi WORM HOLE (kurt deligi,solucan deligi,horn hole) zaman ve mekan yolculugunu rahatlikla açikliyor. Böylece deneyin olmazligi kalmiyor.Çok asiri elektromanyetik alanlar,tipki karadeliklerde asiri çekimin ve spinin (dönmenin) yarattigi etkiyi gösteriyorlar.
Zaman ve mekanda yolculuga izin veriyorlar. Zaten Karl Allien'e göre de olay bu kadar basitti:Çok asiri manyetik alan WORM HOLE yaratacak, oraya giren hersey de (enerji de dahil) tünelin içinden uzay-zamanin baska bir yerine gidecekti. Boyutlar arasi bir kapinin elektromanyetik sokla aralanmasiydi basitçe.
Bu konuda virgülleri koyan Stephen Hawking, Beyaz Saray'da Bill Clinton'a zamanda yolculugu ve zaman makinesini anlatarak son noktayi koydu. Bütün kitaplarini okuyanlar, zamanla Hawking'in görüslerinin nasil zamanda yolculuk lehine dönüstügünü görürler.
O da bu fenomenleri WORM HOLE lara bagliyor.
Isteyenler Hawking'in bu konusmasini ve diger inanilmaz öngörülerini
http://www.sun.com/newmedia/whitehouse/stephen_hawking.html adresinden Real Video olarak izleyebilir. Bence mutlaka ve defalarca izlenmeli. Insanin ufkunu açiyor demiycem, bir manyetik alanla boyutlar arasi kapi açip kurt deligine atiyor. (Message filmi de bugüne kadar WORM HOLE kavramini en iyi isleyen film)
Gökkusagi Projesine çok büyük fon ayiran Amerikan Donanmasi Ekim'deki firal deneyinden sonra durduruyor projeyi. Ben deneyle ilgili söylenen bir sözü aktarayim deneylerin durdurulma nedenini siz bulun. "Bütün bilim-kurgu yazarlari bir araya gelip hayal güçlerini sonuna kadar zorlasaydi,yine de deneye katilan insan ve hayvanlarin basina gelenleri tasavvur edemezlerdi."
Gelelim deneyin patronu Morris'e. Karl Allien'den bir yolunu bulup UFO motorlarinin ayrintili çizimlerini aldi. UFO'larin esrari adli kitabina bu çok detayli çizimleri koymaya kalkinca MIB tarafindan temizlendi. Kitap bu ayrintili UFO teknik resimlerinden arinmis olarak yayinlandi.
Bu deneyle ilgili çok iyi bir kitap mevcut. Kisaca bu kitaptan bahsetmek istiyorum.
Kitabin Adi: A'dan Z'ye Phi Deneyi
Yazar: Andrew Hochheimer & (Rick Andersen)
Sayfa: 290
Proje Adi:Rainbow Project
Yazar Charles Berlitz and William Moore'un Görünmezlik Projesi adli kitabini okuduktan sonra. Gökkusagi Projesini arastirmaya koyulmus. (Berlitz Bermuda Seytan Üçgeninin de
yazari) Ilk önce ise en yakin halk kütüphanesinden baslamis. Daha sonra konuyla ilgili buldugu tüm dokümanlari toplamaya baslamis. Ve sonunda adi geçenleri insanlari bulmaya, ilk elden deneyi ögrenmeye çalismis.
Göründügü kadariyla bu kitap Phi Deneyi ile ilgili yazilmis en iyi ve en yeni kitap.Daha
önce yayinlanmis her türlü makale, yazi, kitap incelenmis.Hatta yan konular da (ufolar, Seykan Üçgeni, Einstein'in Teorileri, Kuantum Konulari...) arastirilmis.
Rainbow Project: 2. Dünya savasinda Filedelfiya Limanindaki bir küçük destroyer düsman radarlarina görünmez kilinmak istendi. Hedef radarlara görümezlikti.Ama sonunda optik
görünmezlik gerçeklesti. Hatta fazlasi. Çok asiri bir manyetik alan yaratilarak gemi, radyo dalgalari veya isiga karsi geçirgen olacakti.
Bu sekilde gizlenecekti. Bir yaz günü gemi çok asiri enerji ile yüklenen bölgede gemi inenilmez biçimde mayboldu. Gemi için radyo dalgalarina karsi bir perde, kalkan isteniyordu. Gemi bir süre için fiziksel olarak kayboldu ve sonra geri döndü. Gemi isik duvarina ulasti, teleportasyon gerçeklesti. Eiinstein'in çekim ve elektrik için olusturdugu birlesik alanlar teorisinin avantajlari kullanilarak elektronik kamuflaj düsünülmüstü. Ayni teori Tesla tarafindan Iron Curtain yani demir perde teknolojisinde de esas alinmistir. Teori 1925-27 yillarinda Almanya'da Einstein tarafindan yayinlanmisti.
Arastirmanin hedefi güçlü elektromanyetik alanlar kullanarakgemiyi düsman radar ve torpidolarindan gizlemekti. Her nasilsa Eldridge boyutlar arasi bir kapi açti.
Benim fikrimce yillarca teorik fizik üzerine yazilmis dünyanin en ünlü bilim adamlarinin kitaplarini okudum. Hawking, Taylor, Thorn, Penrose, Einstein, Davies, Sagan, Feynman, Nambu, Weinberg vs... Hepsi de bu evrenin sirlarina ermek için kafa patlatmislar. Yukarida dedigim gibi son noktayi Bill Clinton'a zamanda yolculuk mümkündür diyerek Stephen Hawking koydu. Karadelikler, WORMHOLE'lar gerçek olduguna ve aman-mekan gezilerine olanak verdigine göre bu deney ister gerçek olsun ister masal hiç de önemli degil. Sizce haksiz miyim?
4.Roswell Olayı
Cenaze levazımatçısı Glenn Dennis'in istenen çocuk tabutlarını New Mexico Roswell Havaüssü'ne götürmesiyle en çok bilinen UFO hikâyesi de başlamış oldu. Burada gördüğü garip gemi enkazları hakkında konuşmamak üzere uyarılmasına rağmen üsde çalışan bir hemşire arkadaşından, doktorların ufak tefek, simsiyah ve çok kötü kokan bazı cesetlere otopsi yaptıkların öğrendi. Böylece Dennis, dünya çapında en ünlü uzaylılar efsanesinin baş tanığı oldu.
UFO inananlarının, 1947 yılında bir uzay gemisinin Roswell'e indiğinden, Ordu'nun cesetleri sakladığı ve Hükümet'in olayı örtbas ettiğinden hiç şüpheleri yok.
1997 yılının Temmuz Ayı'nda Hava Kuvvetleri'nin yaptığı detaylı bir araştırma, Roswell olayının ardındaki gerçekleri sergilemeyi amaçlıyordu. Rapora göre New Mexico Çölü'nde görünen garip cisimlerin hepsinin mantıklı bir açıklaması vardı. Bir uzman ekibin iki yıl süreyle Pentagon arşivlerini tarayarak hazırladıkları 231 sayfalık raporla Hava Kuvvetleri bu olaya son noktayı koyacağını zannediyordu. Ama yanıldılar; dünya dışı yaratıklara inananlar, raporda gösterilen delillere inanmadıkları gibi, Hava Kuvvetleri'nin esas şimdi tedirgin olup, gerçekleri saptırmaya çalıştığını iddia ettiler.
Zaten CNN'in yaptığı bir araştırmaya göre Amerikalıların %80'i Hükümet'in uzaylılarla ilgili bilgileri kamuoyundan sakladığına inanıyor. Bu güvensizliğin bir kısmı Hava Kuvvetleri'nin kendisinden kaynaklanıyor, çünkü 1947 yılında Roswell Üssü'nün basın sözcüsü, gerçek bir UFO enkazının bulunduğunu açıklamış ve haber kısa zamanda dünyaya yayılmıştı. Daha sonra Hava Kuvvetleri olayı yalanlamış ve bunun bir meteoroloji balonu olduğunu açıklamıştı, ancak pek kimseyi inandıramadı.
Yıllar geçtikçe ortaya daha başka görgü tanıkları da çıktı ve olay gittikçe renklendi. Sonunda Hava Kuvvetleri, 1994 yılında ilk Roswell raporuyla, bu enkazın aslında Sovyetler Birliği'nin nükleer çalışmalarını izleyen bir casus balonuna ait olduğunu kabul etti. Ancak yine de UFO fanatiklerini inandıramadı, çünkü adı geçen balon insansızdı, ama ortada cesetler vardı.
Ordu'ya göre cevap basitti, zaman içinde olaylar ve tarihler birbirine karıştırılmış ve farklı zamanlardaki iki olay birleştirilmişti. Cesetler, bir yakıt uçağının patlaması sonucunda ölen uçuş personeliydi ve teşhis edilmek üzere Roswell Üssü'ne getirilmişlerdi.
Otopsi raporunda cesetlerin yandığı ve bacaklarının koptuğu belirtilmişti. Bazı Roswelliler, yetişkin uzaylılar gördüklerini iddia etmişlerdi; bunlar iyi görünümlü, yüzleri kül renginde, 1,70 boyunda küçük kulaklı, küçük burunlu ve kel adamlardı. Roswell raporuna göre ise bu tanımlamalar Hava Kuvvetleri'nin kullandığı deney mankenlerine uymaktaydı.
1953 ve 1959 yıllarında yüksekten uçan avcı jetlerinin pilotları için geliştirilen paraşütleri denemek amacıyla 30 km yükseklikten, özel dev balonlardan aşağıya yüzlerce manken atılmıştı. Ama UFO kulübünün inatçı üyeleri bu açıklamalarla tatmin olmadılar, çünkü Roswell'de bir dünya dışı yaratık dolaşırken görülmüştü, yani cansız bir manken olamazdı.
Ordu'ya göre ise bu yürüyen uzaylı, Dan Fulgham adında bir yüzbaşıydı. 1959 yılında bu denemelerde insan kullanılmış, fakat bir kaza sonucunda Fulgham'ın yüzü kötü şekilde şişmişti. Eskort eşliğinde hastaneye giderken gören çiftçiler, büyük ihtimalle onu dünya dışı bir yaratık zannetmişlerdi.
Yeni rapor, fotoğraf ve filmi çekilen uçan dairelere de açıklık getiriyordu. Altmışlı ve yetmişli yıllarda Hava Kuvvetleri özel balonlarıyla NASA'nın denemelerine yardım etmişti. Mars aracı "Viking" gibi, UFO'ya benzer uzay kapsülleri, balonlardan aşağıya bırakılmıştı.
UFO fanatikleri bu açıklamaların, Roswell olayının 50. yılı nedeniyle hazırladıkları şenlik öncesine rastlamasına dikkat çekiyorlar ve dünya dışı ziyaretçilere olan inançlarından böyle iddialarla dönmeyeceklerini belirtiyorlar. Hava kuvvetleri yetkililerine göre ise Roswell efsanesi artık bir din haline dönüştürüldü ve bir din her şeye dayanabilir.
5. Şili'de Bulunan Garip Metaller
1995'te Şili Maden Bölgesi'ndeki dağlarda UFO gözlemi yapılıyor. Büyük ve parlak bir UFO yaklaşık 30 metre çapında, dağlara çok yakın uçuyor ve dağların arkasında kayboluyor. Arkasından bir ışık ve ses duyuluyor. Olaya şahit olanlar ise bölgede yaptıkları araştırmada, aşağıda resmini göreceğiniz, bilinmeyen metali buluyorlar. Parçalar Japonya'ya analiz için gidiyor.
Bulunan metal, oldukça garip özellikler gösteriyor. Cisimler çok değişik görüntü ve şekildeler ve görenler şimdiye dek böyle bir metal parçası görmediklerini söylüyorlar. Aynı kişinin anlattığına göre metal, 22 elementten meydana gelmiş. Nehirler tarafından aşındırılan kaya tiplerine benzeyen bir metal yapıya sahipmiş.
Görüntü platinyum veya gümüş şeklinde. İçinde ise nikel, alüminyum, kurşun ve bilinen diğer metaller var. %68 oranında da bakır. Buraya kadar her şey normal gidiyor ama bakın bunlar da gariplikler:
Elektrik geçirmiyor. %68 bakır olmasına karşılık. Resimde de görüldüğü gibi gümüş
Radar tarafından algılanamıyor.
Herhangi bir metal dedektör tarafından da görülemiyor (tanesi 3kg)
1.500 Celsius derecede bile erimiyor (1 saat ısıtılmış)
Nitrit Asit, sulfirik asit, pikrik asit etkilemiyor (30 dakika tutulmuş).