Şeriatın Geldiği Yer !

Newwave

Altın Üye
Altın Üye
Katılım
17 Kas 2007
Mesajlar
12,976
Reaction score
0
Puanları
0
Konum
World Of Hackhell

2r5vng2.jpg


Şeriatın geldiği yer çok tartışılacak

Pakistan bir ay önce kendi toprağı Svat vadisinde şeriat kurallarının geçerli olacağını kabul etmişti. Bölgedeki Taliban Pakistan merkezi hükümetiyle anlaştıktan sonra şeriat hükümlerini uygulamaya başladı.


Taliban'a göre fuhuş yapan kadınlar recm ediliyor, hırsızlık yapanların el ve kolları kesiliyor, cinayet işleyenlerin kılıçla başları uçuruluyor ve hafif suç işleyenler ise kırbaçlanıyor.

ANLAŞMANIN KAPSAMI GENİŞLETİLDİ

Taliban ile Svat vadisinde şeriat uygulanması konusunda anlaşmaya varan İslamabad yönetimi, anlaşmanın kapsamını genişletmeyi kabul etti.

Hükümet yetkilileri, Taliban temsilcisi ve Taliban yanlısı bir imamın temsilcilerinin katıldığı görüşmelerde, Svat vadisinde namaz vaktinde dükkanların kapanması, fahişeler ve uyuşturucu satıcılarına karşı sert önlemler alınması gibi konuları da kapsayan birçok maddenin kabul edildiği belirtildi.

TURİZM CENNETİYDİ

Taliban militanları, son bir yıldır eskiden turizm cenneti olan Svat'ta Pakistan ordusuna karşı önemli başarılar elde etmişti. Ciddi sorunlarla boğuşan İslamabad yönetimi bölgede çatışmalarının yoğunlaşmaması ve kaynakların diğer sorunlara harcanması için Taliban ile ateşkes anlaşması yaparak bölgede bazı şeriat hükümlerinin uygulanmasını kabul etmişti.


Kaynak
 
Amerikanın çıkarı olsa orayada demokrasi götürür.Fakirliğin ve açlığın olduğu bir yer svat vadisi
dolayısıyla kimsenin umurunda değil.

--------------
 
Suçları kesinlikle tasvip etmiyorum lakin el , kol , bacak , baş kesilmesi recm falan da anlayabilmek mümkün değil islamda
Hz Muhammed (S.A.V) zamanında da böyle cezalar olduğunuda hiç zannetmiyorum şeriat yanlış yorumlanıyor diye düşünüyorum.
 
kısasa kısas diye bir şey var gerçekte

savunuyorum

bakın göreceksiniz adam gibi şeriat kuralları uygulandığından 1 aya kadar suç kalmayacak yaprıtım budur işte

neden bizde suç oranı çok herkesin dayısı var cezalar ucuz da ondan ...

ayrıca yapılmış denmiyor şeriat kuralları üzerine anlaşılmış deniyor haberi iyi okuyun ...

suç olursa da uygulanacaktır mutlaka ...
 
Suçları kesinlikle tasvip etmiyorum lakin el , kol , bacak , baş kesilmesi recm falan da anlayabilmek mümkün değil islamda
Hz Muhammed (S.A.V) zamanında da böyle cezalar olduğunuda hiç zannetmiyorum şeriat yanlış yorumlanıyor diye düşünüyorum.


Kur'anı Kerimde yapılacak suçların karşılığına gelen cealar yok elbette; bütün bunlar ulemanın fetvasıyla ve diğer halifelerin uygulamalrıyla adet halinde getirilmiştir sanırım
 
Lütfen Kur'an meallerine bakınız...

Maide38:
Ves sâriku ves sârikatu faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen minallâh(minallâhi) vallâhu azîzun hakîm(hakîmun).
Ve, hırsızlık yapan erkek ve kadının yaptıklarına karşılık olmak üzere, Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin. Ve Allah Azîz'dir, Hakîm 'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).
39:
Fe men tâbe min ba’di zulmihî ve aslaha fe innallâhe yetûbu aleyh(aleyhi) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Artık kim, yaptığı zulümden sonra tövbe ederse ve ıslah olursa, o taktirde, muhakkak ki Allah onun tövbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir.

Başımıza ne geliyorsa aşırı duygusal yaklaşmalarımızdan ve hiç kimsenin Allah' dan (cc) daha merhametli olamayacağını anlayamadığımızdan geliyor. Bugün, hırsızlık yapanın elinin kesilmesi hadisesine "bu ne vahşettir bu zamanda" diye yaklaşanlar, yarın arabası çalındığında "ulan arabamı çalanı bir elime geçirirsem kafasını koparmazsam ya da kafasına sıkmazsam namerdim" tarzında "vahşetin" kişiye özel açılımını ortaya koyarken düştükleri çelişki karşısında, hırsızın yakalandıktan sonra elinin kesilmesinin mi yoksa mağdurun eline teslim edilmesinin mi daha çok vahşete yol açacağını anlamak için sanırım üniversite bitirmiş olmaya gerek yoktur. İnsanı yaradan da Allah, onun neyden ötürü en iyi şekilde cayacağını en iyi bilen de Allah' dır. Üstelik, "elini kesin" hükmünü veren Allah (cc) bize kendisini anlatıyor;
"Muhakkak ki Allah bağışlayandır, merhamet edendir"
 
iyi yanları da var kötü yanları da var
 
Başımıza ne geliyorsa aşırı duygusal yaklaşmalarımızdan ve hiç kimsenin Allah' dan (cc) daha merhametli olamayacağını anlayamadığımızdan geliyor. Bugün, hırsızlık yapanın elinin kesilmesi hadisesine "bu ne vahşettir bu zamanda" diye yaklaşanlar, yarın arabası çalındığında "ulan arabamı çalanı bir elime geçirirsem kafasını koparmazsam ya da kafasına sıkmazsam namerdim" tarzında "vahşetin" kişiye özel açılımını ortaya koyarken düştükleri çelişki karşısında, hırsızın yakalandıktan sonra elinin kesilmesinin mi yoksa mağdurun eline teslim edilmesinin mi daha çok vahşete yol açacağını anlamak için sanırım üniversite bitirmiş olmaya gerek yoktur. İnsanı yaradan da Allah, onun neyden ötürü en iyi şekilde cayacağını en iyi bilen de Allah' dır. Üstelik, "elini kesin" hükmünü veren Allah (cc) bize kendisini anlatıyor;
"Muhakkak ki Allah bağışlayandır, merhamet edendir"[/COLOR][/SIZE]

Valla berderke mükemmle bir açıklama olmuş bence!! Duygularıma tercüman olmuşsun diyebilirim!!!!

Bu ve bunun gibi İslamî cezaların uygulanamsı halinde yaptığı caydırıcılığın yanında bildiğim kadarıyla kul hakkı dışında kişisel olarak yaptığı günaha da kefaret olarak ödenmiş olduğunu hatırlıyorum!!
 
Allah kullarına iradeyi vermiş yaradılıştan..kim dünyada suç işlerse cezasını diğer tarafta çeker..bir kul bir kulun kellesini,elini,kolunu,canını alamaz.kısasa kısas diye birşey yoktur..olamaz
 
Maide38:
Ves sâriku ves sârikatu faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen minallâh(minallâhi) vallâhu azîzun hakîm(hakîmun).
Ve, hırsızlık yapan erkek ve kadının yaptıklarına karşılık olmak üzere, Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin. Ve Allah Azîz'dir, Hakîm 'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).
39:
Fe men tâbe min ba’di zulmihî ve aslaha fe innallâhe yetûbu aleyh(aleyhi) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Artık kim, yaptığı zulümden sonra tövbe ederse ve ıslah olursa, o taktirde, muhakkak ki Allah onun tövbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir.

Başımıza ne geliyorsa aşırı duygusal yaklaşmalarımızdan ve hiç kimsenin Allah' dan (cc) daha merhametli olamayacağını anlayamadığımızdan geliyor. Bugün, hırsızlık yapanın elinin kesilmesi hadisesine "bu ne vahşettir bu zamanda" diye yaklaşanlar, yarın arabası çalındığında "ulan arabamı çalanı bir elime geçirirsem kafasını koparmazsam ya da kafasına sıkmazsam namerdim" tarzında "vahşetin" kişiye özel açılımını ortaya koyarken düştükleri çelişki karşısında, hırsızın yakalandıktan sonra elinin kesilmesinin mi yoksa mağdurun eline teslim edilmesinin mi daha çok vahşete yol açacağını anlamak için sanırım üniversite bitirmiş olmaya gerek yoktur. İnsanı yaradan da Allah, onun neyden ötürü en iyi şekilde cayacağını en iyi bilen de Allah' dır. Üstelik, "elini kesin" hükmünü veren Allah (cc) bize kendisini anlatıyor;
"Muhakkak ki Allah bağışlayandır, merhamet edendir"


allahı yalanlarına alet etme

buyur bak şeriatın ne olduğunu oku

Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur'ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.
Maide-48

Bu ayette allah ümmetten kasttediği hristiyanlık yahudilik müslümanlık değil elbet .

kastedilen anlam farklı farklı milletlerdir zaten ümmet kelimesi ümm(ana) kökünden gelir aynı anadan aynı soydan farklı farklı milletler olduğu anlamındadır.

mademki herbirimize ayrı bir şeriat ve yol belirlenmiş Türk Milletinin şeriatıda yoluda medeni gerekliliklerden ilimden bilimden adaletten geçer.

arabın, çeçenin, farsın, şeriatı-yolu gerikalmışlığın bağnazlığın ezikliğin belgesidir.
 
LaiklikLe Kafasını Bozmuş BiriLeri Şeriatı Herkesi BeLLi Bir Dinin Hatta BeLLi Bir Mezhebin eLinde Onun RuhbanLarı Tarafından Topluma DayatıLan Karşı ÇıkanLarın Acımasızca Cezalandırıldıkları eLLerinin koLLarının KesiLdiği Bir Düzen Gibi DiktatörLük Gibi Göstermeye Çalışıyor. Kendi İdeolojiLeri İslamdan Daha yüce Allah(cc)den Daha MerhametLiLer (haşa)! Yani Din Devleti OLacak Herkes BeLLi Bir Dinin PolitikacıLar Tarafından YorumLanan ve Din AdamLarı Kadrosu Tarafından oLuşturuLacak Bir Yönetim Mekanizması oLarak Görmeye/Göstermeye ÇaLışıyor.. Burada AsırLardır HristiyanLarın ve YahudiLerin, SabiiLerin, Hatta EzidiLerin (Şeytana FarkLı Bir Misyon Yükleyen İnanç TopLuLuğu) MecusiLerin Yaşadığını UnutuyorLar.. MüsLümanLar AsırLarca Hindistanı, İspanyayı, Balkanları, Afrikayı Yönetti Ne oldu?

Bi Adam Şeriattan Yana DeğiLse ve MüsLümanım Diyorsa ya İslamı ya da Şeriatı BiLmiyordur

Şeriatın oLmadığı YerLeride Görüyoruz HaberLerde Otoban KenarLarında CesetLer,Gitar Çantasına KonuLan Kesik Bi Kafa,6 Yaşındaki Çocuğa Tecavüz EdenLer Daha NeLer NeLer..
 
Allah kullarına iradeyi vermiş yaradılıştan..kim dünyada suç işlerse cezasını diğer tarafta çeker..bir kul bir kulun kellesini,elini,kolunu,canını alamaz.kısasa kısas diye birşey yoktur..olamaz

Alicengiz bazı şeyleri insanların canlı, birebir görmeleri gerekiyor ki cardırıcılığı olsun!! Senin mantığınla o zaman ülkelerdeki yargı sisteminin de bir mantığı kalmıyor!! nasıl olsa öbür kü dünya da herkes cezasını çekecek di mi??


allahı yalanlarına alet etme

buyur bak şeriatın ne olduğunu oku

Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur'ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.
Maide-48

Bu ayette allah ümmetten kasttediği hristiyanlık yahudilik müslümanlık değil elbet .

kastedilen anlam farklı farklı milletlerdir zaten ümmet kelimesi ümm(ana) kökünden gelir aynı anadan aynı soydan farklı farklı milletler olduğu anlamındadır.

mademki herbirimize ayrı bir şeriat ve yol belirlenmiş Türk Milletinin şeriatıda yoluda medeni gerekliliklerden ilimden bilimden adaletten geçer.

arabın, çeçenin, farsın, şeriatı-yolu gerikalmışlığın bağnazlığın ezikliğin belgesidir.

DepreyoN Din de bence önemli olan milletinin ne olduğu veya millete göre şeriat uygulaması değildir. Bence önemli olan dine göre şeriat uygulamasıdır. Ama bunun yanında İslam alimleri tarafından yaşanılan bölgedeki iklim vb. farklılıklara göre bazı değişiklikler veya imtiyazlar uygulanabilir. Tabi bu köklü değişiklik anlamına gelmez!! Ben müslümansan benim yaşadığım müslümanlıkla Sudan'daki yaşanan müslümanlığın farklı olmaması gerekir!!


Saygılar..
 
Alicengiz bazı şeyleri insanların scanlı, birebir görmeleri gerekiyor ki cardırıcılığı olsun!! Senin mantığınla o zaman ülkelerdeki yargı sisteminin de bir mantığıkalmıyor!! nasıl olsa öbür kü dünya da herkes cezasını çkecek dimi??

ben ceza verilmesin demedim..kafasını,kolunu,canını almayın dedim.cinayete suç deyip de adamı öldürmek ne kadar doğru sence..?şeriat gerçek anlamından çıktığına göre şeriate karşıyız.aklın kullanıldığı bir sistem önemli olan!!..o da cumhuriyettir..tabii ki demokrasiyi araç olarak kullanan bir cumhuriyet değil.

~SiLenT ScЯeaM~;4128377' Alıntı:
LaiklikLe Kafasını Bozmuş BiriLeri Şeriatı Herkesi BeLLi Bir Dinin Hatta BeLLi Bir Mezhebin eLinde Onun RuhbanLarı Tarafından Topluma DayatıLan Karşı ÇıkanLarın Acımasızca Cezalandırıldıkları eLLerinin koLLarının KesiLdiği Bir Düzen Gibi DiktatörLük Gibi Göstermeye Çalışıyor. Kendi İdeolojiLeri İslamdan Daha yüce Allah(cc)den Daha MerhametLiLer (haşa)! Yani Din Devleti OLacak Herkes BeLLi Bir Dinin PolitikacıLar Tarafından YorumLanan ve Din AdamLarı Kadrosu Tarafından oLuşturuLacak Bir Yönetim Mekanizması oLarak Görmeye/Göstermeye ÇaLışıyor.. Burada AsırLardır HristiyanLarın ve YahudiLerin, SabiiLerin, Hatta EzidiLerin (Şeytana FarkLı Bir Misyon Yükleyen İnanç TopLuLuğu) MecusiLerin Yaşadığını UnutuyorLar.. MüsLümanLar AsırLarca Hindistanı, İspanyayı, Balkanları, Afrikayı Yönetti Ne oldu?

Bi Adam Şeriattan Yana DeğiLse ve MüsLümanım Diyorsa ya İslamı ya da Şeriatı BiLmiyordur

Şeriatın oLmadığı YerLeride Görüyoruz HaberLerde Otoban KenarLarında CesetLer,Gitar Çantasına KonuLan Kesik Bi Kafa,6 Yaşındaki Çocuğa Tecavüz EdenLer Daha NeLer NeLer..

cumhuriyetçi ve çağdaş insanlar yani laikler dinsiz değildir arkadaşım.şeriatle kafayı bozmuş birileri de laikleri dinsiz,Allahsız göstermeye çalışıyor..yani senin gibileri.
 
Alicengiz bazı şeyleri insanların scanlı, birebir görmeleri gerekiyor ki cardırıcılığı olsun!! Senin mantığınla o zaman ülkelerdeki yargı sisteminin de bir mantığıkalmıyor!! nasıl olsa öbür kü dünya da herkes cezasını çkecek dimi??




DepreyoN Din de bence önemli olan milletinin ne olduğu veya millete göre şeriat uygulaması değildir. Bence önemli olan dine göre şeriat uygulamasıdır. Ama bunun yanında İslam alimleri tarafından yaşanılan bölgedeki iklim vb. farklılıklara göre bazı değişiklikler veya imtiyazlar uygulanabilir. Tabi bu köklü değişiklik anlamına gelmez!! Ben müslümansan benim yaşadığım müslümanlıkla Sudan'daki yaşanan müslümanlığın farklı olmaması gerekir!!


Saygılar..

allah yalancıda senmi doğrucusun.

allah dileseydi tek bir millet yaratırdı her millete ayrı bir yol-şeriat verdiğini inkarmı ediyorsun.

Türk Milletinin Şeriatı/Yolu ilimdir fendir adalettir bağımsızlıktır.

ben müslümanlığı arap gibi değil sudanlı iranlı gibi değil aborjin gibi değil afgan pakistanlı gibi değil TÜRK GİBİ yaşamak isterim.

arraplara......... islam alimi denmesinde karşıyım zati islamın alimi olmaz muhtarı savcısı avukatı papazı keşişi olmaz islamda makam mevkii yoktur.imamların bile mevkisi yoktur.
 
1- ilahi dinlerin ortak özelliği aklı ,dini, nefsi,canı, malı,ırzı,korumaktır..
2-din;etnik farklılıkları ortadan kaldırmadan,örfi ırki, boyutları inkar etmeden bütün insanları dünya ve ahirette mutlu kılmak içindir..
3- şeriatı kanun koyucunun, dünya ve ahiret mutluluğuna götüren yolun çizelgesi ve anayasası gibi görerek,onu kişilerin ,zümrelerin,partilerin, devletlerin siyasi, ve ictimai yapılarında dolgu malzemesi yapmadan,her dönemin ve her mekanın içinde uygulanabilirliğini sağlayarak, diğer küçük teferruatlar örfi meslelerde toplumu germeden,hayata geçirilmesini ve saadet devirlerinin devamını tesistir.
4- kaftan giymek ,giyim kuşamdaki farklılıklar ,diş fırçası ile misvak gibi örneklerde olduğu gibi örfi şeylere cevaz vermekle birlikte, has kanunların herkes için geçerli olduğu, suç ve cezaların, ibadet ve inanç konularının tek bir ayetini bile tevile yer vermeden tam bir birlik uhdesi,tam bir birlik ümmet ve inanç tasa-güç birliği tesisinin,islam kardeşliğinin icarsı dır şeriat..
5- korkulan her ukubat-muamelat(uygulama ve cezalandırma) gibi yaptırımı olan hükümlerinde ALLAHIN birer kutsi işareti ve emri hikmeti olduğunu bilerek yaşamaktır şeriat..
6- bahsedilen cezalardan korkanlar; onalrı yapma kudreti yada iştiyakı olan insanlar mıki cezadan korkan suçludur anlayışını tecelli ettiriyorlar..ozaman 30.000 kişinin katili diye feryat ettiğniz apo için verilen cezaya(beşeri kanunların cezası) neden köpürüyorsunuz,hani adalet.. yada kendi kanununu oluşturup kendi davasını gören insanların kan davalarına uygundur mu diyelim.. millet beşerin kanununu yeterli görmediği için kendi davasını görmeye kalkıyor.. oysa ilahi adalet görse davayı kimsenin sesi çıkmaz,dvacınında davalınında.. ama adamına göre avukatına göre dava görülürse bu iş korkulan meseleler olur çıkar... konu ve örnekler uzatılabilir elveririki bunları konuşan her arkadaş vasat bir islam bilgisine sahip olsaydı tabii.. elifi bilmeden nerden anlatalımki...
 
ben ceza verilmesin demedim..kafasını,kolunu,canını almayın dedim.cinayete suç deyip de adamı öldürmek ne kadar doğru sence..?şeriat gerçek anlamından çıktığına göre şeriate karşıyız.aklın kullanıldığı bir sistem önemli olan!!..o da cumhuriyettir..tabii ki demokrasiyi araç olarak kullanan bir cumhuriyet değil.

Demekki bu tür cezalar yeterli olmuyor ki, hapisten çıkan bir adamın takrar cezaya eğilimi azalsın!! Hatta ve hatta ne hikmetse girenler nasıl olsa bi kere girmişim millet benden korksun mantığıyla kendi çapında efe, kabadayı kesiliyor!! TR çapında o kadar hapishane var e hepsi de dolu!! Sürekli insanlar giriyor, çıkıyor ama değişen pek birşeyin olduğunu sanmıyorum!!
 
allah yalancıda senmi doğrucusun.

allah dileseydi tek bir millet yaratırdı her millete ayrı bir yol-şeriat verdiğini inkarmı ediyorsun.

Türk Milletinin Şeriatı/Yolu ilimdir fendir adalettir bağımsızlıktır.

ben müslümanlığı arap gibi değil sudanlı iranlı gibi değil aborjin gibi değil afgan pakistanlı gibi değil TÜRK GİBİ yaşamak isterim.

arrap soytarılarına islam alimi denmesinde karşıyım zati islamın alimi olmaz muhtarı savcısı avukatı papazı keşişi olmaz islamda makam mevkii yoktur.imamların bile mevkisi yoktur.
aynen sana katılıyorum arkadaşım..islamda mevkii sadece Peygamberle ve Allah'ındır.imam,müezzin gibi zatlerin yetkisi yoktur..bu ülke 86 sene önce kurulurken bir ayrıma gitmiş.ya şeriat yönetimi yada cumhuriyet.milletimizi tekrar var eden ve yücelten Atatürk ve arkadaşları çağdaş yaşam ve yüksek medeniyetler seviyesi olan cumhuriyeti seçmiş,bir kural koymuş..devlet işlerine ve siyasete dini karıştırmayacaksınız..Avrupada fransız devriminden önce halk kiliseyle yönetilirken aklın ve adaletin dışındaydı..papazlar tarafından sömürüyolarlardı..tıpkı bugün ülkemizde dini sömüren siyasetçiler gibi.
sonuç olarak benim yaradanım Allah'tır..benim için önce Allah gelir..sonra verilmiş olan ruhumun yöneticisi aklım,sonra çok sevdiğim atam Atatürk gelir..
 
Talinan ve islam , taliban üzerine..



Taliban üzerine

Taliban'ın fikri beslenme kaynakları nelerdir? Taliban'ı hangi fikri, tarihsel ve sosyal şartlar ortaya çıkardı? Bu hareketin kaynakları arasında Ebu'l-A'la Mevdudi ve Seyyid Kutup'u gösterenler ya kasıtlı davranıyorlar ya da bilgisizce bu bağlantıları kuruyorlar.

Modern İslamcılığın en önemli fikri ve siyasi akımı olan Cemaat-i İslami'nin bugün Afganistan savaşına karşı çıkması, onun Taliban'la fikri ve siyasi akrabalığına delil teşkil etmez.

Taliban'ın önde gelen uleması, hiçbir zaman Mevdudi'yi başvurulacak bir referans kabul etmediler. Onlara göre kendileri gibi medrese kökenden gelmediği için Mevdudi ne alimdir, ne de İslam hakkında görüş beyan etmeye ehliyetlidir. "Tefhim" adı altında yazdığı tefsir de bu yüzden okunmaya bile değer değildir.

Mevdudi gibi 20. yüzyılın en büyük fikir ve ilim adamları arasında yer alan Müslüman bir şahsiyete ilişkin görüşleri bu olan Taliban'ın öğrenim zincirini Batı türü kurumlarda yapmış olan ve İslam'la ilgisinden önce sosyolog formasyonuyla öne çıkan Seyyid Kutup'u kabul edilebilir bir kaynak kabul etmesi zaten düşünülemez.

Bundan birkaç sene önce Taliban uleması, Sudanlı Hasan Turabi ile de ciddi bir polemiğe girmiş, sonunda Turabi'nin 'küfrü'ne karar vermişti. Öne sürdükleri gerekçe, hadis ilmiyle uğraşanların pek yakından bildiği ünlü "sinek hadisi"dir. Peygamber Efendimiz (sas)'den rivayet edilen bir hadise göre, "Eğer yemeğe sinek bir kanadıyla düşerse, hemen sineği öbür kanadıyla da yemeğe batırmak lazım." Hadis yorumcuları sinekteki iki kanattan birinde zehir, diğerinde panzehir olduğunu söylerler. Hasan Turabi, bu yorumun herhangi bir gerçeklik temeline dayanmadığını, dolayısıyla bu hadisin uydurma (mevzu) olduğunu söyleyince kıyamet koptu.

Taliban uleması, İslam dininin önemli bir mezhebi olan Şia'ya mensup Müslümanları da "dinden çıkmış" kabul ederler. Taliban ile İran arasındaki ihtilafın bir sebebi siyasi ise, bir sebebi de Taliban ulemasının Şiileri tekfir etmesidir.

Bu yöndeki örnekleri çoğaltmak mümkün.

Buradan hareketle Taliban'ın kaskatı bir 'fundemantalist hareket' olduğunu söyleyenler var. Gerçekte ise Taliban, köklere ve asıl sahih kaynaklara dönüşü savunan hiçbir İslamcı akımla aynı görüşte değil. Fundamentalizm, sadece "Kur' an'ı esas alan, bu arada sünneti, sahabe içtihadını ve tarihsel mirası reddedenler" için kullanılabilir bunlar Türkiye dahil birçok ülkede resmi çevreler tarafından destek görüyor olsalar bile, hakikatte İslam dünyasında marjinal bir gruptur.

19. yüzyılın ikinci yarısından bu yana meşru çizgide "tecdit, ihya ve ıslahat" iddiaları olan İslamcıların fikri ve siyasi görüşlerini dayandırdıkları üç ana nokta var: Bunlar da Kur'an'a ve sünnete dönüş; içtihat kapısının açılması; ve cihat ruhunun uyandırılmasıdır.

Taliban, Kur'an ve sünnetin yeni bir okumaya tabi tutulması ve içtihat yapılması gibi fikirlere son derece yabancıdır. Taliban'a göre, Emeviler'in son dönemleri ve Abbasiler'in orta zamanlarında teşekkül etmiş bulunan ilmi miras yeterlidir. Bir şey ne kadar eskiyse o kadar değerlidir; hatta elle yazılmış bir kitap matbaada basılmış bir nüshadan daha hayırlıdır. Taliban'ın İslam'a ilişkin belki de tek, sabit ve değişmez beslenme kaynağı, bundan yüzyıllarca önce ve İslam'ın görkemli zamanlarında Hindistan'da kurulmuş bulunan medrese geleneği ve bu gelenek yoluyla bugüne olduğu gibi nakledilen bilgilerdir.

Kavramları ve tanımları yerli yerinde kullanacak olursak, dememiz gereken şu ki, Taliban bir "fundamentalist hareket" olmadığı gibi "radikal bir hareket" de değildir.

Hiç kuşkusuz İslam dünyasında iktidar değillerse de bazı radikal akımlar var. Bunlar çoğunlukla göç sonucunda kalabalık nüfusun toplandığı kentlerde faaliyet gösterirler. Kent radikal hareketlerin en önemli maddi ve sosyal ilham kaynağıdır. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği, eşitsizliklerin, adaletsizliklerin, anlam kaybı, aile parçalanması, ahlaki çöküntü ve kültürel yozlaşmanın yaşandığı kentlerde, radikaller için yapılacak tek şey, kent arazisinin tümden bu kötülüklerden temizlenmesi ve üzerine yepyeni, saf, adil ve lekesiz bir binanın inşa edilmesidir.

Radikalizm sadece bugüne karşı geliştirilmiş bir muhalefet değildir, bunun yanında geleceğe ilişkin bir ideal, zihnin tasarladığı büyük bir ütopyadır. Ve sanıldığının aksine radikallerin gözü geçmişin eski dönemlerinde değil, yarına ve büyük bir geleceğe çevrilmiştir.

Radikal İslam, göçün ve kentin, Taliban kırın ve köyün geleneksel ideolojisidir. Onun için her şey geçmişte tanımlanmış, toplumsal hayatta karşılaşılması muhtemel bütün sorunlara çözümler bulunmuştur. Kurtarıcı formüller eski kitaplarda olduğu gibi bizi bekliyor. Eğer merkezi bir iktidar kurulur ve eski alimlerimizin söyledikleri ve çözüm olarak önerdikleri şeyler -ki bunların çoğu yeni içtihat değil fetvadır- resmi devlet politikası olursa, toplum ıslah olacaktır.

Müzik, kadın sesi ve kadının sivil ve kamusal hayatıyla ilgili görüşlerinin tamamı Afganistan'ın binlerce yıllık tarihi ve sosyal geleneklerine ve tabii ki bunlarla örtüşen 11. yüzyıl fıkıh telakkilerine dayanır.

Doğrudan Kur'an ve Sünnet'i esas alarak bugüne ilişkin sorunlara çözüm bulmaya çalışan, bu çabayı gösterirken modern zihnin kavramsal çerçevesine başvurmaktan çekinmeyen ve bütün bunların yanında "dirayet tefsiri" yazan Mevdudi ve Seyyid Kutup nasıl olur da Taliban'la aynı kefeye konulur? Ki bu iki zat ve onların kulvarında çok sayıda Müslüman bilgin ve fikir adamı en başta "mezhepsiz" olmakla suçlanmışlardır.

Taliban için kurtarıcı fikir Sünnilik ve Sünniliğin Hanefi versiyonudur. Eğer Roger Garaudy'nin tanımsal çerçevesini kullanmak gerekirse, bu özelliği dolayısıyla Taliban'a "entegrist hareket" denebilir ancak. Çünkü entegrizmin belirgin özelliği geçmişin üzerine kapanmak ve geçmişte olan ne varsa bugüne taşımaya çalışmaktır.

Taliban'ın Necd bölgesinin katı şartlarında formüle edilmiş Selefiliğin bir versiyonuyla uyuşma halinde olması, kırın ve özü kaybolmuş geleneğin formuna olan bağlılığına işaret eder. Ahmet ibn Hanbel ve İbn Teymiye üzerinden günümüze gelen asıl büyük Selefi düşünce mirasını tam olarak temsil etmez. Çünkü bu iki alimin epistemolojik görüşü, bid'at ve hurafeye karışmış geleneksel unsurların ayıklanarak, ilk iki kaynağa dönüşü esas alır.

Taliban'ın geleneğe yüklediği, mutlak anlam onu herkese karşı katı ve dışlayıcı tutuma itmiştir; bu yüzden onlara göre 'Taliban dışındaki bütün İslami grup ve akımlar' gayr-i meşrudur. Afganistan'da binbir meşakkatle faaliyet gösteren Türk okullarını kapattığında, gerekçe olarak bu formdaki Müslümanlığın en hafif deyimiyle "bir sapma" olduğunu, toplumun saf geleneğini bozma potansiyeline sahip bulunduğunu söylemiştir.

Bununla beraber 11 Eylül'den sonra Taliban'ın İslam dünyasında belli bir sempati kazandığını söylemek mümkün. Ancak bu, İslam dünyasının Taliban'ın fikri ve siyasi görüşlerini paylaştığı anlamına gelmiyor. Afganistan'da olup bitenlere karşı çıkmak ile Taliban'ın İslam anlayışını ve siyasetini paylaşmak aynı şey değildir.


Taliban tecrübesi

Beş yıllık Taliban tecrübesinin bize öğrettiği ilk önemli ders şudur: Modern dünyayı monolotik bir zihin yapısı içinde algılayıp kökten reddetmek objeler dünyası ve toplumsal fenomenlerin baskısı dolayısıyla mümkün değildir.

Daha önceki bir çalışmamızda ( Bkz. Kutsala, Tarihe ve Hayata Dönüş, 1985, İst, s. 271 vd.) İslam dünyasında modernliğe karşı üç ana tutum olduğunu söylemiştik: "Teslimiyetçi tutum", "Retçi tutum" ve "Aşmacı tutum".

Teslimiyetçi tutum, sadece politik, askeri ve ekonomik bakımdan değil, sosyal ve kültürel bakımdan da modern dünyanın gerisinde ve kenarında durmayı peşinen kabul eder. Kendinde herhangi bir üretim gücü bulmadığı için tek iticidir. Modern dünyanın aktif merkezlerinde üretilen iktisadi, teknolojik, sosyal ve kültürel yapıları olduğu gibi alır ve kendine düşen pay oranında tüketmekle yetinir. Halihazırda İslam dünyasının genelinde, özellikle Batıcı ve Batılaştırıcı seçkinlerin elinde tuttuğu iktidar yapılarında bu tutum benimsenmiştir. Teslimiyetçi tutum, sadece resmi toplumla sınırlı değildir, mevcut iktidar yapıları tarafından bütün bir topluma emredici politikalar ve taşıyıcı araçlar, kurumlar yoluyla da taşınmakta ve empoze edilmektedir.

Retçi tutumun temel karakteristiği, referans noktaları arasında "İslamiyet" belirgin bir yere sahip olmakla beraber, aslında entegrist bir kimlik arz etmesidir. Bu yüzden geçmişin mirası ve nakil yoluyla bugün sahip çıkılan gelenek aslında onun en önemli direnç kaynaklarını oluşturur. Retçilik, bireysel ve küçük cemaatler ölçeğinde savunulduğu müddetçe, belki de demokratik bir hak olarak da görülebilir. Nitekim modern dünyada çok sayıda marjinal grup var ve bunlar ana akım içinde yer almamak için kendilerine özgü coğrafi ve kültürel koruyucu alanlar geliştirmişlerdir.

Ama modernliğe karşı dini yedeğine almış bulunan geleneksel retçilik, bütün bir ülkenin iktidar yapısını dönüştürmeye kalkıştığında, işte o zaman objeler dünyasının ve toplumsal fenomenlerin ağır baskılarıyla yüz yüze gelir. Geleneğin kendi başına modernliğe karşı durduğu, zaman içinde kalıcı bir direnç gösterdiği görülmemiştir. Bu açıdan Taliban rejiminin İslami referanslarına ve dini söylemlerine rağmen uzun süre ayakta durması, hele iddia edildiği gibi çevre ülkelere 'model ihracı' teşebbüsünde bulunması mümkün değildi.

Retçi tutum dolayısıyla vuku bulan bütün olaylar ve ortaya çıkan büyük travmalar sadece bu tutuma sahip yapıları tahrip etmekle kalmıyor, modern dünya ile yüzleşmekten yana olan, İslami mirası "tecdit, ihya ve ıslah" yoluyla yeniden yaşanabilir kılma iddiasıyla ortaya çıkan diğer bütün akımları da derinden etkiliyor. Taliban tecrübesinin İslami bakımdan en büyük hatası, kendine özgü bir zihniyet çerçevesinde teşekkül ederken, bu dar çerçevenin dışında kalan namütenahi "mubah alanları" da haram ve yasak kapsamı içine sokmasıdır.

Oysa Peygamber Efendimiz (sas)'in hadisinde de belirtildiği gibi "Allah'ın hudutları bir koruluk gibi"dir, bellidir. Bunlara tecavüz edilmediği sürece gerisi serbesttir, yani belli yasakların dışında kalan hayatın diğer geniş ve belki de sınırsız alanlarında herkes özgür ve özerk yaşayabilir.

Taliban acı verici bir tecrübe oldu; ama belki de bunun yaşanması gerekirdi. Çünkü başka şekilde modern dünyayı yeterince ciddiye almayan Müslümanlar, bu dünyanın içinde kalarak onu daha adil, özgür ve insan yüzlü bir şekle dönüştürmek üzere "aşkın (müteal) olan"ın yeniden nasıl tarihe ve hayata dahil edileceğini uzun uzadıya düşünmeyeceklerdi.

Kaynak

 
allah yalancıda senmi doğrucusun.

allah dileseydi tek bir millet yaratırdı her millete ayrı bir yol-şeriat verdiğini inkarmı ediyorsun.

Türk Milletinin Şeriatı/Yolu ilimdir fendir adalettir bağımsızlıktır.

ben müslümanlığı arap gibi değil sudanlı iranlı gibi değil aborjin gibi değil afgan pakistanlı gibi değil TÜRK GİBİ yaşamak isterim.

arrap soytarılarına islam alimi denmesinde karşıyım zati islamın alimi olmaz muhtarı savcısı avukatı papazı keşişi olmaz islamda makam mevkii yoktur.imamların bile mevkisi yoktur.


"Allah yalancı da sen mi doğrucusun"

Ne alakası var yaa!! Laf mı şimdi bu senin dediğin!! Sen herşeyden önce Allah lafzını yazarken büyük harfle yaz da daha güzel olsun!!

Bak işte ayrıma düştüğümüz bu nokta!! Müslümanlık millete göre değildir!! Sadece en fazla mezhep olayı vardır!! O zaman senin deyişinle her devlet kendine göre dini kurallar koyacak öyle mi?? Bu tamamen saçmalık olur, başka birşey değil!! Müslümöanlık tektir, değiştirilecemz!! Diğer dinler için de bu böyledir!!

Zaten Müslümanlığn yeni yayılmaya başladığı dönemlerde Pergamber Efendimiz söylemiyor mu: "Arab'ın Arab olmayana veya Arab olmayanın Arab'a bir üstünlüğü yoktur!!

Bunun yanında, İlim fenle de bir yere kadar oluyor!! En basitinden bazen ilmin yeteresiz kaldığı birçok nokta oluyor!! Hem ilim, fenm yeterliyse o zaman dine ne gerek var?? Değil mi?? İslam dinini tamamen kaldıralım T.C. nin dini bundan sonra ilim-fendir diyelim??

Zaten mevki olayını açıkladım!! Arab'ın benden herhangi bir üstünlüğü yoktur, benim ondan bir üstünlüğüm olmadığı gibi!! O kadar güzel bi millet olsalardı zaten İslam dini ilk olarak onlara vahiy olunmazdı!!
 
Geri
Üst